Archive for the ‘kadın’ tag
Buğulama hayat senfonisi

Dört kadın. Sex & The City modeli, kendimize biçilen rollerle masaya kurulduk. Cihangir Mesta Sandwiches & Treats‘de. Ben Dana Jambon istedim Selen’le paylaştım. O da Izgara Sebzeli’sinin yarısını verince ödeştik. Selim, Cem, Arda, Kerem’den konuşmayacağız. Sözleştik. Bugünkü mevzumuz: “neden başlıca konumuz erkekler ve ilişkiler”
Selen diyor ki sanırım haklı olmak istiyoruz. Alışveriş, iş, çocuklar da bir alem mevzularından arta kalan zamanlarda erkekler tek ortak konumuz. Lale katılmıyor buna. O adamları suçlar. İçiyorsa, geç geliyorsa, çekip gidiyor, sabaha dönmüyorsa hep bıyıklının öküzlüğünden. Ayşe zaten evlenecek. Bugün yüzük gelmedi, yarın gelecek. Yarın da gelmezse evi terk edecek.
Benim yanıtım çok net: Çünkü kararsızım. İşleri yavaş yavaş yoluna koydum, maddiyatta sıkıntı %20 sınırlarında, modaya ucundan da olsa değiyorum, aynaya bakınca faça tamam. Sıra adama gelince ya hatlar karışıyor ya şalterler atıyor. Beni sevmeye niyetlenenin ağzı sütten yanıyor. Korkuyorsun diyor biri, gerçekleri yaşamaktan. Öbürü anlıyor sıkıntılı hallerimi. Ötekisi zaten çoktan gitti.
Hiper Tweet Sendromu

Belirtileri: iPhone, Blackberry, Nokia gibi internete 7/24 bağlanabilecek telefon & 3G paketi. Hızlı çalışır konumda baş parmak. Yakına bakmaktan şaşılaşan gözler. Etrafta konuşulanları duymayan iki kulak. Arkadaş, iştah, spor saatlerinde azalma.
Çaresi: Twitter’dan gönderilecek her türlü mesaj.
Örnekler:
Deminden beri şampanyalar ısmarladım, ıstakozlar sıraladım, önüne midyeler akıttım, sevgilim aşkım diye seni baştan çıkarmaya çalı… (140 dolmuş olacak bu noktada)
çalıştım. Ama sen beni anlamadım. Kadın! Benimle evlenir misin?
———-
Sayın Burcu Baran , borcunuzu ödemediğiniz için elektrikleriniz kesilmiştir. Lütfen ödemeler için Tedaş’a başvurunuz.
——
Hazalcım, Paris’ten bir istediğin varsa mesaj at, Twitter’da anne yazan kişi ben değilim.
—–
Sağına bak, araba geliyor, şimdi ezileceksin. Aman neyse iyi kurtuldun. Şans.
——
Bir bebeğimiz oldu adını Ashton koyduk, hayran sayısı onun kadar olsun inşallah.
—–
Sen Twitter’da gezerken ben Kerim’den ayrıldım. Lütfen gel de seni Sinan’la tanıştırayım.
—-
Dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe, sırf seni retweet ediyor diye özel mesaj atıp merhaba dedim.
——–
Tuvalet kağıdı kalmamış, geçerken dolaptan al.
—-
Son vermiş Twitter işine, aklı ermemiş gidişine. Son vermiş twitter işine, olmaz olsun onun anlık iletişi de… (Tunç)
—–
Birol, çocuğum, sen artık bu evde oturmuyorsun. Anahtarı kardeşine ver ve kendi yuvana dön.
—-
Göğsünüzden alınan kistin iyi huylu olduğu saptanmıştır. Gözünüz aydın.
——
Sayın Merve Göktan. Danışmaya bekleniyorsunuz.
——
Leman. Aramızda her şey bitti. Lütfen beni takip etmeyi kes. Tweet’lerim sana haram olsun.
Beyaz yalan söyledim sana

Beyaz yalan söyledim sana. Anneme gidicem, dizinin dibinde oturasım var diye. Oysa evimde Garry Marshall yapımı “Valentine’s Day” filminde Bradley Cooper ve Eric Dane izlemekteydim. Kendime ayırdığım birkaç saat… Asla görmek istemeyeceğin pamuklu pijamalarım, dokunsan rüyalarına girecek külotlarım, sağ parmağı kaçmış da olsa senden daha uzun süredir hayatımda olan çoraplarımla. Seni atmak istemedim hayatımdan, sadece kendimi özlemiştim.
Dikkatsiz, şuursuz, bakımsız, akşam yemeği niyetine mısır patlatan, sabah kahvaltısında blooddy marry içip, öğle zamanı gelince burger’leri götüren. En sevdiği koku çamaşır, dayanamadığı açık klozet kapağı, evinde asla kabul etmeyeceği ortadaki bira şişeleri olan kadını. İki gün yıkanmasa da kendisini seven, dört gün evden çıkmadan da eğlenmeyi bilen, bir gün bayıldığından ertesi gün nefret eden kızı.
Sonra bir mesaj geldi telefonumun ekranına, ortada senin adın, altında yazan “iyi geceler tatlım”. O zaman da koşup kucağına atlamak istedim. Ben işte…belirsiz, şaşkın, spontan….Baktım ki aslında… ben aynı benmişim.
Oldu da bitti

