Archive for the ‘fotoğraf’ tag
İnternette gezerim siteleri süzerim

Salya sümük oturuyorum evde. Çalışmamak olmaz tabii. Bunun için şehrin sırlarını bırakıp biraz internet sırlarına dadandım. Tıklamamazlık etmeyin. Sizde nimetler varsa benimle de paylaşın.
- Alman Usulü tasarım dergisi: Cut Magazine. İşi gücü kestim, dergiye daldım.
- Fotoğraf makinesine özgürlük girişimi: Fotoğrafçılar Terörist Değildir. Sonuna kadar katılıyorum. Bırakın ne istersek çekelim.
- Deneysel tonlarda müzik arayışları. Vattirividdot. İsmi de kendi gibi sıradışı.
- Senin blogun değil, onunki umrumuzda: Bildikbiri. On sekiz yaşından küçüklere sakıncalı içerik.
- Bu satışa sadece davetliler katılabilir. The Cassette. Neyse ki çekiliş facebook üzerinden.
- Kim, kiminle, nerede, buldum. Foursquare. meğer herkes web’de takılmaktaymış
- iPhone fotoları hiç bu kadar güzel olmamıştı. Hipstamatic. Bugün çek, 70′lerde görün.
- Dünyanın en iyi ayakkabı dükkanı tasarımları: The Coolhunter. Ah o vitrinde ben de olsaydım!
- Arka Sokak oyunları: Beck’street. Aynen bildiğiniz biranın, online havaları
- Türk usulü Flickr: Fottom. İster bak, ister poster yapıp duvarına tak.
- İngiliz olsun, ne olursa olsun: Weheart. Ewan McGregor, Londra, Guy Ritchie, The Beatles’tan sonraki buluş kendileri.
- Tek istediğimiz aşk: Starbuck’s‘ın dünya çapına yayılan Aids’e yardım projesi.
- Kadının yeri mutfağın dibi modeli: Neşeli Önlükler
- Bir de gazete var yeni, saçma ama ahlaklı: Zaytung
- Şarkıları da tweet’leme zamanları geldi: Song.ly
- Twitter arama motoru: True Colors of Twitter. Bayıldım!
Cevap Ver: İzi Siyon
Fotoğrafçı çeker, model bakar, ışıkçı ayarlar, birileri de ortalığı toplar, hazırlar, yemeği masaya sunar. Prodüksiyoncular. Reklam, katalog, moda, dergi çekimleri yaparken prodüksiyon firmalarının başından neler geçer? Kolay mıdır, zor mudur, iş az mıdır çok mudur. İzi’ye sordum, Prodista adına sorularımı yanıtladı. Okuyunca göreceksiniz. Bu iş zaman, emek, dert alır.
1. Prodista kimdir? Kaç kişilik bir ekiptir? Background’ları nelerdir?
Prodista 2 senedir reklam ve moda sektörüne fotoğraf prodüksiyonu yapıyor. Bunun yanı sıra Avrupa’nın en köklü fotoğrafçı ajansı olan Schierke Photographer’sın da Türkiye ortağı. Bu ortaklık birbirinden değerli, her katagoride profesyonelleşmiş 35 fotoğrafçının Türkiye’deki temsilcisi olmamız anlamına geliyor. Yani İnsanların Archive ve bunun gibi sektörel dergilerde her ay beğendikleri işlere bakıp, iç çekip, nerde bu adamlar, neden bulamıyoruz ya da tam benim düşündüğüm tarzda bir fotografçı dediği tüm fotoğrafçılar artık Prodista’da. Bununla beraber Türkiyede free-lance çalışan tüm fotoğrafçılarla çalışıp onlara representörlük ve prodüksiyon hizmeti veriyoruz.
