Urban Confessions

Bir şehrin anatomisi

Archive for the ‘bira’ tag

Beyaz yalan söyledim sana

without comments

Beyaz yalan söyledim sana. Anneme gidicem, dizinin dibinde oturasım var diye. Oysa evimde Garry Marshall yapımı “Valentine’s Day” filminde Bradley Cooper ve Eric Dane izlemekteydim. Kendime ayırdığım birkaç saat… Asla görmek istemeyeceğin pamuklu pijamalarım, dokunsan rüyalarına girecek külotlarım, sağ parmağı kaçmış da olsa senden daha uzun süredir hayatımda olan çoraplarımla. Seni atmak istemedim hayatımdan, sadece kendimi özlemiştim.

Dikkatsiz, şuursuz, bakımsız, akşam yemeği niyetine mısır patlatan, sabah kahvaltısında blooddy marry içip, öğle zamanı gelince burger’leri götüren. En sevdiği koku çamaşır, dayanamadığı açık klozet kapağı, evinde asla kabul etmeyeceği ortadaki bira şişeleri olan kadını. İki gün yıkanmasa da kendisini seven, dört gün evden çıkmadan da eğlenmeyi bilen, bir gün bayıldığından ertesi gün nefret eden kızı.

Sonra bir mesaj geldi telefonumun ekranına, ortada senin adın, altında yazan “iyi geceler tatlım”. O zaman da koşup kucağına atlamak istedim. Ben işte…belirsiz, şaşkın, spontan….Baktım ki aslında… ben aynı benmişim.

Written by Hazal

March 3rd, 2010 at 6:16 pm

Pazar, kahve, internette gezmece

with one comment

Bugün nette dolaşma niyetinde olanlar, meraktan bu yazıyı okuyanlar, bakalım bugün iyi bir şey çıktı mı diye soranlar. İşte internetin (benim için) harikaları.

Bir Galatalı’nın İstanbul, sanat, politika üzerine notları: Les Betises Turques (Türk saçmalıkları)
Vogue’un bile en iyiler listesine girmiş olması gereken formattaki moda blogu: Bryan Boy
İstanbul’un G noktaları GustaMap‘te. Çok yakında!
Yeni çıkan müzikleri mi merak etmiştiniz? NPR dinleyiniz
Geçenlerde yazmıştım ama pazar listesine girmezse olmaz. Do You Read Me? – Dergi vahası
Dünyanın her yerindeki kitapçılar burda: Book Store Guide
Fotoğrafçı, mimar, artist, dergici misiniz? Lütfen Rhiz‘e geliniz.
Kadıköy’ün sanat alanı: Mtaar
Crack Two bakmak için
İlham perileri  gelsin istediğinizde Monomoda‘ya bakınız.
Cafe Fernando: Gelmiş, geçmiş, yenmiş, içilmiş en iyi yemek blog’u
Spike Jonze, Absolut için çektiği 30 dakikalık I’M HERE filmiyle Sundance Film Festivali’nde!

Written by Hazal

February 21st, 2010 at 11:35 am

Hevesim patladı, yenisi var mı?

with 3 comments

Adamın kadınla ilgilenmemesinin olası nedenleri:

1. Gayizm (Homosexuality)
Toplum baskısı, patron duymasın, alem bulmuş ben farkında değilim gibi bahanelerle kadına erkeklerden hoşlanıyorum diyememiş, bunun yerine bütün gece dibinde dans edip eve gitme yolunu seçmiş erkek durumu. Pembe gömlek, muhteşem koku, güzel popo belirleyici unsurlar olmadığından bu seçeneğe atlamadan, kadınlardan biraz daha dikkatli incelemeler yapmalarını rica ederiz. Her sizi istemeyen adam gay değildir.
2. Arkadaşın aşkı
Kadınlar hiçbirşeydir, dostluk herşey sloganıyla bira içilir. Sadri Alışık-Ayhan Işık filmleri izlendikten sonra roller seçilir.
3. Poligami
Fazla kadın, çoktan seçmeli meme, sadece salıları, Ayşe gitse de Leyla gelse.
4. Başka kadın
Yüzüksüz parmak, yeni nişan, yurdışında sevgili, genç kız, geçici ayrılık ve diğerleri…
5. Playstation
Komik hikaye: Bir adama kumanda mı kadın mı diye sormuşlar, Playstation’u seçmiş. Haha.
6. Altta kalanın canı çıksın
İşi, evi, özgüveni, tipi, sırt yaslayacak babası, bankada parası olmayan adamın, gelecek de bir gün gelecek destekçisi kadın karşısında kaldığı durum.
7. Yanlış yer ve yanlış zaman
Aslında o kadının adı evlenilecekler kolonundadır ama henüz eğlence listesinin sonuna gelinmemiş, yedinci tekilanın dibi görülmemiş.
8. Bir daha asla
Çantasında prezervatif, eski defterlerinde Selim, çekmecede külot, odada koku bırakan kadınlarla beraber olunmayacak. Olur da kan çekerse şiddetle kaçılacak.

