Urban Confessions

Bir şehrin anatomisi

Archive for the ‘elbise’ tag

Cevap ver: tru. Project (a.k.a Aysu Aka)

with 4 comments

Geçenlerde Aysu beni çağırdı. Showroom’u Maslak’ta. Gittim. T-shirt’lere dokundum, yaptıklarına hayran kaldım. Sonra da dedim bana cevap ver de, bilmeyenler de bu işin farkına varsın. Memnuniyet benim tarafımdan garantili. Kumaşlara dokununca başka şey giyemeyeceksiniz.

1. tru. project, bir proje midir yoksa giy çıkar, yap kurtul tadında bişiy midir? Kimdir, nedir, bilmeyene anlatsak ne deriz?
tru. project benim 3 senedir aklımda olan bir basic kıyafet projesiydi… Arayıp da bulamadığımız basic’ler var ya hani kombinasyonlarımızın vazgeçilmezleri, dolabımızın olmazsa olmazları…işte onlar. 2009 Ağustos’da çalışmalara başladık, 2010 Ocak ayında tru. ve online satış sitesi hayata geçti. Yani özetle, amacını ve önündeki zorlukları iyi bilen, proje olarak başlayıp, basic denince ilk akıla gelmeyi hedefleyen marka olma yolunda sabırla ilerleyen bir proje tru.

2. Koleksiyonu anlatır mısın biraz? Nelerden ilham almıştır?
tru. project kadınlar ve erkekler için en ideal basic t-shirtlerin oluşturulması fikri ile başladı, ardından basic dünyasını tam olarak sunabilmek ve çeşitli kombinasyonlara imkan sağlayabilmek için ‘Perfect Basics’ koleksiyonuna sweatshirt, atlet, tunik, elbise, etek, tayt gibi diğer basic ürün grupları da eklendi.
Koleksiyon aslında kendi içinde üçe ayrılıyor:
- Basic Basic: Bisiklet yaka, v yaka koton t-shirt’ler.
- Moda Basic: Viskon kumaştan bol t-shirt tunikler, cepli uzun atletler, t-shirt ve mini eteğin birleşiminden oluşan elbiseler.
- Tasarım Projesi: Organik pamuktan üretilen tasarım t-shirt’ler.

3. Peki ya şu organik meselesi, neden bu kadar önemli?
Organik pamuk üretiminde hiç bir zararlı kimyasal madde, ilaç, boya kullanılmaz.  Dolayısıyla organik pamuk hem çevre dostudur hem de insan sağlığına uyumludur.   tru.’nun modaya olduğu kadar çevreye de duyarlı bir yanı var.  Atık kağıttan yaptırdığımız karton poşetlerimiz ve kart vizitlerimizin yanı sıra, ‘Tasarım Projesi’ kapsamında koleksiyonda organik pamuktan üretilen baskılı t-shirtlerimiz var. Sınırlı sayıda üretilen bu t-shirtler, farklı tasarımcıların her sezon seçilen farklı bir temaya bakış açılarını yansıtıyor.  İlk sezonun teması: ‘ağaç’. Biz ilk olarak tasarımlarla organik pamuk ve çevreyle ilgili mesajlar verelim dedik. Yakın gelecekte, basic t-shirt koleksiyonunu tamamen organik pamuk ve boyalar kullanarak üretmeyi hedefliyoruz.

4. İkna olduk, gösterdiklerinize de bayıldık. Peki nasıl satın alıcaz ?
Basic ürün almak için mağaza mağaza dolaşılmaması gerektiğini düşünerek herkesin sadece bir tık uzağında olsun diye satış noktası www.truproject.net olarak belirledik.  Siparişini veriyorsun, ertesi gün eline geçiyor…

5. Beyaz t-shirtle gece, öğle ve toplantı kombinleri önersen de her gün ne giyicez derdinden kurtulsak.
Kadınlar için:
- Gece: tru. beyaz v yaka t-shirt, skinny gri veya siyah jean, üstüne motorcycle deri ceket.
- Gündüz: tru. beyaz viskon tunik altına tru. tayt, üstüne uzun hırka.
- İş/toplantı: tru. beyaz uzun kollu viskon t-shirt üstüne ceket, altına pantolon ya da tru. etek.
Erkekler için:
- Gece: tru. beyaz t-shirt üstüne ceket ya da hırka ve jean,
- Gündüz: t-shirt üstüne tru. sweatshirt veya ekose gömlek ve jean.
- İş/toplantı: basic v yaka ve ceket ve koyu lacivert jean.