Şarkıyı duyunca aklıma geldin… kim bilir nerde kiminlesin?
—–
Otobüste yanımda oturan adam Kenzo sürmüş. Anımsama: 14 yıl önce Tünel’deki ev. Yerler ahşap. Duvara sırtımızı verip oturmuşuz. Creep sekizinci tekrarında.
—–
Elbise yığınlarının arasından kitap çıktı. Anlamadım ne zaman bıraktın. Sen olduğunu da ilk sayfayı açınca anladım. Tarih ve imza atmışsın.
—–
Kereviz yemezdim ben, biri sevdirmişti. Ya ben, ya kereviz dedi.
—–
Karşılaştık. Onun göbeği çıkmış, parmağında yüzüğü. Benim saçım uzamış, elimde Marmara Büfe’den alma tostumun kalıntıları. Dört yıl dedim. O altı ay daha ekledi. Hoşçakal vakti geldiğinde temmuzmuş.
——
Uzaktan görmüş, yanıma gelmemiş, telefon etmemiş, mesaj da atmamış. Kalabalıklar varmış. Aramızda. Oysa, belki de, sanki, vazgeçti. Kaçırdık işte. Olasılık trenini.
—–
Ne yemezsin diye sordum, istediğini yap dedi. Fırında salçalı bifteği koydum tabağa, afiyetle de yedi. İki ay sonra arkadaşı söyledi. Bizimki domates ve ürünlerini yemez ki.
—–
İki hediye verdim, on ikiyi üç gece. Sevinçten gözleri doldu. Kimse dedi, beni senin kadar sevmemişti. Önce koşup kapıdan çıktı, bir saat sonra geri. Mutlu oldum tokatlanacak halimize.
—–
1 yıl geçmiş aradan, çok daha uzun gibi dersem… çok mu özlemişim az mı?
——-
Barmen tam zamanı, koy koy koy koy koy.
Onun bunun yüzünden

Paçavra ettiniz üç kuruşluk derdimi.
——————–
5 yıl geçti. Hala çözemedim. Sarhoşken söylenen mi gerçek, ayıkken anlatılan mı tamam? Niye harcıyoruz ki vaktimizi ona yalan, buna yalan?
———————
Anlat anlat, ben seni dinliyorum.
——————–
Annem doğru söylemiş. Adamı bulunca bileceksin. Sakallıya baktım olmadı, sarışına konuştum duymadı. Yeşil gözlüde umut var, beyaz tenli belki mi?
——————–
Denge problemi. Başıma ağrı getirdi. Önce zevzekçe bugün başkasıyla randevum var diyor. Adını, sıfatını, vücut ölçülerini de bildirerek. Bir hafta sonra, kıskançlık krizinin eşiğinde adam. Sorunu, genel kanıya göre terbiyesizlik, benim defterimde istediğini bilmemek, bildiğine vermemek, verdiğini geri çekmek suretiyle zevkin dibini görmek.
——————-
Gündüz hatırlamıyorum diyip işin içinden çıkıyor. Gece geliyor itiraf: kimdi o yanındaki adam?
—————-
- Yemediğin bir şey var mı?
- İlişki fazlası beni bozar.
- Kokmuş laflar da benim keyfimi.
- Kedere içelim mi?
————–
Yar bana varmadı, canımı sıkmadı, neyse ki patladı, zahmet.
———-
Adını sen koy: Serseri köyün kavalcısı, aptallarla sarhoşlar, deli kadın ve yedi dümbelek, kırmızı başlıklı öküz.
—-
Kaybetmeden değeri anlaşılan şeyler: cin&tonik, pembe oje, gri şapka, keyfimin kahyası.
Tersine dünya

