Urban Confessions

Bir şehrin anatomisi

Archive for the ‘ilişki’ tag

Oldu da bitti

without comments

Şarkıyı duyunca aklıma geldin… kim bilir nerde kiminlesin?
—–
Otobüste yanımda oturan adam Kenzo sürmüş. Anımsama: 14 yıl önce Tünel’deki ev. Yerler ahşap. Duvara sırtımızı verip oturmuşuz. Creep sekizinci tekrarında.
—–
Elbise yığınlarının arasından kitap çıktı. Anlamadım ne zaman bıraktın. Sen olduğunu da ilk sayfayı açınca anladım. Tarih ve imza atmışsın.
—–
Kereviz yemezdim ben, biri sevdirmişti. Ya ben, ya kereviz dedi.
—–
Karşılaştık. Onun göbeği çıkmış, parmağında yüzüğü. Benim saçım uzamış, elimde Marmara Büfe’den alma tostumun kalıntıları. Dört yıl dedim. O altı ay daha ekledi. Hoşçakal vakti geldiğinde temmuzmuş.
——
Uzaktan görmüş, yanıma gelmemiş, telefon etmemiş, mesaj da atmamış. Kalabalıklar varmış. Aramızda. Oysa, belki de, sanki, vazgeçti. Kaçırdık işte. Olasılık trenini.
—–
Ne yemezsin diye sordum, istediğini yap dedi. Fırında salçalı bifteği koydum tabağa, afiyetle de yedi. İki ay sonra arkadaşı söyledi. Bizimki domates ve ürünlerini yemez ki.
—–
İki hediye verdim, on ikiyi üç gece. Sevinçten gözleri doldu. Kimse dedi, beni senin kadar sevmemişti. Önce koşup kapıdan çıktı, bir saat sonra geri. Mutlu oldum tokatlanacak halimize.
—–
1 yıl geçmiş aradan, çok daha uzun gibi dersem… çok mu özlemişim az mı?
——-
Barmen tam zamanı, koy koy koy koy koy.

Written by Hazal

March 1st, 2010 at 3:21 pm

Onun bunun yüzünden

without comments

Paçavra ettiniz üç kuruşluk derdimi.
——————–
5 yıl geçti. Hala çözemedim. Sarhoşken söylenen mi gerçek, ayıkken anlatılan mı tamam? Niye harcıyoruz ki vaktimizi  ona yalan, buna yalan?
———————
Anlat anlat, ben seni dinliyorum.
——————–
Annem doğru söylemiş. Adamı bulunca bileceksin. Sakallıya baktım olmadı, sarışına konuştum duymadı. Yeşil gözlüde umut var, beyaz tenli belki mi?
——————–
Denge problemi. Başıma ağrı getirdi. Önce zevzekçe bugün başkasıyla randevum var diyor. Adını, sıfatını, vücut ölçülerini de bildirerek. Bir hafta sonra, kıskançlık krizinin eşiğinde adam. Sorunu, genel kanıya göre terbiyesizlik, benim defterimde istediğini bilmemek, bildiğine vermemek, verdiğini geri çekmek suretiyle zevkin dibini görmek.
——————-
Gündüz hatırlamıyorum diyip işin içinden çıkıyor. Gece geliyor itiraf: kimdi o yanındaki adam?
—————-
-  Yemediğin bir şey var mı?
-  İlişki fazlası beni bozar.
-  Kokmuş laflar da benim keyfimi.
-  Kedere içelim mi?
————–
Yar bana varmadı, canımı sıkmadı, neyse ki patladı, zahmet.
———-
Adını sen koy: Serseri köyün kavalcısı, aptallarla sarhoşlar, deli kadın ve yedi dümbelek, kırmızı başlıklı öküz.
—-
Kaybetmeden değeri anlaşılan şeyler: cin&tonik, pembe oje, gri şapka, keyfimin kahyası.

Written by Hazal

February 27th, 2010 at 3:08 pm

Tersine dünya

with one comment

Kapı, sandalye, palto tutmak 1930′lu yıllarda kalmış alışkanlıklar. Ama kadın erkek ilişkilerinde bütün dengeler mi değişir ya? Başım(ız)a gelenleri hiçbir abartı, yalan payı, fazlalık bırakmadan, en basit haliyle anlatmaya çalışayım.

Sokakta
Ağaç oldum. 22 dakika, kırk altı saniyedir. Nerdesin telefonlarımın hepsinin cevabı aynı. Yolda. Sonuncusunda yolun neresinde diye soruyorum. Vapurdan yeni inmiş. Pes.

