Urban Confessions

Bir şehrin anatomisi

Archive for the ‘dans’ tag

Adın kimdi?

without comments

Mutlu olduğunda, iyi günün sonunda, spordan çıkıp kendini dünyanın tepesine oturttuğun anda yazılmaz yazı. Biraz keder işidir. Biraz da hüzün. Hadi içine bir tutam da dert koyalım. Hah şimdi oldu. Tarif tuttu.

Gece başlıyorum genellikle gerçekten yazmaya. Şuraya da gidin bunu da görün anektodlarından bahsetmiyorum. Onlar merakımın çiçekleri. Tiyatro derslerinde ya da psikolog koltuğunda sorulur ya. Anlat bana. O telden gidiyorum.

Mekan farketmiyor öyle zamanlarda. Etrafımda dans eden insanlar olsa, ya da Tamirane’nin köşesine tünemişim, önümde  yarım kalmış bonfileyle. Eğer ki kelimeler aklımdan geçiyorsa, yanımda Brad Pitt otursa koymaz umruma. Unuturum. Bir gece öncesinin pişmanlıklarını, garsonun az önce getirdiği Caipirinha’yı, kurumaya yüz tutmuş ekmek dilimlerini. Seni.

Çok da güzel olur unuttukça anlatmak seni.

Written by Hazal

February 5th, 2010 at 6:29 am

Posted in ŞEHİR

Tagged with , , , , , ,

Pazartesi notları

without comments

Cumartesi gecesi karlar altında geçti. Minimüzikholde tanıdık kalabalıklar, 70′lerden fırlama müzik. Dans, dans, dans. Sabaha kadar. Varolmanın nedeni olan mutluluklar.

The Big Bang Theory
. İkinci sezon. Bilgisayarıma indi. Pazar günü battaniye altında, on bölüm izleyerek bitti.

Kendimi olacaklara bırakmak. Uzun zamandır unutmuşum. Ne güzelmiş meğer anın cazibesine kapılmak.

Sherlock Holmes. Fikirlerimi kendime saklayarak tek bilgi vermek istiyorum. Sinemaya hafta içi, 15:15 seansında gidilmeli. Astoria Cinebonus’da tilt makinesi var. 1 TL’ye eğlence tam benim dişime göre.

Şakir Eczacıbaşı da öldü. Deniz Palas binasının bitmesini beklemiş, ömür boyu hatırlanacak o son eserini tamamlamış gibi, Ona hoşçakal demek için 26 Ocak Salı günü Teşvikiye Camii’nde olacağız.

Yeni favori pidecim: Doğu Karadeniz Pide, Beşiktaş. Kıymalı kaşarlının yanında gelen acılı ezme pek bir hoşuma gitti.

Pazar öğleden sonra Topağacı Iron DVD‘den film kiraladık (hani şu Frigo satan mekan): The Man Who Stare at Goats (berbat), Invictus, Serious Man.

Mathew Gray Gubbler bugün çekimine başlanan Criminal Minds’da yönetmen koltuğunda. TV’ye gelmesini heyecan içinde beklerim.

Gece kayıntısı: Aztek‘te sucuk, Cumhuriyet’de işkembe, Bambi’de çift kaşarlı, Çılgın’da et dürüm, Casita’da mantı? Hepsi gözümün önünden geçti, midemden önce bacaklarım eve gitme kararı aldı.

Sitemin yeni görüntüsü için geri sayım başladı. Kaçtan bilemiyorum ama Şubat ayında yayında.

Şimdiden yazıyorum: Çarşamba akşamı İF’in açılışına 365 saat kaldı partisi. The Hall‘da, dokuzdan sonra. Davetiye durumunu sormak lazım.

Recep İvedik 3 filminin biletleri ön satıştaymış. Ben sıraya girmiyorum diye sizin planlarınızı da bozmiyim. Yerleri arkadan ayırtın, ileriki yıllarda fıtıkla uğraşmayın.

Bugün ne yapılır önerilerini sunduktan sonra liste bitiyor: Construct The Night // Trabzonal Şiirtsel Irazbora Dj Şeysi @ 6:45 gram.

