Archive for the ‘dükkan’ tag
Sesime gel

Üzgünüm. Konuşarak anlatamam içimdekileri. Yazmam gerek benim. Vaktin varsa okumaya. Hadi başlayalım.
Üzgünüm, istediğimi vermediğin için sonuna kadar zorladım ilişikliğimizin hassasiyetini. İstediğin ne desen, ben de bilemedim.
Üzgünüm. Aslan burcu kadınıyım. Biri ruhumu tokatlayınca bahsi ikiye katlarım.
Üzgünüm demek için telefon ettiğimde boşluk karşıladı beni. Dört saat, bir pamesanlı salata, iki taksi sonrasında da yanıt yok senden. Ya kızgınsın ya umrunda değil. Bir türlü bilemedim o işin de dengesini.
Üzgünüm. Dükkan‘da hamburger yemeğe gittim ama yer kalmamıştı. Canım sıkıldı. Eve döndüm.
Üzgünüm demek için iki viski, vanilyalı dondurma, 50 saat gerekti bana.
Üzgünüm. Özür dilemiyorum. Sen seçimlerini yapmıştın. Ben yolumdan şaşmadım.
Üzgünüm ama pişman değilim. Acı belki de burada.
Üzgünüm bitenler için. Geçmiş zamanın çarşaflarında.
Üzgünüm seni arayamadım.
Üzgünüm modern zaman aşkına.
Salon’da müzik, holde içkiler

Uzun süre et yemedim, viski içmedim, pembe renginden nefret ettim, bisiklete binmedim, topuklu ayakkabı giymedim, macera fimi izlemedim, Edgar Allen Poe okumadım, November Rain dinlemedim . Kimisi bir günde, diğerleri zamanda değişen onlarca şey yaptım. Hepsi bitti. Tüketildi. Yaşandı. Hayatıma girip çıkanlarla birlikte geçmişin dolaplarına kaldırıldı.
Hiçbirşey planladığım gibi gitmedi. Hayatımda. Üniversiteyi Fransa’da okumaya karar vermiştim. Onun yerine AFS’yle Nantes’a gittim. İki yıl sonrasında da Amerika. Yeni birşeyler olsun diye. Fotoğrafçılık. Karanlık odanın ağırlığı, kağıdın kokusu, Hasselblad’ın deklanşörü. Ama bak, geldiğim noktada ne ışık kurmayı bilirim, ne de Nikon D3′ün inceliklerini. Ne klipte dolaşan kız olabildim, ne kameranın büyüsü. Aradan yirmi yıl geçti, İlk aşkımdan, yazının şehvetinden kaçamadım bir türlü.
O yüzden belki de, kimi geceler ayaklarımın beni götürdüğü yere giderim. Belki yazacak yeni hikayeler karşıma çıkar, onların hüznüne kapılıp yorgunluğumu unuturum diye. Cuma Can Aykal’ın evinde, Dükkan‘dan alma, barbeküde olma burgerleri mideye indirdikten sonra Nu Pera içindeki Lilbitz‘de dans ettim, 11:11′e giderim derken geceyi Minimuzikhol‘de bitirdim. Cumartesi Salon‘un açılışı, XLarge barı, ve yine Minimüzikhol raundundan sonra gece kayıntısı için Aztek yollarındaydım. Aklımda domates çorbası varken, önüme etli dolmalar geldi.
Gecenin karanlığında ortaya dökülenler, merhaba adım şu, işim buyla başlayan tanışmalar, bir bardak viski, apartman aralığında geçen iki dakikalık konuşmalar. Anlar, bir kez daha ne kadar çok şey değiştirdi.
Tayland yemeğindeyiz

Yeni. En büyük hobim. Diyin ki Sarıyer’de bir günlüğüne çikolata / elbise/ bakkal dükkanı açılmış. Hiç üşenmem, trafik, yağmur, soğuk dert etmem. Giderim. Meraklıyım. Benim bilmediğim, sizin anlattığınız deneyimleri öğrenmezsem çatlarım. Bu yüzden sabah kahvaltılarımı ısmarladığım Tıkınak, gece yarısı menüsünde kullandığımız Yöre haricinde yemeksepeti’nden sürekli başka dükkanlar denerim.
Dün öğle saatlerinde Teşvikiye bölgesine gönderim yapan mekanlara bakarken Chinesetime‘ı keşfettim. 10 10 10 almış. Bu yemeksepeti tarihinde ilk mi sorularımı kenara atıp körili tavuk ve Tom Ka Gai siparişini verdim. Yarım saat içinde karton kutu içinde istediklerim geldi. Sunumdan 10′u verdim. Tom Ka Gai (hindistansütlü çorba) içine hakiki süt de koymuşlar. Tadı fazla baskın olmuş. Puanım: 5. Ama körili tavuk gerek ince kesilmiş etleri, gerek peketleme sistemiyle benden geçer notu aldı. Pilavı yapan her yemeği yapar düşüncesiyle çatalımı pirincin içine sapladım. Bir de ne göreyim, lapa. Yemeksepeti pek bonkör davranmış diyerek öğle yemeği sonunda verdiğim not: 6. Ama bu demek değil ki Chinesetime’dan umudumu kestim. Herkesin kötü günü olabilir.Bir dahaki denemem için jüri adaylıklarını beklerim.
Chinesetime: Ihlamur Yıldız Caddesi, 45/A Beşiktaş; (212) 260 60 69
Feriköy’de bu pazar

