Archive for the ‘berlin’ tag
Üçyüz bilmem kaç gün

1 yıl önce konuşmayı bıraktık. Öyle. Çat diye. G-talk üzerinde. Ben kızmıştım. Suçlandığım kelimelerin hiçbiri doğru değildi. O sanırım bıkmıştı. Daha çok. Genel gidişattan. Şunu yazdığımı hatırlıyorum: Yeter ya bu saçmalık ne. O da görüşmeyelim artık biz en iyisi dedi. Sonrası boşluk. Beynimin derinliklerinde. Kes yapıştır modeli kopyalamadım, arkadaşlarımdan birine forward etmedim, yarın öbür gün okurum diye kaydet tuşuna basmadım. Attım sadece hayatımdan, çöp sepetine.
İki Berlin seyahati, bir büyük hüsran, dört farklı koltuk, sayısız How I Met Your Mother, 801 yazı, yedi kalp çarpıntısı, 53 sergi, dört başarısız nasılsın mesajı, on kilo kuruyemiş, altı ayrı kar yağışı, dört dişçi randevusu geçti üzerinden. Özledim. Cuma gecesi 19:43 telefonlarını. Bir nedeni de yok ki.
2010 Berlin’i gezme rehberi

Biliyorum. Berlin günleri bitti. İstanbul’a dön de bize olacaklardan haber ver diyorsunuz. Haklısınız. Az sonra çıkıp İKSV‘nin muhteşem binasına gideceğim. Salon’da olanları öğrenip, “acayip bir mekan 16 Ocak’ta açılıyor” yazımı yazmaya başlayacağım. Ama ondan önce, biraz da veda niyetine, hani olur da bütün bu propagandamdan sonra Berlin’e gitmek isteyenler olur diye ufak bir toplama yaptım. O şehre benim kadar sen de aşık olasın diye…
- Kredi kartı geçmez diyorlar. Haklılar. Geçen yerlerde bile eski slip sistemi kullanılabiliyor. (bkz. Anna Blume)
- Yakın yere taksiye binecekseniz, 5 Euro uygulamasını sorunuz. Eğer yollarının üzerindeyse faiz almadan bırakılacaksınız. Aman dikkat taksicilerin yüzde sekseni Türk ama konuştuklarınızı dinlemek için numara yapmaktalar.
- Barın adı Pony. Caddeninki Alte Schönhauser Straße. Şatlar 2 Euro ve dolaptan çıkmış bardaklarda. Martiniler duble.
- Amerika haricinde kereviz sebzesini 50 cm getiren tek şehir Berlin olsa gerek. Bloody’nin babası White Trash‘te.
- Pappa e Ciccia isimli İtalyan lokantası. Garson beş dil biliyor, bunların hiçbiri Almanca ya da Türkçe değil. Ona iş varsa bana neden olmasın.
- Şehrin her türlü toplu taşıma aracını kullanmanın haftalık maliyeti 26 Euro. Günlük almaya kalksak 6.
- Metronun almancası U-Bahn, M ise otobüs hatlarına verilen harf. Aman karıştırmayın.
- Alexanderplatz Kauffman Galeria içinde gurme bölümü de olan bir market. Tuvalet kağıdı ve diş macunu ihtiyaçları için değil, yeme-içme zamanı geldiğinde.
- Meydanlarda adamlar, sırtlarında elektrikli ocak, önlerinde ızgaralarda, yürüyerek currywurst yapmaktalar. 1Euro’ya karın doyurmak mümkün.
- Şaşırmayın pek çok bar kendini sigara içilen mekan olarak kabul ettirmiş. Kreuzberg’deki Das Hotel bunlardan biri.
- Bauhaus Müzesi‘nde Alman gestapoları kol gezmekte. Elimizdeki çanta ve ceket zorla dolapların içine.
- Eskiden ghetto diye hor görülen Neuköln, şimdinin yükselen değeri. Kreuzberg’l arasındaki sınır yeni adıyla Kreuzköln, sanatçıların, mimarların, öğrencilerin yaşam alanı.
- Ka De We alt tarafı alışveriş merkezi. Diyenler olacaktır. Onlara en üst kattaki istridye şampanya reyonunu ziyaret etmelerini tavsiye ediyorum.
- Va Piano‘da kapıdan giriyorsunuz elinizde bir kart, istediğiniz bölümde pizzalar, salatalar. İtalyan zinciri sanarsanız yanıldınız. Kendileri Almandır.
- Potzdam, Berlin’e yarım saat uzaklıkta kutu gibi bir şehir. Köprüsünde zamanında batıyla doğunun ajanları bilgi alışverişi yapmış, sokaklarında Hollanda ve Ruslar için özel evler kurulmuş. La Maison du Chocolatier. Mutlaka gidilmesi gereken mekan. Pasta yanında kakao leziz.
- Köpekleri cafelerde, bisikletleri metrolarda, biraları gazetecilerde görürseniz şaşırmıyorsunuz. Bu şehirde hepsine izin var.
- Ku’damm üzerindeki Lego mağazasına girince karşınıza şeker gibi renklerde parçalar çıkacak. Bir de çocukların oyuncaklarını kapmış babalar.
- Augustrasse üzerinde Berlin Galerisi. İçeride Yaşam Şaşmazer’in heykellerinden biri.
Hoşçakal Berlin, yine geleceğim
O adama aşık olduğumda şunu düşünmüştüm: burnunu karıştırsa da, gece horlasa da, gereğinden fazla Playstation oynasa da ikimizi seveceğim. Kısıtlı zaman. Belki üç ay. Geçti. Çok çabuk. Sonra aynı duyguyu alıp ikincisine monte ettim, horlamayı beyaz pantalonla, Playstation’u kovboy çizmeleriyle değiştirdim. Bir hafta. Yazılarımda, hayallerimde, rüyalarımda onunla yaşadım. Üçüncüsü, beşincisi, onuncusu gelene kadar. On birincinin ertesinde, elimde kumanda Criminal Minds başlamasını beklerken yatağımdaydım. Karşıdaki duvara Berlin resimlerimi koysam, antreye de kara tahta yaptırsam diyordum.
Bugün, o sahnenin hayallerimden çıkmasından iki dakika, yaşanmasından dört ay sonra Buckhantine’de oturmuş kakaomu yudumluyorum. Keşkeleri rafa kaldırdım. Adamlardan, bedenimdem, İstanbul’dan uzakta. Dün çam ağacını sürükleyerek eve taşıdım, öncekinde şarap şişesiyle metroya daldım. Kendini kaybettin diyenlere inat, aslında tam da şimdi olduğumla mutluyum. Bir iki saat içinde havaalanına gidip pasaportumu vereceğim. Uçak. Taksi. Asansör beşinci katta durunca evdeyim. Evimde. Orada olmayı çok sevsem de, yaşamak istemediğim şehirde.
Ne aşıkların, ne de İstanbul’un suçu yok bu işte.
Üç Berlinsever

