Urban Confessions

Bir şehrin anatomisi

Archive for the ‘e-dergi’ tag

Elektomanyetik podyum geçişi

without comments

picture-16

Hastayım. Dünden beri başım dönüyor, halim yok, iştahım da gitti diye söylenip durdum. Bu sabah bol hapşuruk, 38 derece ateş, etrafımdakileri deli eden”bana bir bardak su verir misin?” istekleriyle kanepeyi işgal etmiş bulunuyorum. Saat daha 10:36. Sıkıntıdan deliricem. Biliyorum yazıları azaltacağım diye söz vermiştim ama bugünlük beni affedin. İlacım asprin, supradyn falan değil, ben internetimle iyileşeceğim.

Dün yeni bir kaynak keşfettim. Bu seferki insan değil, bir site. İsmini saklı tutuyorum. Herkes girince bana yazacak bir şey kalmaz diye. Olayı moda. Modacılardan, markalara, şehirlerden, tarzlara kadar herşeyi kategorize etmiş. Ben özellikle elektronik dergileriyle ilgileniyorum. 100′e yakın isim vermiş. Üşenmedim tabii ki hepsine baktım, beğendiklerimi bookmark’a aldım, beğenmediklerimi gördüğümü unuttum. Sonra da on altı kere bölünen uykuma daldım.

Sabah az önce tanımlamış olduğum gibi geçti. Şimdi bunu mutlaka yaz diye not aldığım http://www.bonmagazine.com/ ‘e yeniden bakıyorum. Muhteşem. Özellikle videolar bölümündeki podyum şovlarına bayıldım. Sonia Rykiel ve Rick Owens tavsiyelerim. Derginin kendisine bakmak için magazine başlığına tıklamanızı öneririm.

Written by Hazal

June 15th, 2009 at 9:41 am

Posted in e-dergi

Tagged with , , , , ,

Gelecek dünden hazır

without comments

bla

Büyüme çağlarında, çok beğendiğim bir oğlana mektup yazmışlığım (üstelik kim olduğu hakkında en ufak bir fikrim yokken); saçımı kırmızıya boyayıp okula gitmişliğim, bu yüzden tarih hocamla tartışıp “e herkes sarıya boyuyor, benimki mi laf oluyor?” demişliğim; muz likörü ve sütle sarhoş olmuşluğum; yağmur altında arkadaşlarımı iki saat beklemişliğim (o zaman cep telefonu yoktu tabii); yirmi kilo portakalı 4 günde yemişliğim, mide fesatı yüzünden bir hafta kıvranmışlığım; 7000 parçalık puzzle’ı bitirmek için okulu, sinemayı, doğumgünü partisini üç gün üst üste ekmişliğim; sokakta gördüğüm kadını, sadece merakımı cezbettiği için Kadıköy’den Bostancı’ya kadar takip etmişliğim vardır.

Engel olamıyorum. Böyle tuhaf bir insanım. İlginç durumlar, insanların bende yarattıkları bir duygu, “hayat ben onu planlamazsam nereye gider?” sorusu bütün bu fevri davranışlarımın nedeni. Portakalı mesela bir iddia yüzünden yemiştim, sırf yapamayacağımı söylediklerinden. Mektupların nedeniyse Janis Joplin t-shirt’ü. O zaman onun hayatımın aşkı olduğuna kesin gözüyle bakmaktaydım.

Eskilerin dediği gibi antika, şimdiki zamana uyarlarsak enteresan. İşte böyle bir halet-i ruhiyem var. Bu yüzden her gün ilk iş bilgisayarın başına kurulurum, ikinci aşamada internet turlarıma başlarım. Enteresan Mevzular Dergisi, nam-ı değer http://www.futuristika.org/ bu heyecan ve merakla beslenen ruhuma bu yüzden iyi gelir. Son yarım saattir, Alain de Botton’la yapılan “Fırıncı Olsaydım” röportajına takılıp kaldım. The Guardian’dan alınmış. Soru-cevap şeklinde. Adam en hoşlanmadığı dış görünüş özelliğine “Kelliğim” yanıtını vermiş. Daha ne diyim?

Written by Hazal

June 9th, 2009 at 8:28 am

Uyku haplı şehir suyu

without comments

fake

Lanet olası uyku bu gece uğramadı. Bedeniniz çoktan hazır ama beyniniz ara vermiyor. Dolapta kalan son sütlaç, TV’de sabahki diziler, rafta duran Lawrence Block. En iyisi olaya yemekten başlamak.

Gece 12′de yemeksepeti’ni açınca Bambi, Çılgın Dürüm, Marmaris Büfe seçeneklerinin yanında bir de Yöre Ev Yemekleri şıkkını buluyorsunuz. Acılı tarhana, tavuklu erişte, salata. Seçenekler arasında fazla takılmayın diye en basite indirgenmişini sunuyorum. Yoğurt sarımsaklı, salata çoban olmalı. Sonraki 45 dakika gece programlarını, ses seviyesini minimumda tutarak incelemekle geçiyor. Kapı çaldığında hafif bir telaş anı.