Adamın kadınla ilgilenmemesinin esas nedeni:
İstemsizlik. Kan çekmezlik. Can sıkıcılık. Beğenmeyicilik. Diğer adıyla heves kaçması.

Written by Hazal

January 13th, 2010 at 2:31 pm

Brüksel’den itiraflar – Tefrika 2

without comments

İkinciye geçmeden birinciyi okumanız tavsiye edilir.

Gitmeden buluşuruz diyerek ayrıldık. Perşembe gecesi. Cuma uyku, midye&patates, yarın nereye gitsek, Brüksel’i hatmetsek konuşmalarıyla geçti. Yemek odası, soyunma kabini, ağlama duvarı yaptığımız yatakta. Cumartesi Ixelles’den Horta’nın evine, Flagey’den resimli roman dükkanlarına aynı yolları gidip geldikten sonra Ultime Atome’a. Oturduk. Bende mojito, Eril’de şarap, Ali ve Fahire’nin önünde Belçika biraları. Mesaj o zaman geldi.  Tam da beklemediğim anda. Durumum şu bu. Ne zaman döneceksiniz? Ardından ikincisi Bar du Marche‘de buluşalım. Ve bir de üçüncüsü. Burası berbat, yarın kahve.

Bendeki teller birbirine karıştı. İçimde olanlar dışıma bulaşmadı. İki bira, ilişki manevraları, bize neler oldu hallerinden sonra Belgo Belge’deki yakışıklı garsonlara el salladık, üç kilometre yolu yirmi dakikada tamamladık. Bar du Marche. Yine de. Artık Brükselli sayılırız.

Written by Hazal

December 29th, 2009 at 11:00 am

Brüksel’den itiraflar – Tefrika 1

without comments

Önce dedi ki seni ilk gördüğümde üzerinde kırmızı elbisen vardı. İki yıl önce yaz zamanı. Bayıldım, güzeldin, gözlerindeki anlama takıldım gibi yüklemler kullanmadı. Kullanmamış olması ilgimi çekti. İlgimi çekince bedenim de çaktırmadan ona doğru gitti.

İkinci cümle şöyleydi: etrafımda olan insanlardan, onların hayatlarından, başkalarının enkazlarından kurtulmak istiyorum. Sevindim. Nedensiz. Belki o sırada elleri dizlerime değmekte olduğundan, belki de gözünde iki saniye yaşayan arzuyu gördüğümden.

Dört. Beş. Altı. Basit cümlelerdi. Ne içersin, Duval öneririm, bu bira serttir.

Yedinci cümleden sonra yine özele döndük. Bana, ona, bize, olası geleceğe.

Sekizinci cümlenin yükleminde tutku vardı. Dokuzuncudaki sıfat aklımı başımdan aldı.

Ondan sonra cümlelerden çıkıp paragraflara kaydı aklım, paragraflardan kısa hikaye kurdu, hikayeden hayatım roman.

İlk hata orda başladı.

Written by Hazal

December 28th, 2009 at 1:53 pm

Dün gecenin malları

with 5 comments

gec

Cuma akşamı çıkmıycam açıklamalarını yaptıktan sonra dün yine sokaklardaydım. Bu sefer iş değil zevk için. Ama bu karşıma çıkanları yazmayacağım anlamına gelmiyor. İşte gecenin mühim olayları:

- Public çok güzel. En azından kapıdan görünen. İsim yazdırmayı akıl etmediğimiz için elinde listeyle duran güzel kızın yanına gidip biz şu buyuz, arkadaşa bakıp çıkıcaz geyikleri yapmadık. Kadere razı olup haftaya diyerek merdivenlere yürüdük.

