Urban Confessions

Bir şehrin anatomisi

Archive for the ‘kahvaltı’ tag

Sen neysen o tam tersi

with one comment

Sen dedin ki sevgili olunmasın, gece beraber uyunmasın, sabah kahvaltıya (Namlı’da mesela) gidilmesin, sokakta elin elime değmesin. O gözlerime baktı. Yandaki kadınları unutup. Bir bira dedi. İster miydim? İstedim.

Telefon çaldı. Eski sevgilin. Sen açtın. Sekse hep yakın duran yumuşak sesinle. Tam da seni düşünüyordum, iyi ki aradın, hadi akşam buluşalım. Yanında değilmişim gibi. Canımı sıktın. O telefonu sessize alıp sarıldı bana. Dedi ki, kimse keyfimizi kaçırmasın.

Sen anlattın. Kendini, kırgınlıklarını, yalnızlıklarını, eski hayatını. O sessiz kaldı konuşmak istemediği zamanda. Sonra ya sen dedi? Ne zaman basar üzüntü tenini.

Sen duşa girdin. Yanıma uzandın. Öteye kaçtın. O durdu, gülümsedi, söyledi utanmadan.

Ses sensin işte. O da o.  Tamamladı çember 360 derecesini.

Written by Hazal

February 21st, 2010 at 6:28 pm

Posted in ŞEHİR

Tagged with , , , , ,

Brüksel’e (hoş) geldik

with one comment

Uçağa bindik. Günlerin yorgunluğu üzerimden birer saatlik uykularla kalktı. Yemek gelmeden iki dakika önce çakma yumurtanın kokusuyla gözlerimi açtım. Tam arkamda ağlayan çocuk dört beş sıra geridekileri de tetikleyince kahvaltımızı bebekten sesler korosunun çıkış parçasıyla tamamladık. Ardından yine uyku. Hostes hanım Brüksel için alçalıyoruz anonsunu yapana kadar. Deliksiz.

Brüksel soğuk, karlı, neşesiz. Tuhaf bir ruhsuzluk içinde karşıladı bizi. Kentin merkezindeki çikolata dükkanları dışında her yer sessiz. Dilenciler, son dakika alışverişçileri, patatesçiler, Japonlar. Dolaştık aralarında, Grand Place’ın binaları haricinde hiçbir yere aşık olamadan.

Aşkama Ixelles bölgesinde yemeğe davetliyiz. Sonra da özel Noel Partisine. Bakalım. Belki de gecenin ışıkları Brüksel’i yaşatmayı başarır. Şimdilik oylar sıfıra yakın kayar.

Written by Hazal

December 24th, 2009 at 6:36 pm

İlişki sorgulama

without comments

kitchen

1.
Alo? İlişki aramıştım ben ama yanlış oldu sanırım.

2.
Merhaba. İlişki evde mi acaba? Yok mu? Nereye çıktı? Anladım. Melis’le demek. Peki teşekkürler ben sonra yine ararım.

3.
Şu anda aradığım ilişkiye ulaşılamıyormuş. Bip sesinden sonra mesajımı bırakıyorum. İlişki. Aylardır telefonlarıma cevap vermiyosun. Başına bişiy mi geldi? Berlin’e mi gittin noldun? Arasan da en azından yaşadığını bilsek.

4.
Bebek Kitchenette‘e kahvaltıya gel bekliyorum diye mesaj bırakmışın. Yarım saaattir burda ağaç oldum. Gelmiyceksen bari haber ver de bunaltıya takıliyim.

5.
İlişki. Hastalanmışın. Çorba getirdim ama evde yoktun.

6.
Bir türlü karar veremiyorum: ilişsem mi ilişmesem mi?

7.
İlişki. Canım çık aradan. Bir gecelik aşkla kırıştırıyorum.

Written by Hazal

December 1st, 2009 at 6:30 am

Gülünesi aşklar

without comments

mangeria

Dört kişiye sordum: “Yıllardır baktığım yerlerde bir gün çeşme, ertesi gün Mason Locası olduğunu farkediyorum. Acaba bu yanımda duran adamlarda görmediklerim konusunda bana ipucu vermeli mi?”