Bize gelince.. biz iki ortak Prodista ile yatıp kalkıyoruz. Ortağım Ceyhun işin daha çok prodüksiyon kısmında yani işin mutfağında çalışıyor.Ceyhun yaklaşık 12 senedir sayısız prodüksiyon firmalarında free-lance ve in-house prodüktörlük yapmış ve sayısız reklam filmi çekmiş Marmara Güzel Sanatlar mezunu, 4 aylık çocuk babası, haliyle hafif göbekli, yakışıklımı yakışıklı benim sadece ortağım değil aynı zamanda sağım, solum, önüm, arkam yani anlayacağın herşeyim bir adam. Ben de 8-9 senemi film ve fotoğraf prodüksiyonları ile geçirdim. Çeşitli firmalarda ve ajanslarda prodüktörlük yaptım. 7 senelik zorlu üniversite hayatımı en sonunda Bahçeşehir Üniversitesi Fotoğrafçılık Bölümü’nde sonlandırdım. Çok şükür bekarım. Firma içerisinde daha çok müşteri ve ajanslarla ilgileniyorum ve new business yapıyorum. Yani işin özü ben garsonluk yapıp siparişleri topluyorum Ceyhun da yemek yapıyor.
2. Yaratıcılık? Nasıl bir iş? Durup dururken mi gelir? Çalışınca mı olur? Genlerde mi akar?
Yaratıcılık mı o da nedir ? Biz prodüktörüz yaratıcılık konusunda çok konuşup kendimizi rezil etmek istemeyiz.
Evet tabiki bu işi yapan herkesin yaratıcı olması gerekir ve bizde yaratıcılık dediğin şeyden olması gerektiğinden çok var ama bu konu bizi aşar. Sadece biz yaratıcılığın allah vergisi birşey olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bu özelliğin üstüne düşmezsek, okumazsak, dünyada neler oluyor takip etmezsek, sergi, galeri dolaşmazsak kedimizi sadece yaratıcı sanıp rezil ederiz.
3. Bir prodüktörün hayatında 24 saat? Olmazsa olmazları nelerdir?
Bizce Prodüktörlük sürekli on-line olmayı gerektirir. Olan bitenden haberdar olmak, sürekli gezip, insanlarla iç içe olmak, piyasada olan bitenden haberdar olmak ve yaratıcılğın yanı sıra kafayı ticarete yormak. Kısaca prodüktörlük sanat dünyası ile ticaret dünyasının ortasında duran tanpon bir yapı. Haber izleriz, dergi, kitap, gazete okuruz. Gündemi yakalarız. Her konuda kendimizi “update” ederiz. Yeni çıkan kitapları da biliriz, yeni açılan lokantaları da, bu sene moda olan renkleri de.
4. Elbette sana top 10 fotoğrafçını sormadan geçmeyeceğiz. Şöyle hakkıyla bir liste versen, Türkler de olsa yabancılar da.
Tabiki bu konuda sana isim vermemiz çok zor. Tüm fotoğrafçılarım birbirinden değerli diyip te komik duruma da düşmicem ama bizce kendini geliştiren kompleksi olmayan, işine saygı gösteren ve müşteriyle iyi anlaşıp beklentilerinin üzerinde performans gösteren, onların fikirlerine katkıda bulunup işi çok farklı yerlere taşıyan fotoğrafçılar değerlidir. Kişisel olarak kimi beğeniyosun dersen Andrzej Dragan.
5. İstanbul’da en iyi fotoğraflar nerelerde çekildi?
Kesinlikle Santral İstanbul yani eski adıyla Eski Elektrik Santrali. Rekleri ile dokusuyla nostaljik bir teknoloji var içerde. O devasa makinaların eski paslı detayları önünde renkli şıkır şıkır elbiseler. Keşke tekrar imkanımız olsada orda şöyle güzel bir moda işi çeksek.
6. Diyelim ki ben okuldan yeni mezun olmuş bir fotoğrafçıyım. Size portfolyomu gönderdim. Ne yaparsınız? Neler gerekir beni işe almanız için?
Okuldan yeni mezun olmuş birine yapacağımız en büyük iyilik onu iyi bir fotoğrafçının asistanı yapmaktır. Profesyonel hayatta asistanlık yapmamış biri başarılı olamaz. Biz Prodista olarak prodüksyon yapan bir firmayız burda ona bir faydamız olmaz ama çalıştığımız fotoğrafçıların yanına sokarak kendini geliştirmesinde katkı sağlayıp kişisel değil profesyonel bir portfolyo oluşturmasında yardımcı olabiliriz. Kablo toplayacak, ışık kuracak, objektif değiştirecek ve photoshop’a destek olacak. Bu süreçten geçen yetenekli insanlar mutlaka kendini ispat ediyor. Başta küçük işlere imza atmasını sağlayıp yavaş yavaş büyük kampanyalar çekmesine şans verebiliriz.