Babylon AV (Audio Visual) Pazartesi @ Babylon Lounge ne yazık ki kar yağışı nedeniyle iptal oldu. En iyisi bu gece ıhlamurları kaynatıp evde oturun siz.

Farklı bedenlerde dans

with one comment

7-10 yaş arası dans etmişliğim var. 12-15 civarlarında da basketbol, voleybol, uzun eşek deneyimlerim. Yastık olmadım, boyumu uzatamadım, asla televizyonda gösterilen smaçları vuramadım. Vasat oyuncu, sportif ruhtum.

Bu hantal hayata geçmem liseyle birlikte oldu. Kitaplar ve yazı kapsama alanını genişlettikçe, günlük İstiklal yürüyüşleri, yüzme ve rüyalar haricinde sporla olan ilişkimi kestim. Hayatım boyunca yaptığım en büyük hata olarak da kendi tarihime yazdım.

Bu yüzden Facebook üzerinde Candaş (Baş)’tan gelen RemDans Proje Topluluğu rubuna üye olurken hüzün hissettim, kendi adıma. vVe tabii ki inanılmaz hayranlık, ortaya çıkardıkları işleri bildiğimden. İstiklal Caddesi, Ayhan Işık Sokak’ta ya gidip Workshop’larına katılın ya da programı takip edip muhteşem oyunlarına.

Written by Hazal

January 15th, 2010 at 10:09 am

Sarhoşken yapılacak işler listesi

with 5 comments

sar

Bu listeyi, bookmark’larınıza ekleyin, hatta üşenmeyin bir çıkış alın, “eyvah sarhoş oldum şimdi ben napıcam?” acil durumları için çantanızda taşıyın. Okuyamayacak durumu gelmişseniz, boşverin. Gecenin keyfine bakın.

1. İçerim ben bu akşam şarkısıyla geceye başlamayın. Danışıklı dövüşler genelde hüsranla sonuçlanır. Sadece dışarı çıkıp, kendinizi akışa bırakın.
2. Davetlere gidin. Nerde ne var bilmiyorsanız, 0900 Gece partiye nereye gidicem hattından beni arayın (numaraya ulaşılamıyorsa, kesin yazı yazıyorumdur. En iyisi blogumu takip edin)
3. Dokuz civarında, ikinci vodka-zencefilinizi yarılamışken (muhtemelen size ikram edilen kanepelerden ya da çantanızdaki grissiniden daha fazlasını görmemiş olacaksınız) hissettiğiniz o hafif baş dönmesi efektine seyirci kalmayın, susmayın, düşmeyin, bağırarak konuşmayın.
4. Siz farkında olmasanız da etrafınızdakilerin sarhoş olmayabileceği gerçeğini unutmayın. Ertesi sabah ben ne yaptım efektiyle uyanmak istemiyorsanız ani kararlardan kaçının.
5. 10′a doğru üçüncü bardağın dibini vurmuşsanız, değerli eşyalarınızı (cep telefonu, cüzdan, kredi kartı) çantanızın fermuarlı gözüne koyun, çantanız yoksa olan bir arkadaşınıza teslim edin.
6. Durun. Biraz şöyle. Arada su ya da limonlu soda için, çakırkeyiflikten sendelemeye varan yolun başında geçici de olsa kendinize gelin.
7. Aynı mekanda kalmayın, dolaşın. En azından takside geçirdiğiniz süreler içkiden uzak durmanıza yardımcı olacaktır.
8. Beğendiğiniz kız ya da oğlanla (eğer o da sizin kadar sarhoş değilse) sakın konuşmayın. Sarhoşu annesi bile sevmez lafını unutmayın.
9. Az önce görüp de bayıldığınız kız/erkek için bir de arkadaşlarınızdan tavsiye alın. Bu sırada iyice bakın. Yanında duranının sevgilisi olmamasına dikkat edin.
10. Telefonu asla kilitli gözden çıkarmayın. On ikiden sonraki çağrıdan hayır gelmez. Aranmayın!
11. Dans edin, kötü enerjilerinizden kurtulun, etrafınızdakilerin ne düşündüğünü unutun.
12. Barmen daha fazla içki vermek istemezse agresif davranmayın. Adamın bir bildiği var. Unutmayın!
13. Aztek‘e gidin. Bomonti’de. Biranın yanında sucuk, mantı, salatalık, peynir yiyin. Ama bulması zordur. Bir bilenin yanına takılın.
14. İnat etmeyin. İzin verin sizi eve bıraksınlar. Arkadaşlarınıza güvenin.
15. Apartmanda gürültü etmeyin, anahtarlarınızı önceden hazır edin.
16. Makyajınızı, pantalonunuzu, ayakkabılarınızı çıkartın, nereye isterseniz oraya bırakın.
17. Mesaj, internet, mail, facebook, twitter gibi iletişimin her türünden uzak durun.
18. Su-alkaseltzer kombosunu uyumadan alın, gecenin devamı için sürahiyi komidinde bırakın.
19. Uyuyun. Sabah sizi pek de hoş bir hava beklemiyor.