- İkinci durak. Otto. Eski olan. Süper. Sonunda kalabalıklar azalmış, Tünel benim sevdiğim sakin günlerine dönmüş. Yaver’e tekila-domates suyu-tabasco ısmarladık. Bu üçlüye isim bulmak gerek. Aklıma yazayım.
- Babylon Lounge. Mantarlı Bruschetta. Aç karna içki olmaz. Müzik, duvarda geçen resimler muhteşem. Margaritalar içilen cinsten.
- Ebony Bones. Giydiklerini anlatmak için modacı olmak yetmez. Ekip sahnede parlıyor, biz pistte danstayız. Rueben (Delatour), Görgün (Taner) Bey, Elif (Cemal), Reha ve Şule kalabalık arasında karşılaştığım isimler. İKSV’nin Şişhane’deki binası Ocak’ta açılıyormuş. Sormadan duramadım.
- Mert (Şeran)’la kapıda karşılaştık. Eski Otto‘da bir drink daha.
- Autoban kocaman panosuyla karşıma çıktı. Babylon’dan aşağı inince hemen soldaki sokakta.
- Lokal. tanıdıksız prodüksüyon. Tahmini süre on beş dakika.
- 11:11. Kapısı yine tıklım tıkış. Bu demek oluyor ki sezonun gece kulübü belirledi. Herkes dansta, barmenler içki yetiştirme telaşında. Twitter ve Facebook’undan “Cuma gecesi manita hevesiyle sürtmeye çıkanlar, domuz gribiyle flört edecek… Sonra, Saturday night fever…” açıklamasını yapan Erdil Yaşaroğlu da burada.

Hazal’ın notu: Eve giderken gördüm, Tünel’den Marmara Pera’ya giden yol üzerinde Paula “Food&Drink&Music” açılmış. Mirror’un yanında da Journal isimli yeni bir dans pisti var. Bakalım bunlardan iş çıkacak mı?

Written by Hazal

November 21st, 2009 at 10:50 am

Herkes nerde?

without comments

sakin

Geçen Cuma evdeydim ama dedikoduları aldım. Babylon‘da Brazzaville güzelmiş, Kulp‘ta millet eğlenmiş, birileri Kiki‘ye gitmiş, ikiden sonra hayat Pixie‘de başlamış. Haftasonu klasikleri. Sekiz on kişiden “Asmalı Mescit yeni Nevizade olmuş” lafını yiyince. “Yok artık” dedim. “O kadar da değil.”

Cumartesi çıktım. Nişantaşı’ndan Tünel’e. Saat henüz 11:30. Meydanın orta yerinde  hiçbirini tanımadığımız ben diyim 500, siz abartın 1500 kişi. LokalYeni Otto, FlammGroove arasında poponuza yapışan parlak takımlı adamlar, arkadan hadi’leyen Chanel pabuçlu kadınlar, burada neler oluyor bakışlarımız kesişen Asmalı Mescitliler. Kalabalık akıllara zarar. Bir önceki gün bana bilgi veren arkadaşlarımı arıyorum: “Asmalı Mescit Nevizade’den bin beter olmuş. Yağmuş yağsa da herkes evlerine dağılsa.”

Bir iki dakikalığına Sofyalı‘nın önünde bulduğumuz aralıkta duruyoruz. Eril’le birbirimize bakıp şaşkınlıkla soruyoruz:  “Herkes nerede?” Ben oraya gidin, burayı görün yazıları yazdığım için  kendime kızıyorun, Eril geçmeye çalışan adama önümüzdeki sırayı gösteriyor, Babylon Lounge ortamını da gördükten sonra gidişat kesin. Hepimiz evlere. Paytak ördek yürüyüşünde.

Son anda yarım cin tonik için Mirror‘da duraklıyorum. Serter, Kerem, Ege beylerle muhabbete. Pera Taksi (245 54 98)’ye giden yolda kararım baki. Artık perşembe ve pazartesi geceleri dışarı çıkılacak (siz lütfen bu bilgiyi okuduğunuzu unutun). Haftasonu şeytanın dürttüğü durumlar yoksa evde dizi izlenecek.. Bu da işte, İstanbul’a katlanma çaresi. Yine kaçasım geldi.

Hazal’ın notu: Madem bugün pazartesi ve dışarı çıkma günü, iki önerim olacak. Biri Babylon’daki Lokal Anestezi. Sakin’i ağırlıyor kendisi. Diğeri Babylon Lounge’da Cymbal in Ruin. Video, Burçin Elmas, Amy Salsgiver, Nilüfer Akbay’dan oluşma yenilikçi gösteri.

Written by Hazal

November 9th, 2009 at 2:24 pm