6. Aysu sana elbette sorucaz. Bu yıl hangi modacılar yeri yerinden oynatacak?
2010 ilkbahar yaz koleksiyonlarında: Alexander Wang, Stella McCartney, Celine, Balmain, Lanvin ve malesef Alexander McQueen.

7. Ünlüler camiasından 5 Kadın ve 5 erkek tru. giyecek. Senden isimleri rica etsek?
Eda Taşpınar (giydi bile), Ece Sükan, Cansu Dere, Berrak Tüzünataç, Meltem Cumbul.
Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan, Kenan Doğulu, Okan Bayülgen, Mehmet Günsür.

Brüksel’den itiraflar – Tefrika 3

without comments

Bu hikaye başlamadan eskilere bakmak gerek.

Yanlış anladın dedi. Üç düğmeli ceketi gri. Ben anlamadım. Keşke düzelecek hali olsaydı. Siyah elbiseme gözü kaydı.
Şaşırdı, açıkladı, inkar etti, suçladı. Sıfırdan ilişkimiz karmaşaya yollandı. O gece basıp gitti, ertesi gün geri. Benim dahil olamadığım planlı programlar, aklına hayran olayım ipte cambaz adam.

Dört güne on altı kartpostal, 18 Euro’ya Arjantin şarapları, on saat yürüyüş, sol ayakta ağrı, bir de drama sığdırdım. Bu hikayenin kodu Brüksel’den itiraflar. Bütün okuyanlara Berlin treninden saygılar.

Written by Hazal

December 29th, 2009 at 4:28 pm

Posted in ŞEHİR

Tagged with , , , , , ,

Cezayir usulü “Haute Couture”

without comments

buka

Bazen bir elbise görüyorum. Dikimi, kesimi, boyu muhteşem. Sanırsın bana özel yapılmış. Ama kahverengi. Tenime hiç gitmez. “Bunun sarısı var mı acaba?” diyorum tezgahtar hanıma. Yok. Siyahı. O da yok. Kahverengiden başka nesi var. Mor. Aman istemem.

Ya da aynı senaryo şöyle gelişiyor. Rengi yeşil. Tam sevdiğim tonda. Tipi de ok. Çiçekli. Bu sezonun trendi. Beli de oturdu. Üzerimde kesilmiş gibi. Ama kollarında bir potluk. Dikkatimi çekti. Annem bu alınmaz diyor. Ben “terziye yaptırırım.” Bir tartışma arbade. Dükkandan çıkılıyor. Mantıklı düşünmeyi becerince annem haklı.

İşte O yüzden Cezayir sokağındaki Buka‘yı görünce hazine bulmuş gibi oldum. Önce Bil’s diye girdim. Yıllar önce bir gömlek almıştım. Burçak Hanım düzeltti. Burası Buka. Pek çok utandım ama çaktırmadım. Orada manasızca duracağıma soru yağmuruna başladım. İyi ki. Çünkü öğrendiklerim altın değerinde.

Bir kere burada tipini beğendim de rengi fena derdi yok. Hemen aynısının tıpkısının pembesi yapılıyor. Eğer beli oturmamışsa aşağı kattaki imalathaneden gelen bay terzi iğneleri takıyor. Ben kedileri çok severim diye giderseniz, size kısa zamanda türünün tek örneği elbise hazırlanıyor, 150 TL’ye torbanıza giriyor.  Kıyafetinizin altına ayakkabı, boynunaa kolye ararsanız da dükkanda istediğiniz bulunuyor. Takım taklvat tamam. İşe, partiye, geceye hazırsınız.