Anahtar
Hazırım. Bekliyorum. Kapının girişinde. Ceketi güzel olmamış, parfümü tam kokmamış, ayakkabı bağcığı saatine uymamış. Sıfırdan bir kez daha başlıyor giyinme seansına. Elimde kumanda, kanepeye yayılıyorum.

Alo
Beş dakikada bir telefon çalıyor. Selenle Mert geceyi beraber mi geçirmiş, öğleden sonra hangi filme gitselermiş, erkek erkeğe tatil şartmış, oyunun kaçıncı turuna gelmiş. Pedikür suyuyla ağda da olsa, altın günü başlayacak odada.

Almıyoruz
Önden beni yolluyorlar. Sen bizi içeri sokarsın. Kendimden emin karşıya geçiyorum. Kapıdaki görevliye gülümsüyorum. Dördümüz de içeride. Adamlar şaşkın.

Cin tonik
Kalabalık basmış, canı sıkılmış, barmene uyuz olmuş. Elime kredi kartını tutuşturup sen alsana diyor içkileri. Bardağı taşıran son noktaya iki kala. Hayatta diyorum. Artık onu da yapamayacağım.

Sabah
Adam hatırlamıyor. İlk soru: biz dün gece eve nasıl döndük? İn-cin top oynasa, kurt beni kaçırsa, kafamıza taş düşse adamın ruhu duymaz. Taksiyle diyorum. Haa evet Kiki’den. Geniş spektrumdaki Minimüzikhol ve Hayal Kahvesi seansı silinmiş. Alkolik hareket engellenemez gerçek.

Written by Hazal

February 26th, 2010 at 2:59 pm

Takılmanın kuralları

with 4 comments

Sevgili değiliz, arkadaş da değiliz. Bir aradayız. Hepsi bu. Başbaşa yemeğe çıkmayız, kalabalıklarla masa paylaşmayız, Migros, Makro, Diasa falan görmeyiz. Aynı yataktayız. Seks partnerinden hallice, dosttan kellice, tanışıktan çok ilerde. İkimize ayrı ayrı sorsalar deriz ki “arkadaşız işte”, yanında garnitürleriyle.

Oturup kuralları yazılacak olsa bu kendiliğinden gelişmenin, şöyle bir şey olurdu herhalde liste, belki de:
1. Bir gün sende televizyona bakacağız, ertesi buluşmada bende birbirimize.
2. Beyaz leblebi, elma (yeşil), portakal suyu, viski duracak mutfakta, ben gelirsem diye.
3. Başka insanlar olsa da hayatımızda anlatmayacağız yeri geldiğinde. Kıskançlık işte, engellenemez hadise.
4. Ben hadi dersem sen tamam, sen yok dersen ben peki demeyi öğreneceğiz uzatmadan.
5. Gözyaşı, küfür, kırılan bardaklar olmayacak gecenin köründe.
6. Dokunacağız, sevişeceğiz, konuşup içeceğiz, uyuyup kalkacağız.
7. Duracağız, oturacağız, Boğaz’a bakacağız, gideceğiz. Vakti geldiğinde.

Sonunda bir gün ya yanyana durmayı öğreneceğiz, ya elveda demesini. Aylar sonra kaşılaşınca gülümseyeceğiz birbirimize. Kimsenin bilemeyeceği bir dilde. Arkaya bakmayacak ama hiçkimse.

Written by Hazal

February 20th, 2010 at 8:37 pm

Kadın ne ister?

with 3 comments

Her kadını bilemem. Kimisi para, şan, şöhretli adama bir gün, ay, yıl da olsa sahip olmak ister. Diğeri ona laf atanla kavga edecek cetin ceviz. Bir başkası çocuğuna baba, öteki yoluna arkadaş. Ben bunların hiçbirini çok da önemsemem. Öncelik listemde tek bir şık var: aşk. Şuursuz, dünsüz, acabasız, korkusuz.

Çünkü sadece aşık adam sabahın köründe doktor randevuma yanımda gelip elimi tutar. Her şey yolunda gidecek kelamlarıyla beni oyalar. Aşık adam odada onlarca kız varken benim gözlerimin içine bakar, bu aralar çatlak çıkan sesimin tınısında kendini kaybeder. En sevdiğim kokteyli (blooddy marry), gece kayıntılarında ne yediğimi (Marmara Büfe’den alma çift kaşarı tost ya da evde yapma sahanda yumurta), yazarken yalnız bırakılmam gerektiğini, hastayken dertlendiğimi bilir. Ve ancak aşık adam içkinin dibini gördüğüm sabahlarda klozetin dibinde saçımı tutar, yatağımı yapar, dolaptan battaniyeyi çıkarıp üşümemi geçirir. Aşık adam. Tek istediğim. Ama aşka değil bana.