Kapı, sandalye, palto tutmak 1930′lu yıllarda kalmış alışkanlıklar. Ama kadın erkek ilişkilerinde bütün dengeler mi değişir ya? Başım(ız)a gelenleri hiçbir abartı, yalan payı, fazlalık bırakmadan, en basit haliyle anlatmaya çalışayım.
Sokakta
Ağaç oldum. 22 dakika, kırk altı saniyedir. Nerdesin telefonlarımın hepsinin cevabı aynı. Yolda. Sonuncusunda yolun neresinde diye soruyorum. Vapurdan yeni inmiş. Pes.
Anahtar
Hazırım. Bekliyorum. Kapının girişinde. Ceketi güzel olmamış, parfümü tam kokmamış, ayakkabı bağcığı saatine uymamış. Sıfırdan bir kez daha başlıyor giyinme seansına. Elimde kumanda, kanepeye yayılıyorum.
Alo
Beş dakikada bir telefon çalıyor. Selenle Mert geceyi beraber mi geçirmiş, öğleden sonra hangi filme gitselermiş, erkek erkeğe tatil şartmış, oyunun kaçıncı turuna gelmiş. Pedikür suyuyla ağda da olsa, altın günü başlayacak odada.
Almıyoruz
Önden beni yolluyorlar. Sen bizi içeri sokarsın. Kendimden emin karşıya geçiyorum. Kapıdaki görevliye gülümsüyorum. Dördümüz de içeride. Adamlar şaşkın.
Cin tonik
Kalabalık basmış, canı sıkılmış, barmene uyuz olmuş. Elime kredi kartını tutuşturup sen alsana diyor içkileri. Bardağı taşıran son noktaya iki kala. Hayatta diyorum. Artık onu da yapamayacağım.
Sabah
Adam hatırlamıyor. İlk soru: biz dün gece eve nasıl döndük? İn-cin top oynasa, kurt beni kaçırsa, kafamıza taş düşse adamın ruhu duymaz. Taksiyle diyorum. Haa evet Kiki’den. Geniş spektrumdaki Minimüzikhol ve Hayal Kahvesi seansı silinmiş. Alkolik hareket engellenemez gerçek.
Pazartesi Notları

Şehirde (bilgim dahilinde) yeni açılacak dükkanlar: Kyo (Hüsrev Gerede başında), Mama (Beymen Brasseri yanında) Caffe Alfredo (Akaretler üzerinde), Salad Bar (Odakule’de), Delicattessen (Mim Kemal Öke’de). Bilgim dahilinde olmayanlar da sizden gelse…
Anlatacak çok şeyim var dedi. Gelecek zaman kipinde çekilmiş yalancı cümle. Baktım sadece. Seni seviyorumun laftan ibaret olması gibi. Şimdi dedim. Söyle. Arkadaşlarım bekler, külodum sıktı, vodka başıma ağrı yaptı, doğru kelimeler izne çıktı. Anladım dedim, ben senin durumunu. Son kararım: boşver.
Cuma günü şunu denedim. Yedim, bayıldım, bir dahaki sefere yine yapacağım.
Haftasonu Sertab Erener’e talim ettim: Büyü de Gel, Sevdam Ağlıyor, Lal, Güle Güle Şekerim, Açık Adres. Fizy‘den.
Bir süre gece yerine gündüz yaşanacak, club, bar, eğlence hayatı zorunlu haller haricinde askıya alınacak. Neden: ses, nodül, nezle, vücut izni.
Hayalimdeki adam: Dr. Spencer Reid. Hayalimdeki ev: Berlin’de loft. Hayalimdeki iş: yapıyorum işte. Ama ileride gerek olursa irtibatta kalmalıyım.
Emre dedi ki: Biraz kadın gibi davran. Sinemaya biletim var, partiye +1, ben zaten dışarda olucam sözleri bitsin. Laf çok basit: Hadi beni yemeğe çıkar. Tamam dedim, peki nereye?
Günün sorusu: Birinden hoşlanmak mı kolay, sevmek mi? Seni seviyorum ama bu yaptığın hoşuma gitmedi. Hep kavga nedeni.
Moral Bozukluğu ve 31‘in dünya prömiyeri AFM Fitaş’ta yapıldı. Bundan sonraki gösterim 18 Şubat 15:00′de. Bir günde uzun metraj çekilir, izleyene kahkaha da atırrırmış. (Aziz Türkçe sağolsun)
Yeni Çin restoranı Çinçin. Kendisi Beyoğlu Zambak sokakta (244 21 85). Çin Böreği 6, pilavlı etli menüler 12 TL.
Açıkhava’nın önünde son iki yıldır kazılmakta olan tünel de bitti. Oh beeee!!!
Sarhoş olma formulü: 4 x Hendrick’s (cin) tonik + salatalık / sabaha kadar dans.
Bisousbelle Minimuzikhol’deydi. Bayıldık. Yine çalsın, yine gidelim isteriz. (Müzikhol’e sadece erik turşusu için bile gidebiliriz)
Pazartesi filmi: Brief Interviews with Hideous Men. Pazartesi müziği: Mayer Hawthorne. Pazartesi sitesi: Banksyfilm. Pazartesi sergisi: Luca Maruffa @ Hush Gallery. Pazartesi kitabı: Kağıt Helva- Elif Şafak