7. Biraz da Türkiye fotoğraf camiasını didikleyelim. Zorlukları, hoşlukları, bıkkınlıkları neler bu işin?
Stok fotoğraf. Kesinlikle stok fotoğrafçılık bizim işin kalitesini düşürüyor. Ülkemizde halen fotografçılık haketiği yeri bulamadı. Üvey evlat muhamalasi görüyoruz. Firmalar ürünlerini daha fazla göstermek için yayın bütçelerine daha fazla para ayırıp insanların gözüne sokmak istiyorlar ama yayınladıkları işler kalitesiz ve ucuz oluyor. Yayın bütçelerine bu kadar para ayırmaları işin prodüksyonundan çalmaları analamına geliyor ve dolayısıyla çeşitli sitelerden alınan 3-5 €’luk stok fotoğraflardan ilanlar çıkıyor. Sonuçta noluyor, ucuz işleri sürekli görüyoruz. Beklentiler düşüyor, kalite azalıyor, yaratıcılık sınırlı kalıyor. Bu durumdan ne müşteri memnun oluyor, ne ajans, ne de bizler. Hoşluklarına gelince… biz bildiğimiz, sevdiğimiz işi yapıyoruz. Kaliteli güzel bişey çıkarttığımız zaman diğer işlerden ayrılıyor ve herkes bunun farkına varıyor işte bizim için en iyi mastürbasyon budur.
Bonus soru: Gelecek vaadeden Türk mankenleri var mı?
YOOOOOOOOOOOOKKKK
Beyoğlu fragmanları
İstiklal Caddesi’nde yürüdüm yine. Beynimin içinde ordan oraya dağılan fikirleri topladım. Yıllardan beri canım sıkkın olduğunda ya da vasat yaratıcılık devresine girdiğimde bu yöntemi uygularım. Çevremdekiler, değişimler, sesler, yalnızlık, tutkumu çağırır. Bu sefer de istisna olmadı. Hayatın bütün sihri detaylarda saklı.
Cevap Ver: Ersoy Alap
Ersoy Alap. Çoğunlukla moda fotoğrafçısı, vakti olursa sokak gezicisi, mankenlerin kadim dostu. http://www.ersoyalap.com/ ve http://unplugged.ersoyalap.com/ sitelerinin ta kendisi. Çalışma mekanına hiç girmedim ama içki ortamında kaprissiz, direk, adabı bilen adam. Pek çok dergide karşınıza enstantaneleriyle çıkmıştır, peki kimdir, ne yapar, nasıl olmuş da olmuştur merak ettim. Sordum. Yazdı. Okuyalım.
1. Nerden bulaştın bu işe? Makineyi eline aldığın anda ben moda fotoğrafçısı olucam mı dedin?
Makineyi ilk aldığımda bir makara filmle kendimi çekmiştim. O fotoğrafları hiç göremedim. Yaş 11 veya 12. İçlerinde nü kareler de vardı. O zamanlar ‘insan’ çekmek istediğimi biliyordum. Modayla üniversitenin son yıllarında ilgilenmeye başladım. O dönem ayrıca kısa filmler çekiyordum. Film konusunda trendleri takip ediyor, filmleri boyuyor, bozuyorduk. İşin montaj kısmı ‘tek kare’de bakış açımı etkilemiş olmalı ki, filmden fotoğrafa kaydım. Görsel efektlerin renkli dünyası beni ilgi alanım modayla, fotoğrafta birleştirdi. Budur hikaye.
2. Kimlerin fotoğraflarını çektin, kim en fotojenik?
Sanırım hepimizin tanıyabileceği kişileri soruyorsun. Hepsini hatırlamam zor. İlk aklıma gelenler Hayko Cepkin, Sinem Kobal, Teoman, Türkan Şoray, Emre Aydın, Göksel, Zeynep Beşerler, Özge Özpirinççi, Eda Taşpınar, Cem Yılmaz, Erdil Yaşaroğlu, Tülin Şahin, Nefise Karatay. Fotojenik konusu biraz karışık çünkü zaten herkesi iyi çekmek durumundayım. Fotojenik veya değil, çekilen fotoğrafların kuvvetli olması gerekiyor. Kiminle rahat çalıştın dersen sanırım bu sorunun cevabı Ebru Şallı olur. Çok kısıtlı zamanımız vardı ve saç makyaj hariç toplam 1 saat 15 dakikada 8 kare fotoğraf çektim. Çıkan işden Ebru ve dergi dahil herkes çok memnun kaldı.