Aynı saatlerde eski mailleri, bütün gün unutmaya çalıştığınız şu malum derdi, bir de facebook’u açarsanız başınıza bundan çok daha fazlası gelebiliyor: Mailler arasında dört sene öncesinden kalma bir aşk mektubu. Sanki siz yazmışsınız gibi de duruyor ama kime? 2005 Mart ayına dönerek olanlar tartmaya çalışıyorsunuz. Sonuç yok. Malum dert konusunu hızlıca geçiştirip facebook’ta takılmaya başladığınızda bilgisayar 03:12′yi göstermekte. Partiden yeni dönmüş kişiler, partiye bir türlü gidememiş evciler, New York sakinleri. Siz son eklenen fotoğraflara bakmaya çalışırken biri “aloooo” seviyesinden ukalalık tonu yüksek bir konuşmaya başlıyor. Tam da ihtiyacınız olan cinsten. Aynı anda yandaki pencerede Cumartesi parti duyurusunu yapan arkadaşın olması kaçınılmaz. Kibarlık olsun diye verilen cevap: “Mutlaka uğrarım”

Sokaktan geçen her arabayı evinize yaklaşan uzay mekiği sandığınız saate varmışsanız, kapanmayan gözler için son çaremiz olacak:http://www.ilovefakemagazine.com/ Herkesi ekrana kitleyen e-dergi. Superheroes ve Identity sayıları konusunda kefil oluyorum. Madem uyku yok bari buna değsin.

Written by Hazal

June 5th, 2009 at 9:01 am

Posted in MODA, e-dergi

Tagged with , , , ,

Birinci sınıf elektro-dergi

without comments

prim

Kahve. Buzlu, şekerli. Esintinin olmadığı günün tarzına uygun. Telefon. Açık, mesajlı. İşten ayrılan insanlardan gelen yardım istekleri. Araya sıkışan üç beş Turkcell spam’i. Televizyon. NTV’de haber saati. Kayıp uçak, düşüşe geçen dolar, Başbakan Erdoğan yine bunu dedi RSS’leri. Bilgisayar. Msn’li, siteli. Yıllar öncesinden kendime maillenmiş “Kadınların ezilmeleri bebeklik çağlarından itibaren okudukları masallarda başlar. Külkedisinden iyi bir ev kadını olmayı, kırmızı başlıklı kızdan adamlara güvenmeyi, uyuyan güzelden asırlar boyunca beklemeyi, Rapunzel’den ahenkle dans eden saçlara sahip olmanın inceliklerini, Hansel ve Gratel’den evini terk ederse başına gelebilecekleri, Pamuk Prenses’ten iyi bir anne ve mükemmel eş olmanın püf noktalarını, Polyanna’dan dövülseler de bunun bir nedeni olduğunu, Sindrella’dan ayağını yorganına göre uzatmayı öğrenen kız çocuğu ileride iyi bir ev kadını olmak için gereken bütün vasıflara sahiptir.” yazıları. Bugün hafif bir hüzün dalgasına kapılmış sallanmakta. Saldım gitti.

Bir şey yapmalı. Sigara, alkol, seks, rock’n roll’dan sonra, neşemi yerine getirecek beşinci seçenek: Çin yemeği siparişi. Tavuklu ve acılı tarafından. Reklam alıyorum: Yemeksepeti’ne teşekkürler. Çin Büfe’yi evime getirdi. Guruldayan karnıma bir saate randevu verip http://www.primmagazine.com/ dergisinde kendimi kaybetme zamanı. Yeni sayısı şu anda trafiğe kapalı ama eskiler zaten yapacağını yaptı.

O sayfadan bu sayfaya tam kırk beş dakika. Zil çalınca hopluyorum. Para- torba takasından sonra yepyeni bir macera. İnanmayacaksınız ama noodle o filmlerde gördüğümüz derin, küp kapta. Sonunda!

Written by Hazal

June 3rd, 2009 at 3:10 pm

Posted in Ev

Tagged with , , , ,

Alışverişe destek paketi

without comments

trend

Maaşlar bugün hesaplara yattı. Kira, elektrik, su, digitürk, kredi kartı, telefon, aidat, bireysel sigorta, emeklilik sigortası, kasko, okul taksiti, servis, temizlikçi masrafları ödendikten sonra, kalan paranın dörtte biriyle bir şişe viski alındı, zor günler için dolaba istiflendi. Üzerine sakın dokunmayın yazısı iliştirildi. Dörtte üçü, sürekli girip de “işte hayatımın elbisesi burada” denilen dükkanlar için ayrıldı. Bir delilik anında denemek yerine satın almaya karar veririm diye.