Written by Hazal

October 8th, 2009 at 4:30 pm

Sonbahar listesi

without comments

ev3

Tatil, seyahat, yeni ülke görme, yabancı insanlarla tanışma, ucuza içme, bilmediğim bir yemek tatma. Listede ne varsa hepsi bitti. Üstleri çizildi, yanlarına check işaretleri kondu, polisiye kitaplar son sayfasında kapatılarak bir sonraki şanslı kişiye geçirildi. Göcek’ten Dalaman Havaalanı’na uzayan yolda düşündüm. Yaz bitti. Artık sweatshirt’leri naftalin kokularından kurtarıp, geçmiş hayatın izlerini raflara kaldırma zamanı. Ve tabii ki bundan sonra yapılacakları sıralamanın. Pazar sabahı, koltuğumda kurulmuş çayımı yudumlarken Hazal’ın hayatında gelecek sezon şu şekilde:

1. 14 Eylül Pazartesi eli hafif dişçim Ata Anıl’dan randevu alınarak, bir implant ve dolgu sezonuna daha başlanacak. Telefon numarası 3439191, yeri Nişantaşı SushiCo’nun yedinci katı. Fiyatları konusunda uyarıyorum, söylediği rakamlar TL üzerinden olmayacak. Ama sonuç kusursuz.
2. İki sanat aktivitesi: Bienal. (Özellikle ilgilendiklerim Antrepo, Tütün Deposu, İstanbul Modern, ArtCenter. Bu sırada ismini duymadığım galerilerde dolanacağım için de pek memnunum) ve Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki “Joseph Beuys ve Öğrencileri” sergisi. Modern Alman sanatçılarının vardığı son çizgiler. Tamam o da Bienal dahilinde ama ben onu Genco Erkal gibi görmekteyim.

ev2

3. Henüz kimle olduğunu açıklayamadığım ama kabul edilirse hepinizin gündemine bomba gibi düşecek, bookmark‘larınızda her gün izlenenler (dikkat edin okunanlar demiyorum) listesine girecek bir proje. Tiyo veriyorum içinde “t” var.
4. Muhtemelen yıllar önce bir ocakbaşında annem ve Elif’e verdiğim “sizi öğle yemeği için Paris’e uçuracağım” sözünü yerine getirmeme sebep olacak başka bir proje. Henüz sadece benim beynimde ve bir iki güvendiğim insanın aklında yer işgal etmekte. Devamı gelecek. Önümüzdeki yazı Berlin‘de geçirmek için buna mecburum.
5. Giymediğim uzun elbiselerin boylarını kısaltıp, yine moda olan taylar ve çoraplarla tamamlayabilmek için Ezgi’den alacağım terzi adı. Memnun kalırsam sizinle de paylaşmaktan çekinmem.
6. İzzet Çapa’nın yeni mekanı College‘de bir rezervasyon, Cengiz Semercioğlu tanıtım fotoğraflarında poz vermiş, Kelebek’te gördüm. Deneyip mutlaka gidinler listesine ekleyeceğim.
7. Yeni polisiyeler. 4 günlük tatilde 1200 sayfa okudum. Yetmedi. Rutine devam etmeli.
8. Evimi baştan yaratma projesi. Ama Cem Davran eşliğinde falan değil. Yurdışında çektiğim fotoğraflardan ve topladığım muhteşem afişlerden bir duvar oluşturma peşindeyim. Berlin Duvarı 2. Kişiliksiz evimi, benden ayıracak.
9. Bu listede aslında en üslere gitmeli: Migros‘tan alışveriş. Evde ne şampuan kalmış ne deterjan. Dolaptaki soya, chile, teriyaki soslarının yanına biraz da malzeme fena olmaz. Patates Salatası, tavuk çorbası ve pilav menüsü. Ne zamandır mutfağa girip deşarj olmadım. Bu sefer kendim pişirip yiyeceğim.
10. İngiltere vizesi. Bu da ilk üçe taşınmalı. Ekim sonu, kasım başı Londra tarafındayım.
12. iPhone update‘lerimi bir iki bilene danışmak. Ne zaman bir program indirmeye kalksam, iPhone’unuza 2.3.4.5.0 sürümünü yüklemeniz gereklidir derdinden kurtulmak.
11. Yine çalışmıyor. Digiturk. Onu hemen şimdi arayıp aradan çıkarayım. 473 73 73. Beklemede kalın. Müşteri temsilcisine bağlanmak için 19*9 tuşlayın.