3. Peki kime hayransın? En iyi 5 istesek?
Hayran olduğum birisi yok ama fotoğraf konusunda önem verdiğim isim Steven Klein. Çok ayrı bir dünyada. Moda çekiyor ama moda fotoğrafçısı değil. Algı ve yorum farklı. Kalanı Guy Bourdin, Solve Sundsbo, Peter Lindbergh ve Nick Knight olarak sıralanabilir.
4. Moda fotoğrafçılığının külfetleri nelerdir?
İşin en zor kısmı yaratıcılık ve risk yönetiminin her zaman uyum içinde olmaması. Yeni fikirleri çekmeden müşterilere kabul ettiremiyoruz. Onlar da örnek görmeden riske girmek istemiyorlar. ‘Örnek göster’ diyorlar, sen de ‘ örneği olsaydı yeni fikir olmaz zaten’ diyorsun… İş en sonunda ‘neyse garanti olsun al sen bunun gibi bir şey çek’e geliyor. Müşteriyi bırakalım, aylık moda dergileri bile bu riski almaya korkuyorlar. Zaten bu yüzden son yıllarda çekilen bütün fotoğraflar birbirinin aynısı. Yurt dışında çekilen bir işin bir kaç ay sonra ülkemizde bir kampanyada veya dergide görüceğinizin garantisini verebiliyor olmanız başlı başına bu işin ironisi. Yeniliklere açık olamayan bir sektörde yaratıcı konumunda cebelleşiyoruz.
5. Photosop’ta en sevdiğin taktikler desek?
Meslek sırrımı mı soruyorsun
Buna cevap vermek zor çünkü teknoloji durmadan gelişiyor. Sürekli yeni şeyler deniyorsun, kurcalıyorsun. İstediklerimin vurgusunu arttırabilmek, istemediklerinin vurgusunu azaltabilmek hoşuma gidiyor. Renkleri kontrol edebilmek. Fotoğrafa photoshop yokmuş hissini verebilmek. Bu iş karışık. O yüzden boşveeer photoshop’u…
6. Nerden beslenirsin? Diyelim ki bir çekim yapılacak ama fikirler seni bulamıyor? Nereye gidersin? Ne yersin? Ne içersin?
Kendim veya sergi için yaptığım projelerde hayatımdaki hemen herşeyden beslenirim. Bir sinek, görmeye çalışıp göremediğim ufo, arkadaşımın boynundaki kolye, bana söylenen yalan… Ama önemli olan çıkış fikrinden şaşmamak. Boşboş dururken ilham beklemek saçmalık. Fikir bir anda gelmez, biriktirilmiş malzemelerin tekrar yorumlanması ve ilişkilendirilmeleri sonucunda oluşur. Duygularımı besleyen herşey, sokaklar, sinema, müzik, konuşmalar, doğa, teknoloji, mimari, seks, depresyon ve elbette çeşit çeşit insanlar bana ilham veren.