Pazar sabahı kalktım. Domatesleri sıcak suyu koyup kabuklarından çıkarttım. Küp küp kestim. Tencerede pişen soğanlarla biberlerin üzerine attım. Tuz, biber, on damla limon. Kapağını kapattım. Yarım saat piştiler. Tam kıvama geldiler. İki yumurtayı da ekledikten sonra menemenim hazır. Taze ekmek. Pazar gazeteleri. Sessizlik. Uzun zamandır aradığım türden.
Bir saat sonra telefan çaldı. Feriköy’de Pazar Vakti. Hadi. Giyinip aşağıda olmam on iki dakika. Motosiklet lüksü, paha biçilemez. Eğer ben oralara gelemen diyorsanız, günün sonrasını Urban Snaps‘ten takip etmenizi öneririz.
Hazal’ın notu: Feriköy’de Bir Pazar’a gitmek için metrodan Osmanbey’de ineceksiniz. Mecidiyeköy istikametindesiniz. Hemen solunuzda Akbank kalacak. Oradan Bomonti’ye. Dümdüz devam edin, kime sorsanız gösterir. Hadi tembellik etmeyin, gelin!
Galata inşaatta

Building@ Galata. Yeniden yapılanma sürecine girdiğini açıkladı. Parti 4 Aralık’ta. Aldığım duyumlara göre 12’sinden sonra 10 farklı tasarımcının işleri, mevcuttaki Melissa ayakkabılara, (gün itibariyle 150 TL’ye düşmüş) muhteşem elbiselere ve kışın sizi faranjit, domuz giribi, zatürreden koruyacak kazaklara eklenecek. Anlayacağınız amaç Building’in Avrupai havasını yaşayan organizmaya dönüştürmek.
Çarşamba akşamı, tesadüfen önünden geçerken edindiğim bilgiler bunlar. Tezgahın üzerindeki bruschetta’lar, tabloda yazan votka everything, seramik masaların üzerine serilmiş sangria’lar bana ilham verdi. Sizi de bilgilendirmek istedim. Görünen o ki Serdar-ı Ekrem sokakta ciddi hareketlenmeler var. Bu daha ilki.
Hazal’ın notu: Building yeniden oluşum kapsamında Banane Magazine‘in ilk kollektif sanat ve tasarım sergisi sahne alıyor olacak. Gökay Çatak, Timuçin Coşkun, Dünya Atay, Tuğçe Şenoğul, İmge Özbilge, Azra Deniz Okyay, Baysan Yüksel, Özlem Ölçer ve Yiğit Karagöz şu an bilmeseniz de hayranı olacağınız sanatçılar.
Cezayir usulü “Haute Couture”
Bazen bir elbise görüyorum. Dikimi, kesimi, boyu muhteşem. Sanırsın bana özel yapılmış. Ama kahverengi. Tenime hiç gitmez. “Bunun sarısı var mı acaba?” diyorum tezgahtar hanıma. Yok. Siyahı. O da yok. Kahverengiden başka nesi var. Mor. Aman istemem.
Ya da aynı senaryo şöyle gelişiyor. Rengi yeşil. Tam sevdiğim tonda. Tipi de ok. Çiçekli. Bu sezonun trendi. Beli de oturdu. Üzerimde kesilmiş gibi. Ama kollarında bir potluk. Dikkatimi çekti. Annem bu alınmaz diyor. Ben “terziye yaptırırım.” Bir tartışma arbade. Dükkandan çıkılıyor. Mantıklı düşünmeyi becerince annem haklı.
İşte O yüzden Cezayir sokağındaki Buka‘yı görünce hazine bulmuş gibi oldum. Önce Bil’s diye girdim. Yıllar önce bir gömlek almıştım. Burçak Hanım düzeltti. Burası Buka. Pek çok utandım ama çaktırmadım. Orada manasızca duracağıma soru yağmuruna başladım. İyi ki. Çünkü öğrendiklerim altın değerinde.
Bir kere burada tipini beğendim de rengi fena derdi yok. Hemen aynısının tıpkısının pembesi yapılıyor. Eğer beli oturmamışsa aşağı kattaki imalathaneden gelen bay terzi iğneleri takıyor. Ben kedileri çok severim diye giderseniz, size kısa zamanda türünün tek örneği elbise hazırlanıyor, 150 TL’ye torbanıza giriyor. Kıyafetinizin altına ayakkabı, boynunaa kolye ararsanız da dükkanda istediğiniz bulunuyor. Takım taklvat tamam. İşe, partiye, geceye hazırsınız.
Maybe açıldı! Adressİstanbul
Maybe açıldı. Muhteşem. Sadece dükkan değil partisi de öyle. Şampanyalar, Delicatessen’den gelme peynir tabakları, Alchemist imzalı meyve püreleri. Müzik. Son ses. Eve alınacaklar bitmez.