Üç kız. Berlin Schönholtzer Strasse’de ev tuttuk. Numara 10. Kat 5. Bir hafta çok çabuk geçti. Dünmüş gibi. Nüfus sayımı yapılsa kütüğümüz Prenzlauer Berg’de sanki. Eril Şerbetçi. Deniz Harut. Hazal Yılmaz. Burda. Galata. Nişantaşı. Londra. Yok. Berlin 2009′u ve sıkıntıları sildi. Ucuza yedik, paranın dibine, mutluluğun sonuna vurduk. Yarın savaş çıksa, güzel yaşadık deriz.
Sonunda, M (otobüs) T (taksi) S (tramway) U (metro) lardan birine binip Tegel’e gitme vakti gelince hepimizin aklında aynı endişe;
1. Geri dönünce karşımıza çıkanlardan memnun kalacak mıyız
2. 2011 yılbaşında Arjantin’de olacak mıyız?
3. Jungle Marry’nin yanında domuz, White Trash‘te kaburga yiyebilecek miyiz?
4. Berlin ruhuna uyup metroda şarap açacak mıyız?
5. Herşeye rağmen gecelerin gazabından kurtulacak mıyız?
6. Gerektiğinde birbirimize müdehale etmeyi, A Neukölln‘e gitmek istesek de eve dönmeyi, bilgisayar karşısında sabahlamayı bilecek miyiz?
7. 30′a az kalsa da çam ağacını eve sürüklemeyi kabullenecek miyiz?
Berlin’e geldiğim iki kadın bi de ben. Biliyoruz. Ne olursa olsun doğru yoldayız. Biri sağdan lafını esirgemez, öbürü soldan. Ortadaki evet der. Haklısın. Hadi dördüncü kadehi buna kaldıralım. Yanımızdakine kızsak, karşıdakine sinir olsak da yanyanayız. Hepsi bu.
Berlin’i anlama sözlüğü