7. Sevgilinin fotoğrafını çekmek daha mı kolay daha mı zor?
Ona aklınızdan geçen herşeyi söyleyebileceğiniz için prodüksiyon veya çekim zamanında işiniz çok çok kolay. Bunun dışında sevgili olmanızın bir faydası olduğunu düşünmüyorum. Sevgilimin çok fazla fotoğrafını çektiğim söylenemez. İki kere stüdyoda dans fotoğraflarını çekmiştim. Eğlenmiştik, rahat çalışmıştık, iyi iş çıkarmışdık. Ama zaten çok iyi bir dansçı olduğu için içerik kuvvetliydi bana daha çok yorumlamak kalmıştı. (Hazal’ın notu: Burada bahsi geçen şahıs Didem Ertan oluyor) Eğer senin sorduğun duygusal yakınlığın karelere yansıdığı konusu ise zaten çektiğin kişilerden etkileniyor olman gerekiyor. Bizim işte zaman zaman tanışır tanışman çekime giriyorsun. Elbette o duyguyu yakalamak zor. Ama iş bu. Sevgilinle bu anlamda aradaki elektirik hali hazırda mevcut… Belki kolaylık konusu bir parça snapshot çalışıyorsan doğru olabilir. Ama açıkcası ben çok bir fark göremiyorum. Belki başkaları o karelere bakınca farkediyor olabilirler… Belki benim için normal hallerde bir insan fotoğrafı çekmektense ardında belli belirsizde olsa bir fikrin olması, birazda olsa ikonik bir kare peşinde koşmak gibi gibi fotoğrafik düşünce tarzım beni o anlamda fotoğrafçılardan ayırıyor. Öyle olsaydı zaten heralde belge nitelikli fotoğraflar çekiyor olurdum… aslında son dönemde biraz biraz o tarz fotoğraflar çekme dürtümde yok değil:)
Hazal’ın notu: Ersoy’un fotoğrafları nerdedir diye merak ediyorsanız işte bazı isimler: Harper’s Bazaar, Arena, Marie Claire, Elle, Esquire, Time Out, Maison Français.
Berlin’in “freelance” kahvesi

En son hiçbir zaman böyle bir duygu yaşadım. Zaman zaman işi neden bıraktım, New York’tan hangi akla uyup da döndüm, 4 yıl okuluna gidip de neden fotoğrafçılık yapmadım diye çok düşündüğüm oldu. Hepsinin cevabı yavaş yavaş, çoğunlukla istemediklerimi bulduğum zaman karşıma çıktı. Şehir yazıları yazmak, bir kahvede ya da evimde olsam da günde yedi sekiz saat çalışmak, modelleri değil hayatı, kitapçıları, yemekleri, detayları fotoğraflamak. İşim bu. Yerim şimdiye kadar İstanbul’du. En kısa sürede adresimi Berlin olarak değiştirmeyi planlıyorum. Dilini bilmediğim, İngilizce’den daha sıklıkla Türkçe konuştuğum, gerçek bloody marry’e 5 euro verdiğim bu şehire. Sadece ucuz, kolay, yeşil olduğu için de değil. Ben buraya aidim. Ruhum burada kal diye bağırıyor. Bir de kışını gör, uzaktan güzel ama içinde yaşasan anlarsın diyenlere rağmen. Berlin’de bisikletimi ağaca bağlayan kadınlardan biri olacağım.

Rozenthaler Platz’daki Oberholz. Kahvesine oturdum. Bundan sonra kendisinden işyerim olarak bahsediyor olacağım. Bir tavuklu sandviç, su ve kahveye 5 Euro bayıldım. Öğle yemeği aradan çıktı. Üst kattayım. Mailleri okumak, cevapları yazmak, yan masamdaki Almanlar’ın benimkinin eşi olan MacBook’larına göz kulak olmakla (çünkü o sırada aşağıya kahve almaya iniyorlardı) geçen süre içinde günlerdir çektiğim fotoğrafları siteye upload ettim. Beş dakika sonra gelip işimin ne olduğunu sordular. Sitemi gösterdim. Yazıları okuyamasalar da fotoğraflara kesinlikle bakacaklarını söyleyerek bookmark’larına eklediler. Onlar da mimarmış, ofislerinden sıkılıp biraz hava almak istemişler. “Small talk”. Telefonunu versene, akşam ne yapıyorsun gibi mecburi sorulara gerek duymayan, İstanbuldayken en özlediğim aktivite. Etrafımdaki bütün masalar bilgisayarı olan gençlerle doldu. Birinin yanında onlarca kitap, diğeri, gazeteci olsa gerek, duyduklarını bilgisayara geçiriyor.
Kapı önüne indim şimdi, gelen gidene bakmak, işlere biraz ara vermek için. Önümden iki güzel kızla bir Alman oğlan geçti. Ayakkabıları siyah, çizgileri beyaz. Sonunda. Tam da bu şehirde hiç güzel insan yok kararını vermeme çok az kala. Acaba Batı’nın Prenzlauer Berg’ü sayılan Charlottenburg’a mı gitsem yoksa biraz aşağılara kayıp kanal kenarına mı?