İşte aldığım yanıtlar:
Kodadı Ahsen: Biliyorsun Mesela Mehmet’le biz önce arkadaştık. Altı yıl. Sonra yeni adamlar ve kadınlardan sıkılıp aslında beraber olmamız gerektiğini anladık. Tamam. Seks konusunda sorunlar yaşıyoruz ama o da düzelir.
Zeynep: Yok vallaha. Elmalarla armutları aynı kefeye koyma. Arkadaştan sevgili, sevgiliden arkadaş olmaz.
Can: Olabilir. Eğer 40 yaşına gelince ikimiz de yalnızsak anlaşması yapılmışsa.
Deniz: Bilmiyorum. Olur sanırım. Yani baştan beri aranızda bir kıvılcım varsa, çeşitli nedenlerle ilişki yaşanmamışsa, tutku bütün engelleri aşarsa.

Pazar günü, Bebek Mangerie‘de oturmuş kahvaltımı ederken, bunlar da benim aklımdan geçenler: Kadınla adam. Flirt etmeye mecburlar. Hangi seksüel tercihi yaparlarsa yapsınlar. Ama aşk midemin ortasına oturan yumruk gibi olmalı. Acısı geçmeyen, beni deliye çeviren. Gözümü her an telefona, bilgisayara, kapıya götüren. Beşinci olarak cevabım: Bunu yaşayana kadar dükkanı kapadım.

Written by Hazal

November 22nd, 2009 at 6:33 am

Sen iyi adam(mı)sın

with one comment

namli

Dün öğle yemeği için Namlı‘ya gittik. Kodadı Ahsen, Mesela Mehmet, bi de ben. Önden portakal sularını istedik (taze sıkılmış). Gripten korunmak için her gün içmek alışkanlık oldu. Sonra Mesela Mehmet “kızlar siz oturun, ben tabakları ayarlarım” dedi, şunu da al bunu da al listemizi itinayla dinledikten sonra (ben tabii ki sosis, kısır, salata; Kodadı Ahsen sarma, pilav ve köfte isteklerini geçti) yemeklerin sıra sıra durduğu kontuara yöneldi. Kodadı Ahsen “Ne iyi adam di mi sevgilim?” dedi. Ben de kendisinden iyi adam kriterlerini anlatmasını rica ettim.

“Bana çok iyi davranıyor, prenses gibi yaşatıyor, yediğimi arkamda yemediğimi önümde bırakmıyor. Elbiseler alıyor, arkadaşlarım onu seviyor, annem bu evlenilecek adam diyor. Pazarları kahvaltıya, cumaları yemeye götürüyor. Her giydiğimi beğeniyor, benimle alışverişe geliyor. Ne diyorsun? Elbette beni aldatmıyor”

“Peki ya sonra?” dedim, “sen orda yokken neler oluyor? Otopark görevlisine bağırıp, bahşişi az tutunca, taksiciye küfredip, yemeği tuzu çok diye yollayınca, sevmediği arkadaşının ayağını kaydırıp, pazar gününü Playstation’un karşısında geçirince?” “Her güzelin bir kusuru var.” diyor kodadı Ahsen. “Evlenince hayatımız rahat olsun istiyor, bütün çabası ondan.” Ben dilime gelenleri ağzımda tutuyotum. “Ya sen diyor, ne istiyorsun?” “Hayata da, bana gösterdiği heyecanı duyan, korkusunu da tutkusunu da içinde tutamayan, ilişkimizi pinpon maçına çevirebilen, ben olsam da olmasam da program yapabilen,hayranı olacağım bir adam. Elbette edebiyattan anlamalı, sanatı sevdiği kadar şarabı, beni istediğince seyahate arzu duymalı. Yemek yapmayı da bilirse, değmeğin keyfime.” Kodadı Ahsen gülüyor.”Kızım bu anlattığın adam on binde bir ihtimal.” Ben kahkahayı patlatıyorum “Bir tane varsa” diyorum, “acelem yok benim, gelmesini beklerim.”