Show must go home: (Şov eve gitmeli) Gece dörtte 8mm’den çıkma vaktinin geldiğini belirten ünlem.
Junggle marry (Ormanda Marry): 1.Blooddy marry’nin White Trash hali. 2.Bloody Marry kereviz sapları ve çiçekleriyle gelince verilen isim.
From 7- till you drop (7′den siz düşene kadar): Danzinger Strasse’de yedide açılan barın kepenklerinde yazılı cümle.
İkea müzemizin her şeyi: Hamburger Banhoff ikinci odadaki eserlere verilen genel isim.
Höfe: İç ice geçen, çeşitli katmanlarında cafeler, dükkanlar, sergiler bulunan avlu. Hackesche Höfe, Heckmann Höfe ünlü avlulardan ilk akla gelenler.
Galilu: Şifresini bilemediğim için kullanılamayan Airport ismi.
Şayze: Yazıldığı gibi okunduğunda küfür belirten sözcük.
Do you have enough money (yeterli paranız var mı?) Altes Europa‘da üçüncü şişe şarabı ısmarlamak istediğinizde karşılaşacağınız soru şekli.
5: 1.O saatten sonra geldiğinizde giremediğiniz Lego Müzesi 2. Sabaha karşı kullanıldığında eve erken girme vakti. 3. Panorama kapılarının açılma zamanı 4. 200 cl şaraba vereceğiniz en fazla miktar.
Kreuzköln: Kreuzberg ve Nuekölln arasında sanatçılar, galeriler, barlarla hareketlenen bölge. Reuter Strasse, Hobrecht Strasse ve Weser Strasse mahallenin efendileri.
İnternet: Bütün aramalarıma rağmen sadece Oberholtz kahvesinden bulduğum modern dünya iletişim yöntemi
Schöneberg: Avrupa’nın Amsterdam’la yarışan gay başkenti.
Meena Kumari: Lychener Straße 9′da bulunan Hint restoranı. Set menüler 17 Euro. İki kişi doyar da artar bile.
Ku’damm: Kurfürstendamm. Üzerinde üç H&M bulacağınız Berlin’in alışveriş merkezi
O2: 15 Euro’ya aylık sınırsız internet sağlayan telefon şirketi.
Soul Kitchen: Fatih Akın’ın 2009 yapımı muhteşem komedi filmi
Mama: 1. Kreuzbergliler’in mahalle barı (Hobrechtstr. 61) 2. Argoda yemek.
Elde var sıfır
Daha iki saat önce yabancısı olduğum adam yanımda duruyor. Beni arıyormuş. Oysa yeni yıl listesine yazmıştım. Kalbimi kaptırmadığıma, tenimi değdirmeyeceğim.
Bardayız. Önümüzde Jagermaister şatları, anında tüketilmeye hazır. Kanımda promil oranı arttıkça mıknatıs efekti giriyor aramıza. Çekilen türden. İtiraf o sırada devreye giriyor. Onu bekleyen kadına dair. Elbette diyorum, uzağında duracağım.
Ama işte tutku da, asabiyet gibi, arsızca ikimizi kemiriyor. Dans pisti. Artık sadece vücudumuz değil, bakışlarımız da birbirine yakın. Kaçtıkça kovalıyor olasılık hesapları. Kovaladıkça daha sıkı tutuyor belimi. Karanlık, Berlin, beyazla kaplı kadırımlar olanların sebebi.
Ertesi sabah. Kahvaltı için Das Hotel‘e gidelim dediği an. En zoru. Sanki ritüelimizmiş gibi davranıyor. Aklımda diğer kadın, ruhumda merak. Çok yorgunum diyorum. Bitesi aşklardan.
Testereli çingeneler, puantiyeli kızlar

On birde İstanbul sakinlerine mutlu yıllar mesajları atıldı. Neyse ki o sırada tiyatro sahnesinde rock’roll ruhunu 2010′a taşıyanlar inmiş, dönen etekli hanımlarla smokinli beyler sigara içmek için fuayeye cıkmıştı. Dans etmekten yorulmuş ayaklarımı dinlendirmek için köşeye oturdum. Mutluluk.
Bizim yılbaşımız ondan geri sayarak karın altında başladı. Önce en yakınımıza sarıldık, ardından kalanlara. Havai fişekler patladı. Sıcak şarap servisi peşine takıldı. On dakika sonra Teksas’tan gelme çingeneleri dinlemek için balo salonuna daldık.
Emek Sineması’na benzeyen Admiral Palace‘ın altına bulanmış duvarları, balkonunda oturan şampanyalı kadınları, sahnenin kırmızı kadife perdesi. Bir daha kolay bulamayacağım türden saatlere ait olma hissini verdi. Kafamızı salladık, içkileri yudumladık, üzerimize bulaşan viski damlaları umrumuzda değil.
Altıya doğru son çıkan ekipler arasına karışırken, hangi ev partisine gitsek, Berghain‘de bira içsek, Weekend‘e mi baksak çelişkileri arasında Friedrich strasse kaldırımında durmaktaydık. Sabahı görmek isteme, yarın olacakları boşverme duygusu yıllar sonra yeniden geldi. Ağzımı açıp kar dolsun diye bekledim.