Gravyer peyniri gibi eridik

İsviçre’nin peyniri, çakısı, saati, dakikliği, demokratik yönetimi, sigorta avantajları, küçüklüğü, Cenevresi bir de fotoğrafçısı meşhur. John Gripenholm. Sanat, moda, kapak, güzellik, reklam, portre çekimleri yapan adam. Olabilecek en tuhaf ışıklar ve geniş hikayelerle. Şimdi hepsine tek tek bakıp “burada ne oluyor?” oynayalım bakalım.
Mesela şu havuzun içinde derviş modunda yaşayan adamı ele alın. Sizce geçmişe mi yürüyor, yoksa ileride onu bekleyen vahaya mı? Robot gibi aportta bekleyen gözlüklü kız. Venüs’ten aramıza katılmış. Saçları başına kask olmuş portreye ne dersiniz? 2030 yılının modası olabilir mi? Kedi kız? Kedi mi kedili mi, iyi mi kötü mü?
John Gripenholm sadece 1 yıl fotoğrafçılık okuduktan sonra, 7 yıl boyunca New York ve Londra depolarında fotoğraf asistanlığı yaptı. 2005′te çektiği cep telefonu kampanyasıyla Cannes’da ödül kazaldı. 2006′da Dazed&Confused dergisinin yükselen fotoğrafçıları arasında yer aldıktan sonra keşfedildi. Şimdiye kadar Rodeo, Bok, Booklet, Lee, Frank Dands, Weekday gibi dergiler ve markalar için çalışan Gripenholm Stokholm’de yaşıyor. Vogue keşfetmeden sizin haberiniz olsun.
Kısa paçalı oynak parmak

1. Belçika’nın en ünlü bira markası.
2. Fransız Hanedenları’ndan La Gerfeld’in sekizinci kuşak torunu.
3. Apple’ın hem görüntülü hem kokulu konuşma sağlayan son icadı.
4. New York’ta 2009 Temmuz ayında patlayan nu jazz DJ’i.
5. Chloé parfümlerine ismini vermiş olan 20. yüzyılın en büyük modacısı
6. “Gelin Benim Olacak” filminde gelini oynayan travesti
7. Mitte’de on sekizinci yüzyıl sonlarında yaşamış bohem ressam. Eserleri şu anda Hanf Müzesi’nde sergilenmekte
8. Chanel 2009 ve Fendi 2010 koleksiyonlarını çekmiş ünlü fotoğrafçı. Diğer İşleri Postfuhramt’da sergilenmekte.
9. Kilo vermek isteyenler için Avrupa’nın pek çok yerinde faaliyet göstermekte olan diyet okulu.
10. 1300′lü yıllarda Orta Amerika’da yaşamış Kalamity Jane ve Billy Kid’e meydan okuyan bir kumarbaz.
11. Kendini evli zannetme (Argelfeld) sendromu teşhisini ilk koyan Viyanalı doktor.
12. Kalk gidelim cümlesinin almancası
13. Amsterdam’da bir kahve

Karl Lagerfeld. Siz otomatik olarak 5. seçeneği işaretlediniz, o sırada aklınız 1 ve 7′ye de kayar gibi oldu. Çünkü biliyosunuz ki bu sorunun tek bir doğru yanıtı yok. 8 numarada Chanel ve Fendi isimlerini görünce de duraklamış olabilirsiniz ama fotoğrafçı lafından bu seçeneği elediniz. Eh ne diyelim. Büyük hata. Çünkü Elizabeth Taylor’un hayran olduğu, Grand Theft Auto IV’da DJ konumundan karşımıza çıkan, Heidi Klum’u hiçbir defilesinden eksik etmeyen, Steiff ayıcıklarının tasarımcısı Karl Otto Lagerfeld artık bir fotoğrafçı. Olaya şurdan girmiş. “Bir defileyi ben düzenliyorsam, elbiselerin tasarımlarından kimin giyeceğine kadar olan kararların her aşamasında ben varsam o zaman bunları afişe edecek en iyi kişi de benimdir.” Haksız olduğunu söylemek imkansız. 76 yaşındaki moda kralı, kameranın arkasından hepimize meydan okuyor. Hakkı.

























