Urban Confessions

Bir şehrin anatomisi

Archive for the ‘festival’ tag

Anne ben yönetmen oldum!

with one comment

Tesadüfen yolda para bulunuyor, yemeğe şeker yerine tuz konuluyor, aynı gün doğmuş insanlar tanışıyor, ilkokul aşkları yıllar sonra evleniyor, Mısır’da komşularla tatil yapılıyor, o sperm yumurtayla birleşip seni dünyaya getiriyor, hemşire annenin 2o yıl önce kaybettiği kardeşi çıkıyor, dedenin ilk karısı mirasa konuyor, bir daha nerde görürüm dediğin çocuk elinde torbalarla köşeyi dönüyor, hastalıklar yok oluyor da, sanat mı olmuyor? Oluyor elbette. Pek de güzel oluyor. Hatta adını utanmadan “Art by Chance koyuyor. 13 ülke, 70’den fazla şehirde, yüz milyonlara ulaşmayı hedefliyor.

“Art By Chance”, Ocak 2010′da Türkiye web sitesi üzerinden kayıt almaya başlamış, Uluslararası bir Ultra Kısa Film Festivali. Tek derdi temasının “Zaman”, son katılım tarihinin de 26 Mart olması. Fazla düşünmeden, çekiverin birşeyler, sonra anneniz arayıp “kızım /oğlum adını elektrik direğine asılmış panoda gördüm” desin, gurur duysun, herkese anlatsın. Çünkü filmlerin hikayeleri gibi, onların nerelerde karşımıza çıkhacağı da bilinmeyen denklemlerden.

Hazal’ın notu: Ben siteye baktım, filmi çekmeye de niyetim var ama hala şu noktada takıldım soru sormak istiyorum demekteyseniz showhow‘dan Alev Ertem’i ( alev@showhow.com.tr – 0535 288 16 76) arayabilirsiniz.

Written by Hazal

January 20th, 2010 at 12:22 am

İnternette son bulduklarım

with 4 comments

Hayatım internet. Durmadan arayıştayım. Bu sefer yabancıları ayırdım Türk’leri bir çatı altına topladım. Bakın bakalım.

İhraç fazlası sanat, diğer adıyla lüks olarak görülen sanatı, kitlelerle buluşturma girişimi
http://outlet-istanbul.blogspot.com/

Tophane galerilerinde dolaşma rehberi
http://tophaneartwalk.com/

Sanal ortamdan takı almak, paha biçilir mi?
http://www.mortaki.com/

Sürekli Türk markalarının online işleri nerdedir diye arıyordum ki, buldum!
http://arsiweb.tumblr.com/

Fashiontr’ın bir diğer işi budur
http://www.truproject.net/

İKSV Deniz Palas içindeki Salon’un resmi web sitesi
http://ww.saloniksv.com/

Ah bunlar bende olsa Carrie Bradshaw olmam mı?
http://bugunnegiyemedim.blogspot.com/

İstanbul Animasyon Festivali Kasım 2010′da
http://www.iafistanbul.com/

Le Cool editörü, Pozitif bilimci Sarp Dakni’nin blogu
http://drdisco.tumblr.com/

İmprovizasyon: anında görüntülü sanat
http://www.istanbulimpro.net/

baka baka bitmesin
http://timucincoskun.blogspot.com/

Kendisi değil ama sitesi yepyeni
http://www.bakdergisi.com/banabak/

Evde yapılsın nette satılsın
http://www.pasaj.com/

Sevgilinize metres yapmak isterseniz
http://www.dideminizi.com

Written by Hazal

January 14th, 2010 at 1:55 pm

Resimli Beyoğlu Ajandası

with 2 comments

Şöyle mailler alıyorum. Sıklıkla. “Oh hayat sana güzel.” “Keşke biz de gezebilsek.” “Kahvede laptop’unla gördüm seni pek rahat geldin bana.” Daha az olmakla beraber şu tür mailler de alıyorum: ” Cumartesi altıncı yıl dönümümüz, nerede yesek, hangi konsere gitsek?”, “bloody marry nerde içilir, en iyi sen bilirsin.” Ama beni en mutlu eden bu tür mailler: “Senin iş de zor be, bütün gün oraya buraya gidicen, nerede ne açılmış takip edicen, sonra bi de gelip yazıcan. Üstelik bunu 24 saat yapıcan.”