ev1

Liste uzayacak. Belli. Ama şimdi acilen her an değişebilen hava şartlarına uygun giyinip, Tamirhane‘de kahvaltıya yetişmem gerek. Zeynep ve Selen’le buluşuyorum. Ardından da Santral‘de Londra sergisini gezeceğim. Bienal’e başlangıç için iyi bir gün. Pazar. Yağmur saçlarımı ıslatıyor. Kışlıklar arasında bulduğum çizmeler bugün işe yarayacak.

Written by Hazal

September 13th, 2009 at 9:06 am

Rock’a itaat et

with 2 comments

r1

Rock’çı kızları seviyoruz çünkü özgürler. Kafasını sallayıp, motorun üstüne atlarlar. Berlin, Helsinki, Paris, Adana. Canları nereye isterse oraya. Kimse onları durduramaz, keyfinin istediğini yaşarlar. Bir gün bakarsın yanında uzun saçlı sarışın bir oğlan, ertesi gün son moda idollerden birini yanında olurlar. Dövmeler, hızmalar, dar ceketler ve atletler. Bunlar bizim aklımızdaki klişeler. Ama dedik ya bunlar rockçı kızlar, sadece müziği dinleyip, asi olmakla kalmazlar. Sıradan yaşamlara, olağan şüphelilere, onlardan beklenen klasik hareketlere de gıcık olurlar. Değişirler. Bir günde. Kolundaki yazıyı örtüp dantelli eldiven takarlar, Beyaz t-shirt’ün altına bot giyip sokağa çıkarlar. Motosiklet atılır yerini bisiklet alır, sandaletlerden sonra kısa botlar giyilir. Bir mevsim diğerine, bir gün ötekine uymaz. Yarın yokmuş, olsa da her an kaçabilirmiş gibi yaşarlar. Ve tabii ki çaktırmadan, o cool duruşlarını asla bozmadan modaları takip eder, biraz ondan, sonra bundan, kendi gardroplarını düzerler.

Onlardan bir ikisine manifestolarını sorduk, cümleleri toplayıp metni ortaya çıkardık. Peki dedik, yazının sonunda. Sizin bir markanız olacak olsa, deseler ki, ıssız adaya da gitseniz sonsuza kadar başka bir şey alamayacak da olsanız, hangi markayı seçerdiniz. Biri kendim yaparım demiş, diğerleri hep aynı: Rock & Republic. Hem seksi hem aykırı. Kısacık elbiselerle diz altı botlar (elbette topuk var), sallantılı eteklerle göğüs dekolteli blüzler; kürklü mantolar; daracık kotlar; fuşyalar; parlak taytlar; bilek üzerinde ayakkabılar. Rock&Republic cici kızları yoldan çıkaracak kadar feminen. Söyleyin onlara fazla direnmesinler.

Written by Hazal

September 4th, 2009 at 1:46 pm

Limon kokulu naftalin ağacı

without comments

m1

Çukurcuma yeni Galata. Hani Galatada’da eskiden sadece dökülen binalar, beraber yaşayan aileler, komşuluktan vazgeçmeyen kapıcılar vardı ya. Şimdi yerini Ferzan Özpetek, Eczacıbaşı, Okan Bayülgen, Ahu Yağtu, Marc Jacobs elbiseleri, İspanyol yemekleri, teras pastaneleri, Suriye burmaları aldı. İşte Çukurcuma’da aynı yoldan, üstelik daha da rafine adımlarla yürümekte.

