Urban Confessions

Bir şehrin anatomisi

Archive for the ‘ıspanak’ tag

Sözsüz hafif kırık

without comments

Pazartesi menüsü (pazar kadar iddialı olmasa da): Ispanak ve sarımsaklı yoğurt. Neyse ki öpecek kimse yok.
Pazartesi sitesi: Nil Takipte. Vogue’daki yazısını okuduktan sonra, merakla.
Pazartesi filmi: Kimsenin İran Kedilerinden Haberi Yok. Yanında bir tabak antep fıstığıyla.
Pazartesi haberi: Tarkan’ı salmışlar. Hayırlı olsun.

Dünü kapattık. Gelelim bugünün olası programına…
Servet Koçyiğit ” Tezgah Altı Sergisi için Outlet (Boğazkesen Cad. Kadirler Yokuşu No:69 Tophane)’e gidiliyor. Fotoğraflara bakıp ahkam kesiliyor.
Acıkınca mutlaka FOL iş çıkışı programına dahil olunuyor. Avakadolu burger afiyetle yeniyor.
Üstüne İş Sanat’ta Teoman Unplugged izleniyor, sevene sevmeyene haber veriliyor.
Esas olay konumundan  Nublu Jazz Fest açılışı için Babylon kapısında bekleme pozisyonu alınıyor. Taylor McFerrin Istanbul Premier’ini Bora Uzer ve arkadaşlarıyla yapıyor.
İlle de eğlenicez diyenler de ilerleyen saatlerde Ulus 29′da Fuchs dinlemeye gidiyor.

Salı bitti. Fazla tepinme ama.

Hadi kahvaltıya!

without comments

hap

Cumartesi – Pazar kahvaltısı için mekan arayayışı. Round 5. Kriterlerimiz: Hava güzel. Dışarıda oturmaya neden olacak cinsten. Üç kız. Bu demek oluyor ki bol bol dedikodu yapacağız. Saat 11. Yani öğle yemeğini de aradan çıkaracağız.

Düşündük taşındık. Sık gitmediğimiz bir yer olsun, gelen geçene bakılsın, tatlı kahve kombosu da masamıza teşrif etsin kararlarını aldıktan sonra istikamet seçildi. Bebek’te Happily Ever After. Bol çocuklu, havlayan köpekli, yuvarlak masasının rezerve edildiği mekan. Akşam yemekleri konusunda kararsızız ama sabah kahvaltısı için ilk üçe aday.

Ortaya iki tabak: Old Timer’s Breakfast (yumurta, bacon, patates, fırında matar) ve Happy Hash Plate (otlu muffin, ıspanak, portakal, engibar kalbi) elbette çay, bir şişe su ve bol bol “şu oldu bu oldu.” (Son dört günde update edecek pek çok mesele birikti). Bir buçuk saat sonra sıcak süt yanında espressolar masamızda, pancake tabakları üçümüzün ortasında. Ben diyorum burdan çıkıp Midnight Express‘e bakmaya.  Zeynep diyor eve gidip cupcake ve kolaja. Selen’in program belli. Kuaför’de vakit harcama.

L1090133L1090159L1090143L1090139

L1090140L1090145L1090147L1090135
Hazal’ın notu: Elbette kıyafet bakmanın çekiciliğine kapılıp Midnight Express’e takıldık. Zeynep Tosun ve Aslı Filinta koleksiyonları askılarda, bu sezonun modası Oduncu gömlekleri 180 TL. Ben girişteki siyah straples elbiseyi beğendim. Etikette yazan rakam 550 TL. İstanbul’da kriz ne zaman bitti?

Piyano piyano bacaksız

without comments

yemek

Oturuyorum. Karşımdaki masada bir kız. Ben diyim 18, siz diyin 24. 21 civarında bulaşalım. Ekose etek, beyaz gömlek, dizaltı çoraplar, platform ayakkabılar. Herşey bu sezonun modasına uygun. Gözlerde de elbette simli kalemler. İzliyorum. Belli oradan bana hikaye çıkacak. Efendim? Ha unuttum çok pardon. Mekan Vapiano. Suadiye’de açılan ünlü Alman zinciri. Spesiyalleri ricotta ve ıspanakla dolgulu ravioli (17 TL); labne sos, mozarella, kırmızı, taze soğan ve dana baconlu pizza (17 TL), başlangıç için de elbette Bruschetta (4.50 TL). Dilinizi orgazma sürükleyen tiramisu (12 TL)’ya yer ayırmazsanız yatağa sancılar içinde girmeniz olası.

Kız yalnız. Bilgisayarı saymazsak. Dudak kıvrımlarında engelleyemediği gülümseme. Parmakları adrenalin salgılıyor. Durmadan. Dakikada 40 kelime. Karşıdan gelecek cevabı bekleme anlarında ekrandan bana kayıp duran gözler. Neden kitlendi bu kız havasında. Neyse ki mesaj gecikmiyor da, benim önemim azalıyor.

Senaryo belli. Chat’in ucunda beğendiği her kimse. Ahmet, Cenk, Feride. Yazışma onla. Ya da belki de onun hakkında. Tıkır tıkır tıkır. Bana buluşalım dedi. Çıt çıt çıt. Yarın akşam yemeğine. Kih kih kih. Ben sabahtan kuaföre. Ha ha ha. Cenk çok komiksin.  Tam o sırada internet gitti. Biliyorum. Benim önümde de bilgisayar var. Kızın gözlerinde iki damla yaş. Sinirden. Garsonu çağırıp ızdırap içinde bağırıyor: “Lütfen modemi açıp kapatır mısınız?” Modern çağda geçen klasik cümle. Bir dakika 100 yıla bedel.

Written by Hazal

October 26th, 2009 at 4:30 pm

Pazarı geri aldık mı?

without comments

br

Bir sürü şeyim. Mesela asabiyim. Yazı yazmak isterken yan komşum duvara çivi çaktığında. Cömertim. Arkadaşlarımın ihtiyacı olduğunda, ama cimriyim de. 500 TL’lik şampanyayı menüde gördüğümde. Yalnızım, beraberim, aşığım, deliyim, anlamsızım, çok anlam arayanım, düşüncesizim, düşünceler alemindeyim, hayalperestim, çıkmayan hayallerden nefret ederim.

Sabırsızım. Burası kesin. Edebiyat konusunda pek becerikli, mevzu ekonomiye gelince bilgisizim. Bazı günler çok neşeli, gecelerde hüzünlüyüm. Korkağım, durgunum, yalnız başımayım. Güvensizim, fazla güvenliyim, güven duymak isteyenim. Bütün bunları toplayıp, çarpıp, kendime böldüğümde, umutluyum işte. Yarına, devamına, beni bekleyenlere.

Bu yüzden pazar sabahı kaktım. Hava durumuna aldırmadan. Saatimi bir saat geriye sardım. Üç dört telefon, ne almalı, ne almamalı, kaçta gitmeli. 12′ye az kala Bostancı dolmuşlarıyla karşıya. Tahmini süre 30 dakika. İstikamet Erenköy. Önce Beyaz Fırın‘a. Ayçiçekli galetalar bana, ıspanaklı börek onlara. 12:34. Din Don. Hoşgeldin. Hoşbumdum. Hadi masaya!

Written by Hazal

October 25th, 2009 at 2:27 pm