Archive for the ‘işkembe’ tag
Ankara’nın taştır yolu

Son iki gündür hem Deniz burda diye hem de vize başvurusu yapmak için Ankara’dayız. Hazır Ankaralılarla beraberken gerekli notları aldım. Olur da giderseniz bu detayları biliniz. Eğer Ankaralı kontenjanından yazıya katıldıysanız eklemeleri bekleriz.
- Her konuşmada duyduğumuz Arjantin Caddesi meğersem 10 metre enindeymiş. Ben de sanırdım ki bulvar. Ama bütün butikler burada. Gelinlik lazım olursa.
- Sabah 08:30. İnle cin top oynamakta. Nerde acaba bu şehrin insanları?
- Kuki‘de omlet+ ve köy kahvaltısı yeme kararı aldık. İnternet hızlı, kahvaltı leziz. Çaylar ücretsiz.
- İKS‘de sıraya girdik. Çalışanların hepsi maskeler ve eldivenler takmış. 10:45 randevumuz için kapılar tam vaktinde açıldı. Gişedeki kibar bayan yanınıza ne kadar nakit alacaksınız diye sordu. 300 Euro dedik. Sekiz güne için yeter mi?
- Beykoz‘da çorba, mumbar, kokoreç. Yemeden dönmek olmaz dediler. Bakalım gecenin gidişatını görücez.
- Cafemiz. Detoks meyve suları, Combo fajita, biftekli pizza, baharatlı kalamar sepeti, menüden çek atarak oluşturduğumuz salata. Favorilerimiz. Sıra sosa gelince hardal istedik.
- Deniz Pronovias‘da düğün elbisesi baktı. Gri mi mor mu derken öğrendik ki Barcelona markası olan Pronovias’ı Vakko getiriyormuş. İstinye Park’ta da şubeleri varmış. Griyi beğendi. Biz de. Altına renkli ayakkabı al dedik. Nine West’ten kırmızı aldı. Bayıldık.
- İlk günün günahı olmaz diye uyukladık. Eril bir kanepede, ben diğerinde. Gözlerimizi açınca gece çökmüş. Hazırız.
- Budakaltı‘na kokteyle gidecektik. Laklaktan vakit kalmadı. Bir dahaki sefere diyip konuyu kapadık.
- Akşam yemeğimiz Mesut‘ta. Kaburgalar, limonlu rokalar, pastırmalı humus ve tuzlu portakal. Bu saatte canınız çektirmiş olmayım ama, şahane!
- Cafe Bien‘e gittik. Arif (Arogla alakası yok) White Cat kokteyllerini önümüze dizdi. Ardından, her yeni mekanda yaptığım gibi bloddy mary. Kulaktan acı çıkaracak cinsten. Sevdim.
- House Cafe, Kitchenette, Mezzaluna, Papermoon, Tike. İstanbul yerine Ankara’da. Dikkatimi çekti. Zaman az olunca hiçbirine bakamadık. Şef değişince lezzet de farklı olur mu, acaba?
- Gece mekanlarını soruduk: November, IF, Manhattan saydılar. Yorgunduk. Gidemedik.
- İkinci sabah Tribeca‘da kahvaltıdayız. Ben susamlı bagel üzerine eggs benedict istedim, Eril zeytinli tercihinde bulundu. Deniz’in canı sucuklu yumurta çekmiş. Ismarladık.
Son söz: İkiden çift, üçten arkadaşlık. En azından bizim için. Aramıza girecekseniz Berlin’e bekleriz.
Hazal’ın notu: Tam liste bitti, ekranı kapadım, Trendometre‘den öneriler geldi: AOÇ (Atatürk Orman Çiftliği) dondurması, sokak simidi, Esat‘ta tantuni ve Bestekar Kebap 49‘da kıymalı pide.