Bu ay başı da, Mart, Nisan, Mayıs’ta olduğu gibi,  seneye yüzüne bakmayacağım elbiselere yüzlerce lira sayarak geçiyor. 2000 yılının deri ceketi 1 kez kulanılmış olarak dolabımda asılı. Biliyorum, çünkü saydım. Nazlı “bunu yeni mi aldın?” dedikten hemen sonra. Alışveriş dürtüsüne engel olamıyorum. Harcadığım her kuruş bana mutluluk, kendine güven, güzellik olarak dönecek gibi.

Tabii ki yalan. Ne kredi kartı ekstreleri, ne de askılarda sallanan kumaşlar. Bu akşam keyfimi yerine getirebilecek http://dujourmag.com/ var. Ucuz, çabuk, hemen, şimdi çözümler için bu dergi ideal. Çünkü artık Vakko’da satılan 3 milyarlık kıyafetlerden, asla alamadığım o Gucci çantadan ve ucuzlukta sekiz liraya satılan ayakkabılardan sıkıldım. Bak, beğen, al politikasını destekliyorum.

Written by Hazal

June 2nd, 2009 at 1:35 am

Posted in MODA, e-dergi

Tagged with , , , , ,

Kontenjandan alırım seni

without comments

picture-212

Cumartesi. Yaşasın. Hava da güzel. Rumelihisarı sahilinde kırk dakikalık yürüyüş, acıkmak için. Sade Kahve’de gözleme üstüne sucuklu yumurtadan sonra kısa bir gezinti daha. Bu sefer Machka’nın vitrininde duran eteğe sığmak adına. Köpekli koşucular, köpeksiz koşucular, aileler, balıkçılar, maratona hazılananlar, toplantı maratonundan çıkanlar. Hepsi burada. Hatta manikürcüme evlenme teklif eden adam bile. 12:24, Kuruçeşme Aşşk Kahve’de şekerli bir kahve, hesap, %15 bahşiş. 14:26, Makro. Evde bitenler listesinde peynir, ceviz, çamaşır suyu, deterjan; gerekmese de alırız ne olacak kontenjanında dergi, salam, erik, salata; kendime süpriz yapayım bölümünde iki dilim pasta. Cüzdan. Para. Yanında üç torba. Öğleden sonrayı film izleyerek geçirmek için hazırlıklar tamam.

En güzeli torbalarla taksiden inmeye çalışırken size yardım edecek bir çiçekçinin olması. Kapılar tutulması, havanın güzelliğinden bahsedilmesi, çiçekleri hakkındaki özlü sözlerden sonra altıncı katın düğmesine basılması. En kötüsü eve girdiğiniz anda komşulardan gelen Mustafa Sandal şarkısının kafanızın içini oyması. pencereleri kapasanız da bir işe yaramaması. En iyisi bilgisayarın önünden geçerken http://www.phamous69.com/ sitesinin göz temasına geçmesi. En komiği ismi müstehcen duygularınızı havaya soksa da, derginin müzik, film gibi konularda tartışmalı otoriteye sahip olması.

Tabii ki film planları bir iki saat ertelendi. Zaten evde mısır da yokmuş.

Written by Hazal

May 23rd, 2009 at 10:34 am

Posted in WEB, e-dergi

Tagged with , , ,

Sakın kıpırdama! Klik!

without comments

baaa
Hakan’la facebook’tan mesajlaştık. Ben iş görüşmesine gitmeden on dakika önce. Dedik ki mahalleye geldiğimizde bir akşamüstü drink’i alalım. Tercihen piyasa yapılan yerlerden birinde.
İkide başlayan konuşmalar, dörde kadar devam etti. Keyfim yerinde. Çıkar çıkmaz Hakan’ı aradım:
” Nerdesin?”
” House Cafe bahçede. Hande de gelecek. Hadi”
Biraz sallana sallana, kenardan vitrinlere bakına, Teşvkiye meydanına vardım, Calzedonia penceresindeki bikinilere kapılmadan sağ sokağa döndüm. House Cafe’nin tabelası suratıma gülümsedi.
Etraf her zamanki gibi kalabalık, hatta masalarda bir iki tanıdık. Hande, şu anki adıyla The Other, henüz gelmemiş. Beklemedeyiz.
Bu sırada sabahtan beri nete girememekten titreyen parmaklarımı sakinleştirmek için bookmark’ımda ilk sıradaki siteye tıklıyorum.http://www.jpgmag.com Dünyayı fotoğraflarla algılayanlar için. Ah keşke Ayça da burda olsaydı da mutluluğumu paylaşsaydı.

Written by Hazal

May 12th, 2009 at 2:09 pm

Posted in e-dergi, fotoğraf

Tagged with ,