İş bana zor değil. Her modda, son anda, Perşembe partisi bitince, hatta daha sokakta yazmaya başlıyorum. Gördüklerim hayata yazı olarak geçiyor.  Kahvede, evde, ofiste nerde olduğumun önemi yok. Radarları açıyorum, ajandayı topluyorum. Bu sefer bakılan cinsten. Siz yorulmayın. Ben bu işi seviyorum.

Sıtkı KösemenPotatoSarma SigaraZeytinyağı - ŞütteŞütte - PastırmaPetek Turşu - ZeytinCan Yayınları (Yeni)İtalyan PazarıChagallHerşey AşktanTaze Meyve SuyuDaiSa

Şehirden son haber: Urban Festival

without comments

urban

İstanbul’un en güzel festivali: Chill Out. Benim için. Çünkü Chill Out’a pazar günü daralmasını bir kenara atıp, çimlerin üzerinde serilmeye, elimizde biralarla tanıdıkları görmeye, hatta o gün güneş tepemizdeyse, havlular üzerinde serilmeye gideriz. Müzik yazın ruhuna, ortam pazarın hafif buruk havasına uygundur. Sonra gece çöker aramıza. Dans başlar. Herkes ayakta. Lounge FM’in seçtikleri sahnenin ortasında.

Bu yıl hepinizin de yakından takip ettiği gibi Lounge 102 ve Oxygen yollayını birleştirip bize müzik orgazmı yaşatmaya devam etti. Bununla da kalmayıp bu haftasonu (7 Kasım) Maslak Venue’de, Nigtmares on Wax, Brooklyn Funk Essentials, Karuan& Band, Skeewiff Soundstem ve Lounge 1o2 Allstars’ın sahne alacağı Urban Festival İstanbul’u yarattı. Perde sekizde açılıyor. Biletler 50 TL.

Bende stres başladı. Cumartesi nereye gidicem?

Şehrin Jazz Hali

without comments

akbank

Jazz’ı annemin evde Duke Ellington, Ella Fitzgerald, Dave Brubeck, Billie Holliday (hadi o biraz blues kokuyor ama olsun) çaldığı günlerden beri severim. Genelde Pazar kahvaltısında dinlerdik. Ben küçükken. Annem bir gazeteyle masaya kurulur, ben sinirle karşısına. Tepkim tek muhabbet günümüzde aramıza giren Hürriyet sayfalarına.

On dokuz yaşımı bitirdiğim yıl İKSV Jazz Festivali’nde çalışmaya başladım. Yazları. Önce çömez olarak, Dianne Reeves, Roy Haynes teknik ekiplerinde. Ardından Jane Birkin, Mike Stern, Joan Baez, E.S.T, Eric Truffaz, Brad Mehldau,Tori Amos gibi isimlerle. (bazıları jazz değil diyebilirsiniz ama müziğin sınırları algıdan yana) O adamların yanında olmak, kuliste istedikleri detayları, kapılar ardında olanları bilmek inanılmaz bir şöhret.

Şimdilerde, artık 28 yaşımın ağırlığını taşıyıp, geleceğe yatırım yapmaya çalışırken bile festivallerden kopamıyor ruhum işte. Sahne arkasında olmasa da, müziğin dibinde. Emekli rehber kategorisinden Akbank Jazz konserlerinde. Bu akşam Babylon’da saat 23:00. Grand Pianaramax featuring | Celena Glenn aka Black Cracker. 25 Ekim’e kadar jazz var. Şehrin her yerinde.