Y’rle ben
Doğanın dengesi beni hasta edecek. Ben Y’yi beğeniyorum. YY beni. Y günlerce aramıyor, YY saat başı Facebook, MSN, Twitter’ımda. YY’yı reddediyorum, Y’yi istiyorum. Ama Y’den hayır yok. 8×24 geçmişe karıştığında, kabulleniyorum. Artık gelmeyeni beklemek, olmayanı istemek, aramayanı düşlemek için çok ilişki eskittim.
YY’ye karışık mesajlar vermeyi bırakıp, kendi kabuğuma çekilmişken, haydaa bir yenisi. YYY. Ne yapıp edip ilgimi cezbediyor. Tam YYY’ye aklımın kaydığı anda, hop Y telefon ekranımda: “Akşama ne yapıyorsun? Lokal’de Pandaloop, Alt’ta Marvin Acoustic Rock’n Roll Band var. Birini seç gidelim.” Parti yerine Babylon Lounge‘da yemek dese (kesin o risotto’yu ısmarlayacağım), galeri açılışı üstü drink dese, hatta bişiy diyim mi işkembeci bile önerse YYY’yi atlatıp Y’ye kayacağım. Ama ruhum partide onla boy göstermeyi hiç çekmiyor. “Yok” diyorum, “üzgünüm bugüne plan yaptım.”
Sonraki günlerde Y arıyor, YY arıyor, YYY zaten hayatıma giriyor. Ben seçimimi beynimi tahrik edenden tarafa kullanacağım. İş işten geçince hayatımı işgal edenlerden sıkıldım.
Cevap ver: Mert Şeran
Ulus 29′a gitmişseniz, o muhteşem deniz taraklarından ya da dana yanaklarından tatmışsınızdır. Belki de klasik bir seçim yaparak kebaplarına dalmışsınızdır. Muhtemelen kim yapıyor bunları diye garsonunuza sormuşsunuz, o da size Mert Şef demiştir. Peki kimdir bu Mert Şef. Nerden gelmiştir, nereye gidecektir? Gitmemişseniz de biraz sonra okuyacaklarınızdan sonra rezervasyonu yaptırın.
1. Bu işe ne zaman girdin? Doğuştan mı şeftin sonradan mı oldun?
Hiç girmek istemedim bu işe, zorla soktular beni. La Cosa Nostra, ben de aileden biri oldum! Giydim beyazları, aldım bıçağı, kestim soğanı. Sonra hangover bir sabaha uyandım, karar verdim şef olucaktım. Yıl 2000, aylardan Eylül. Cape Town’da başladı her şey. 48 kişilik, bahçe içinde küçük bir okul ama ismi büyük. “Le Cordon Bleu”, çok şaaşalı geldi kulağa.
2. Nerelerde çalıştın şimdiye kadar, Ulus29 soru dışı, en çok hangi mutfağı beğendin?
İlk durak Cape Grace, mutfakta psycho bir şef. üç kelimeden birisi FUCK, bazen üçü de. Antlaşmak hayli zor. Mors alfabesi çözmek gibi FuCK, FUUUCkkk, FuCk, FFFFuuccckkkKK!.
Sonra sırasıyla Five Flies, LaCalombe, Tank. Birbirinden farklı üç mutfak, üç şef. Ülkeler değil kıtalar savaşı gibi; Asya, Avrupa ve dünya mutfakları temel bilgi ve fikirleri alındı, Cape Town’dan gitme vakti. Sıcaktan soğuğa geçiş, inilen havalimanı, Heathrow-Londra. Hotelin adı Milestone, oda sayısı 70, gecelik fiyatı £3000, gelenler; ünlüler, kraliyet aileleri ve ortalığa tüküren bebeleri. Uzun çalışma saatleri, İskoç hakimeyeti altında sarsılan İngiliz ve Irlanda ordusu. Dinmeyen yağmur, pint pint biralar, güzel kızlar, süper clublar. Ultimate chefs life, ” Sex, drug, rock&roll”.