Cihangir meydanından dönüp, Asri Turşucu’nun yanından aşağı salındım. Soldaki duvarda uzaylılar, biraz ileride konser afişleri. Sağda kocaman, iki katlı muhteşem görüntüsünde Mozk adında bir elbiseci. Kapısında ikinci el yazıyor ama o laflara aldanmayın. Asıl işleri dönem kıyafetleri. Paris, Londra gibi metropollerden özel olarak seçiliyor, raflarda her çeşitten az sayıda olarak yerlerini alıyor. Şapka, ayakkabı, kravat, fular, çanta, gözlük, boncuk. Neye ihtiyacınız varsa yanında geliyor.

Asıl istenilen sinema, dergi ve TV sektörü için ansiklopedik ve teorik başvuru merkezi olmak. Sanat yönetmenlerinin ve ilham bulmak isteyen modacıların ayağını Mozk‘un havasına alıştırmak. Bir hiç kimse olaraktan bile hayranlığım son seviyedeyse, sektörün içinde çalışanların tatminlerini düşünemiyorum.

Kafesi açıldı. İnternet de olursa, değmeyin keyfime. Her hafta bir parça, gardrobuma hediye. Kim demiş eşyaların ruhu olmaz diye. Bunların duruşu bile var. Cazibeli ve nostaljik.

Written by Hazal

August 18th, 2009 at 7:43 am

Posted in MODA, dükkan

Tagged with , , , , ,

100 liraya gardrop düzme

with 3 comments

iz

İzmir’de yarım günde hem iş yapıp hem de H&M’de takılmak mümkün mü? Duyuyorum bana deliymişim gibi bakmaktasınız ama önemli değil. Size bunun nasıl olacağını anlatmakla görevliyim.

Sabah onda yola çıktık. Kargalar uçmadan, horozlar ötmeden falan değil. Hava çok sıcak. 39′ları görüyoruz. Bu yüzden arabanın camlarını kapatarak klimalara son gaz verdik. Mavi Şehir’den Sanayi Mahallesi’ne on dakika süren yolculuk boyunca Power Turk’te Sezen Aksu tıngırdadı. Final hedefimiz MD Collections mağazası. Fabrikanın sahibi Dagi Hanım.

Yıllar önce bir Türk’le evlenerek İzmir’e taşınan Bayan Dagi, burada kurduğu fabrikasında H&M için üretim yapıyor. Bazen sipariş yüksek mertebeden geliyor, bazen kendisi tasarımlarını büyük patronlara sunuyor. Ama her şekilde ya dikişi taşan, ya bedeni yanlış basılan ya da numune kontenjanından elinde tonlarca mal kalıyor. Biz de ne zaman gidersek tanesi 5TL sepetinin içini karıştırarak 10-20 mal topluyoruz. Birkaç düğün, bir toplantı ve Arda’yla çıkılacak date kurtarıldı.

Ben bu sefer 8 parça mala 40 TL verdikten sonra mutlulukla EGS alışveriş merkezine yollandım.Uçağa binmeden öğle yemeği. İçerik buydu. Ama Ranello mağazasının vitrini aylardır beni bekliyormuş. Raphaella Booz şaheseri ayakkabılara rastladım. Sarısı, tabanı, tebesi, yanı. Muhteşem. 169 TL ayakkabı inmiş mi 69′a. Üzgünüm ama alındı. Son kalan 37 numara.

On dakika sonra üçüncü kattaki masalara oturduk, çift kaşarlı tostla portakal suları önümüzde. Son süpriz de burada karşıma çıktı. Sorgusuz sualsiz, şifresiz, kredisiz internet. Wireless üç saniyede bağlandı, gerekli güncellemeler için pencereyi önüme açtı.

Written by Hazal

July 30th, 2009 at 7:16 am

Posted in MODA

Tagged with , , , , , , ,