Namlı: Rıhtım Caddesi, Katlı Otopark Altı No:1 Karaköy, Tel: (212) 293 6880

Written by Hazal

November 19th, 2009 at 5:43 am

Hadi kahvaltıya!

without comments

hap

Cumartesi – Pazar kahvaltısı için mekan arayayışı. Round 5. Kriterlerimiz: Hava güzel. Dışarıda oturmaya neden olacak cinsten. Üç kız. Bu demek oluyor ki bol bol dedikodu yapacağız. Saat 11. Yani öğle yemeğini de aradan çıkaracağız.

Düşündük taşındık. Sık gitmediğimiz bir yer olsun, gelen geçene bakılsın, tatlı kahve kombosu da masamıza teşrif etsin kararlarını aldıktan sonra istikamet seçildi. Bebek’te Happily Ever After. Bol çocuklu, havlayan köpekli, yuvarlak masasının rezerve edildiği mekan. Akşam yemekleri konusunda kararsızız ama sabah kahvaltısı için ilk üçe aday.

Ortaya iki tabak: Old Timer’s Breakfast (yumurta, bacon, patates, fırında matar) ve Happy Hash Plate (otlu muffin, ıspanak, portakal, engibar kalbi) elbette çay, bir şişe su ve bol bol “şu oldu bu oldu.” (Son dört günde update edecek pek çok mesele birikti). Bir buçuk saat sonra sıcak süt yanında espressolar masamızda, pancake tabakları üçümüzün ortasında. Ben diyorum burdan çıkıp Midnight Express‘e bakmaya.  Zeynep diyor eve gidip cupcake ve kolaja. Selen’in program belli. Kuaför’de vakit harcama.

L1090133L1090159L1090143L1090139

L1090140L1090145L1090147L1090135
Hazal’ın notu: Elbette kıyafet bakmanın çekiciliğine kapılıp Midnight Express’e takıldık. Zeynep Tosun ve Aslı Filinta koleksiyonları askılarda, bu sezonun modası Oduncu gömlekleri 180 TL. Ben girişteki siyah straples elbiseyi beğendim. Etikette yazan rakam 550 TL. İstanbul’da kriz ne zaman bitti?

Kusursuz Pazar

without comments

pazar

Sabah kalk. Erkenden. Damarlarında cumartesi tekilaları akmıyor olsun. Tercihen arkadaşlarla çıkılmış bir yemekten, diyelim ki on bir civarında eve dön. Biraz TV, Disko Kralı var. İki sayfa kitap. Yatak. Sabah kalk. Erkenden.

Duş, gazete, mail, facebook, twitter, kim kiminle nerede nasıl ritüellerinden sonra kahvaltı. Cihangir’de White Mill, Rumelihisarında Sade Kahve, et istiyorsan Günaydın, ya da evde. Tavada peynirli omlet. Yanında üç dört kişi. En sevdiğin.

Öğleden sonra iki. Dışarı çıkma vakti. Caddebostan sahilinde yürüyüş, Hilton, Four Seasons, Mac, Essporto havuzlarından birine dalış, Tophane’de tavla. Artık paran ve canın neye yetiyorsa.

Akşamüzeri. Sanat. Santralistanbul, İstanbul Modern veya Sabancı. Yok onlar kalabalık dersen Galerist‘teki MentalKlinik mutlaka gezilmeli. Yanında, yine, üç beş tanıdık. Aynı ya da farklı. Duvarlarda olanları daha iyi görebilmeniz için.

Akşama yakın. Robinson. Biraz kitap almalı. Nick Hornby “Düşerken”, Marquez “On iki Gezici Öykü”, Lawrence Block “Polisiye Romanlar Okuyan Hırsız”.  Modern, klasik, macera. Hangisi değil, hepsi.

Akşam. Ev. Televizyonda ya da bilgisayarda pazar sineması. Kim Kiminle Nerede? (Whatever Works) Woody Allen modeli.  Tabakta sebzeli tavuk, bardakta portakal suyu. Aklında pazartesi toplantısı.

Gece. Yorganaltı. Müzik Astor Piazzolla. Rüya sana kalmış.