İstikamet Koh Samui-Thailand iken, inilen lokasyon Alma-Ata, Kazakistan, ısı -26C. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak. Otelin adı Regent sonrası ise InterContinental. 7/24, 365 gün booming. Kafa kaşıycak zaman yok, zaten saçta yok. Ruslar ve Kazaklar harika, partiye devam. Alınan ders; insanlar toplu halde yapılan her şeyi daha çok seviyor
Çalan saat, gelen gitme vakti, peşine düşülen sevgili. Rota, Dubai.
Aranan iş, bulunan iş, binilen uçak, inilen uçak, görülen sevgili, biten ilişki ve şişe şişe John Daniels. “He may be Jack to you, but when you’ve known him as long as I have…” İstikamet Karayipler, calypso, salsa, oooolllleeeyyy… Adanın adı Nevis, otel müthiş, Four Seasons, kariyer harika, insanlar yabani. Üretim yok, tüketim çoookk. O kadar çok tavuk yiyorlar ki kanatlanıp uçucaklar. KFC açsan Four Seasons’dan fazla iş yaparsın ama tavuk popülasyonunda ciddi bir azalma hatta soy tükenmesi olabilir. Geçen süre 790 gün, üçüncü fırtına alarmı ve gece 2; Ada fırtına Omar tarafından yeni bir dizayna kavuştu….Thailand yolu tekrar gözüktü deeerkeeeen, pasaport kontrolünde T.C. vatandaşları bu taraftan yazısı karşımda. Yer Atatürk Havalimanı, İstanbul. Title, Ulus29 Executive Chef. Güzel bir his İstanbul da uyanmak.
Dönüp baktığımda en eğlenceli mutfak The Tank, Cape Town. Thai cuisine ve dünyanın en iyi 7. sushi chefi Master Arata. Limon kabuğundan bereket heykeli yapabilen biri ile çalışmak, paha biçilemez =)).
3. Kendin pişirmiyorsan nerelerde yersin?
Ben salaş yerlerde yemeği severim, sahibini tanıyıp bildiğim yerler her zaman daha keyif verir. Berbat bir yemek olmadığı taktirde şikayet etmem, yer ve giderim. Favoriye gelince: bira ve kokoreç, Nevizade de balık, Marmaris Büfe ne bulursan koy karışığı, Kızılkayalar ıslak hamburger, Assk Cafe dana bacon cheeseburger, Günaydın steak, Taksim’de Zübeyir Ocakbaşı. OOoofff olsada yesek…
4. Peki ya bundan sonra? Hayat nereye götürsün?
Cordon Bleu Tükrük Köftecisi açıcam, kebabım kötü ama cacığım iyidir
Her gün yeni bir konsept yaratıyorum sonra vazgeçiyorum ama bekliyorum, açıcam kendi yerimi, yapıcam köfteleri. Bilmem, belki yarın bir tapenyakici açarım. Balık burcuna sormaman gereken tek soru bu; “planın ne?”
5. Evli misin bekar mısın yoksa kimle kaçarsın?
Bekarım, herkesle kaçarım, kırıştırırım sonra da düzenli bir ilişki için hayal kurup, canımı sıkarım. Çabuk sıkılırım, daldan dala atlarım, maymun iştahlıyım. Daha ne kadar dürüst olabilirim!
6. Yurdışında yaşarken hangi yemeği özlerdin?
Soru mu bu da tatlım şimdi. Tabi ki kebap, döner, işkembe, kokoreç, ayran, baklava ve en vazgeçilmezi annemin etli yaprak dolması.
7. Tanıştığın ünlülerden bahset biraz da bize. Kimlere yemek yaptın?
Liste uzun, R.E.M’e bir hafta personel şeflik yaptım Londra’da. Michael Stipe ve Mike Mills ile sabaha kadar içmek keyifliydi. Erika Badu, Dwight Howard NBA superman, Debra Messing, Oprah Winfrey, Vladimir Putin ve en önemlisi, en iz bırakanı, hayatımın aşkı Adriana Lima. AAAAhhhhhh aaaaahhhh ne gündü. Bir şeyi çok istersen olurmuş. Yeni mottom bu.
İştahınız açıldı. Biliyorum. Tıklayın, biraz daha açılsın.