Written by Hazal

November 6th, 2009 at 10:57 am

Düşünücek zaman yok

without comments

1-copy

Berlin’de yaşamak istiyorum. O şehirde sanat var, içkiler ucuz, insanlar konuşkan, sokaklar temiz, yemekler leziz derken hop facebook’tan bir davet. Akşam Lüleci Hendek Cad. Ali Hoca Sok. Gün Han, No:12/2  Galata’da olay var. (Mahallem artık İstanbul alternatif hayatının neferi oldu) Düşünecek Zaman Yok. Doğaçlamalar. Heykel, müzik, dans, sergi. Bu haber iyi geldi.

Mailime ulaşan pdf’te şunlar yazıyor “Sergide gösterilen sanat eserleriyle dialog kurarak, Suzan D. Polat yönetiminde sanatçılar Gaye Atay, Jose Blasco, Burçin Elmas ve Florent Merlet, sahne sanatlarındaki geçmişlerini birleştirip, Yaşam’ı sekizinci sanat, yani sanatın aşımı olarak tasvir ederler ve seyirciyi her gece yeniden baştan yaratılacak bir eserin parçası olmaya davet ederler. ” Katılmak için para vermeye, uzaklara gitmeye, sanattan anlamaya gerek yok. Biraz meraklı olun yeter.

Bugün yetişemezseniz, biraz son saniye haberi oldu çünkü, 17, 22, 35 Ekim; 5,7 Kasım’da da aynı yerde aynı saatte. iPhone, Blackberry, Nokia, Samsung… Artık hangisi varsa. Not edin.

Written by Hazal

October 15th, 2009 at 12:05 pm

Sıkı tut kaçmasın

with 3 comments

antre

Arkadaşım. Çok azdır. Lokal’e gidip de nasılsın, naptın, kesin bu hafta görüşelim dediğim insan çok. Gece kulübünde dans ettiğim daha bol. Dedikodu için buluşmaya Facebook’ta 630 küsür isim var. Karşılaşır kahkaha atarız, arada bir de çevreye laf. Ama arkadaşlarımı sorsanız ondan fazla isim saymam. Arkadaşlık zaman alır, dert alır, kıskançlık, bir iki kavga, pijama partisi, sarhoşluk. Öyle iki yemek yedin diye kimseyle arkadaş olunmaz. Arkadaşlık canından can alır.

Nazlı’yla iki yıl kadar konuşmadım. Ben onu üzdüm, o beni. Aramızda olanlar hiçbir zaman tam konuşulmadı. Ama bir gün New York uçağına atlayıp İstanbul’a geldi. Gerisi tarih. Sanki uzak kaldığımız saatler hiç yaşanmamış. Kaldığımız yerden başladık. Bir bardak grappa ve Antre‘den gelme peynir tabağıyla. Çünkü ikimiz bir yaşam paylaştık. Ölümler, doğumlar, düğünler, hüzünler.