Yazarlık zor zanaat

without comments

ITEF-Logo-Yatay

Edebiyat. Çocukluğumdan beri vazgeçemem. Annem beni ortaokulun ikinci yılında Paris’e götürdü. Öğrendiğim kültürü daha iyi tanıyabilmem için. Montmartre tepelerini, Eiffel Kulesini, Seine kenarlarını elimde Simenon‘la geçirdim.

Sonra Albert Camus dönemi vardı. O zamanlar kurduğumuz Felsefe grubu için Camus-Sartre sahnelemesi yapmıştık. İkisinin kitaplarından aldığımız (evet bütün kitaplarını okuduk) cümleleri toplayıp, yaşam, ölüm, varoluş hakkında söylediklerini diyalog gibi kurguladık. Betacam bir yerlerde duruyor, çıkarıp izlemem lazım.

Elbette Hesse, Zweig (satranç başucu kitabım), Agatha Christie,Tolstoy, Dostoyevski, Marquez, Tolkien, Gogol, Freud, Nietzsche, Oğuz Atay, Oruç Aruoba, Murathan Mungan, Tezer Özlü… Lise çağlardında. Üniversiteye gelince biraz daha hafif Paul Auster, (Önce karman çorman, ardından sıralı) Lawrence Block (Özellikle Bernie Rhodenbarr serileri),Iain Banks, Nich Hornby, Milan Kundera, (Otostop Hikayesini kaç kere okudum acaba?) Adam Fawer (Kişisel olarak beğenmedim ama 700 sayfa kitap yazıp bestseller listelerine girmek de aptal işi değil)

Ve şimdi öğreniyorum ki bütün bu muhteşem, bizi terk etmiş, hafif çatlak, ama istikrarlı yazarlar arasından biri (ben aslında Hornby’den yana oyumu kullanmak isterdim) İstanbul’a geliyor. İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali‘nde boy gösteriyor. Önce Çırağan Sarayı’ndaki açılışa, ardından Kanyon D&R’da kitap okumasına, 3 Kasım’da da Ghetto’da kapanış partisine katılıyor.

Ben 31 Ekim – 3 Kasım arasında işi gücü bırakıp, gitmem mi bunlara?

Serçe parmak ne demiş?

without comments

b3

Her yerde karşıma çıkıyorlardı. Dergilerin mutlaka alın başlıkları, gazetecilerin unutmadan sütunları, Asmalı Mescit’te dolaşan kızların kolları. sun.day.sky’da gördükten sonra yazmaya karar verdim. Bagie. Çanta. Dört Türk tarafından imal ediliyor. Biri tasarlamış, biri maddeyi bulmuş, biri dikmiş, öbürü de satmış. Biz de hani bana hani bana diyerek peşlerinde pervane oluyoruz. Mecburiyetten.

Kullandıkları maddenin sırrını pek vermek istemeseler de, biliyoruz ki kopmuyor, yanmıyor, suda ıslanmıyor. Uzun zaman kendisini takıp hava atmışsanız kırışıklıklar gösteriyor. Bu da yeni halinden bile daha fiyakalı oluyor. Nano teknolojinin son harikalarından Tyvek malzemesinden üretilmiş, doğaya saygılı, %100 geri dönüşümlü.

İçine cüzdanınız, makyaj torbanızı, Ağustos ayı dergilerinden birini, gece üşümeyin diye hırkanızı, saç fırçanızı, parfümünüzü, kalem, defter, kitap gibi her türlü boş zaman gerecinizi koyduktan sonra bile 3 4 kiloluk yer daha kalıyor. Bu yüzden manavda duraklayıp amasya elmalarından bir kilo alarak evin yolunu tutabiliyorsunuz.

Tek entrikası her modelinin, şimdiye kadar 7′yle sınırlamışlar, 125 tane üretilmiş olması. Benim favorim New York silueti, kedi ve surat olarak isimlendirdikleri. Fiyatları 45-55 arasında çeşitlilik göstermekte. Stoklar bitmeden birer tane edinin, sonra arkadaşlarınızdan istemek zorunda kalacaksınız.

Written by Hazal

August 11th, 2009 at 3:59 pm

Posted in çanta

Tagged with , , , , ,