O yüzden şimdi çıkılmaz bir ikilemdeyim. Biri herkese beni anlatıyor. Sabah akşam demeden sayfa sayfa yazdıklarımı okuyor. Kafası bir dünya karşımda durduğunda etrafta kalabalık yapanları yanımızdan uzaklaştırıyor. Diğerinin durumu biraz daha karışık. İlgi, güven, sevgi, samimiyeti önce benden bekliyor. Uzakta durup gözlerime bakıyor.

Kolaya kaçıp evini bana açanı mı seçmeli, heyecana koşup gitmeye yüz tutanı mı? Ah kalbim, ben senden ne çektim. Hakkaten de delisin.

Written by Hazal

January 31st, 2010 at 5:31 pm

Posted in ilişki

Tagged with , , , , , , , ,

Her şeyimiz meydanda

with one comment

Sahne Bir
Odanın karşısında dikkatimi çekti. Yürüyüşü önce. Elleri ceplerinde, kendine güvenli.
İkinci farkedişim. Etrafta dolaşıyor. Duvarda sanat eserleri, gözleri bende.
Sonrakindeyiz. Kapının önü. Onun elinde sigara, benimkinde leblebi paketi. Bağımlılıklarımız kendini gösterdi.
Beş dakika ekle. Yanımda. Sıradan günlerin, basit konuşmaları. Hoşuma gitti.
Gözlerinde delilikle ilgi arasında bakış, sesi midemin içine kadar işledi.
Son kararım. Gelip geçici değil, ben bu adamı beğendim.

Sahne iki
Geceyarısı. Elbette prens de kurbağa oldu. Ağzında içkinin kalıntıları, bedeninde başka kadınların elleri. Uzak duruyorum. Mor ışıkların altında keyfim kaderimde.

Sahne üç
Sokak. Sırtımda ürperti hissi. Arkama dönüyorum. Korkuyla değil, merakla. Önce algılamıyor beynim. Tepki iki dakika sonra. Kahretsin! En boktan halimle komşu ziyaretine gidecektim. Naber. İyidir. Burda mı oturuyorsun. Yok arkadaşa geldim. Görüşürüz. Tamam. An da, gece de geçip gidiyor.

Sahne dört
Bir adam. Yanımda. Dinliyorum. Kibarlıktan.
Sigara içilen oda. Koltukta beş on kişi. Herkesin kulağında DJ’in seti.
Bir kez daha. Beklemediğim anda. Karşımda.
Aynı adam. Aynı merak. Aynı acaba.

Sahne beş
Dudaklarından çıkan duman burnuna doluyor. Lanet olsun!

Written by Hazal

January 29th, 2010 at 3:24 pm

Posted in ŞEHİR

Tagged with , , , ,

Seni görüyorum

without comments

Görmedim diyorsam bil ki yalan söyledim. Çünkü sen daha arkanı dönmeden farkettim siluetini. ALANistanbul‘da Küpşehir sergisindeydik, ya da bir gün önce Galeri Non‘da. Ya punch’ım elimde müzik dinliyordum, ya da oyuncaklar aleminde çocukluğumu yaşıyor. Atkının etiketi dışarda kalmış, sabah tıraşın üzerinden on saat geçmiş, kot pantalon 32 beden, cüzdanın ceketinin iç cebinde.

Başımı çevirdim, sen benim olduğum noktayı görmeden dört saniye önce. Mükemmel zamanlama! Arkamdan dolaşıp yanıma gelmeni, hoşuma giden sesinle merhaba demeni, vücudunu benden yana çevirmeni bekledim. Şaşkınlık nidasını o kadar çok denedim ki ayna önünde, heyecanla memnuniyet arasına biraz da rahatlık kattım mı tamam. Oldu da zaten, İnandın.

Merdivenlerden inerken elini cebine soktun, şimdi de sokaktasın, bereni taktın. Kırmızı ışıkta bekledin, taksiye işaret ettin, telefon, kapının kapanması, koltuğa bıraktığın atkın. Belki ilk görüşmemiz anımsamasını sen kazandın ama şimdi anket yapsalar onda sekiz yaparım.

Written by Hazal

January 14th, 2010 at 10:04 am