Eril’le dört yıl önce tanıştım. Önce Tünel’de bir masada. Biranın eşlik ettiği akşamda. Sonra yeniden dostlar sofrasında, sarhoşluğa beş kala. Merhaba’dan, Paul Auster’a, Paul Auster’dan Bozcaada’ya. Tanışmamız zaman aldı. Konuşmamız üzün sürdü. Ama bir gece, hayatın getirdiği yerde, Asmalı Mescit’te rakı masasında, anlaştık. Yazı, blog, gelecek arkadaşı olmaya.

Zeynep’i delirirken, Selen’i Zeynep’ten, Ezgi’yi bir partide, Eren’i festivalde, Ayça’yı işten dönünce, Deniz’i arkadaşımın aşkıyken tanıdım. Önce tanışığım oldular, sonra arkadaşım. Sonra bir gece ağlarken telefona sarıldım. Dayanamıyorum dedim. Anlat dediler. Eskisi hikaye. Şimdi ne zaman işim düşmese onları ararım.

Written by Hazal

September 22nd, 2009 at 5:52 pm

Vizesiz hayat hakkımız, evlenir de alırız

without comments

p2

Bu şehir bir cennet. Ya da benim açımdan dinleyecek olursanız biraz cehennemi de andırıyor. Cuma gecesi, Blueberry isimli Club’dayız, Chocolate‘da birer greyfurt vodka içtikten, Jameson‘da iki el langırt, bir kaç tur Trivial Pursuit oynadıktan sonra esas mekana geldik. Artık bir Poznanlı olarak gururla söyleyebilirim. Bu şehir nasıl eğlenileceğini biliyor, ben biraz kendilerine yaşlı kalıyorum.

Saat 2:00, rahat kanepelerden birine gömülmüş etrafta olanlara bakıp dururken, bu gece 12.kez tanımadığım insanlar tarafından içki ısmarlanmak istiyorum. Söylediklerine “sizi anlamıyorum” diye cevap verdikten sonra, bu sefer İngilizce olarak isteklerini tekrarlıyorlar: “Lütfen size bir içki ısmarlayabilir miyim?” Kibarca suyla devam ettiğimi söylüyorum. Bu sefer “o zaman meyve suyu” diyorlar. Şaşkınlıklar içindeyim. Dediğim gibi. Önce tabii ki gururum okşanıyor, iltifatlar almaktan, sonra içime bir daraltı geliyor. Ya bu şehrin insanları pek bir rahatlar, ya da içki bütün klişelerin anası. Bilemedim.

p7
Dans pistinde Polonya “Benimle dans eder misin?” yarışmasının birincisi, çevresinde en az dört erkek, sürekli masaların birinde vodka şişeleri açılıyor, buzlukta dondurulmuş şat bardaklari elden ele dolaşıyor. Gece uzun. Burada tanıştığım Manchester’lı oğlanlardan biri korkma diyor. Bu vodka baş ağrısı yapmaz. Vodkanın adı Wybrowa. Son derece haklı. Yine de dördüncü şat önerilerini geri çeviriyorum. Geyfurtumla mutluyum

Hazal’ın notu: Poznan’da oğlanlar yakışıklı, kızlar güzel, içkiler ucuz, barlar dolu.  Biz İstanbul’da gece hayatından da anlamıyoruz, parkta salınmadan da. Dünya vatandaşı olmak istiyorum. Vize derdinden, pasaport uzatmaktan, “Aaaa hiç de Türk’e benzemiyorsun” (bu Türk neye benziyorsa) nidalarından, seyahat sigortasından, yurdışı çıkış pulundan, Other Citizen olmaktan, bajajımı açan polislerden, sekiz kere geçilen dedektörden illahhah!

Hazal’ın ikinci notu: Vodka-Greyfurt çok iyi bir ikili. Bakalım bunu ilk keşfeden hangi marka olacak?

Hazal’ın son notu: Ne olursa olsun, Tanrı beni Berlin’e gelememekten korusun.

Written by Hazal

September 9th, 2009 at 10:31 am

Posted in ŞEHİR

Tagged with , , , , , , , ,