Archive for the ‘kahve’ tag
Kızgınım!

Yanımda olması gereken o tek günde sarhoş olup telefonlara çıkmadığı; nefes almamı zorlaştırdığı için, dost bildiğim kadına,
“Allah Kürtler’in belasını versin” yorumundan sonra yağmura rağmen çek kenara dediğim taksi şöförüne,
“Bir bakıp çıkacağım” lafıma rağmen paltomu almak konusunda ısrarlı davranan gece kulübüne,
Cumartesi pazarlarını duvara çivi çakmakla geçiren komşularıma,
Gidip gelen, öpüp kaçan, bakıp duran, yazıp silen sarhoş adamlara,
Jim Morrison, Stephan Zweig ve Albert Camus’yle tanışmama engel olduğu için zamana, dertlendiğim geceleri hüsrana dönüştüren şarkıların yazarı Tanju Okan’a,
Bir türlü başlamak bilmeyen True Blood üçüncü sezona, Paul Auster’ı İstanbul’a getirmeyi başaramayan yetkililerin tümüne,
Hiçbir nedeni olmasa da 4, 11, 8, 2 sayılarına. K, L, T harflerine,
Çamberlitaş’ta Les Ottomans ekibi tarafından açılan Chocolato Blanco cafesinin adresini sakladığı için google’a, doğru yazılışı bu mudur onu bile bilemediğim için not defterime,
Bugün beni, yarın seni, haftaya onu beğenen adamlara,
Anlamsızlıklarla boğuşan bana.
Mazeretim falan yok. Sadece asabiyim. Şeker yedim, turşu kemirdim, parfüm sipariş ettim bana mısın demiyor. İki tek kahve atiyim, bu da sabaha geçsin.
Sepet salla, ben sığarım

On gün önce hadi hoşçakal İstanbul’da konuşuruz diyerek ayrılmıştık. Uzaklık bitti. Yakınındayım.
Evinin önünden geçtim bugün. Yukarı baktım. O sırada aşağı bakarsan, ya da top sektirirken camdan uçarsa eğilir beni görürsün diye düşündüm. Güldüm. Kahkahalarla. Kendi şapşallığıma. Yürümeye devam ettim. Galata’nın topuklarımı mahfeden sokaklarında.
Building‘de oturup bruschetta ısmarladım. Önümde bilgisayar. Online oldun o sırada. Pencereyi araladım. Dört kelime yazdım. Durdum. Sildim. Yazdım. Sildim. Baktım. Durdum. Telefon çaldı. Kapattım. Bilgisayarı. Neden dedim. Ben ilk davranacağım. Akşam annemde köfte-pilav yeme programına varım. Turşuyu da alırım.
Mesaj geldi. Senden sandım. Vakko. Ucuzluk haberlerini esirgememiş. Sağolsun. Günler boğazıma dolandı. Elim bilgisayar, telefon, ayakkabılarım arasında tereddüt geçirdi. Bacaklarımın altına sakladım onları. Sabretmeyi çok uzun yıllar sonra öğrendim. Bu sefer erken davranmayacağım.
Hazal’ın notu: Building Art & Banane Art 15′inde bitiyor. İçerdeki odada duran Ceylan Zigoşlu, Zeynep Tosun, Eda Akpınar, Melahat Gökay, Ceylan Balduk, Zeynep Duygulu, Vanessa Raisa, Gökçen Ataman, Nazlı Bozdağlu malları da aynı şekilde. Daha fazla gecikmeden bir gitseniz diyorum.
İlişki sorgulama

1.
Alo? İlişki aramıştım ben ama yanlış oldu sanırım.
2.
Merhaba. İlişki evde mi acaba? Yok mu? Nereye çıktı? Anladım. Melis’le demek. Peki teşekkürler ben sonra yine ararım.
3.
Şu anda aradığım ilişkiye ulaşılamıyormuş. Bip sesinden sonra mesajımı bırakıyorum. İlişki. Aylardır telefonlarıma cevap vermiyosun. Başına bişiy mi geldi? Berlin’e mi gittin noldun? Arasan da en azından yaşadığını bilsek.
4.
Bebek Kitchenette‘e kahvaltıya gel bekliyorum diye mesaj bırakmışın. Yarım saaattir burda ağaç oldum. Gelmiyceksen bari haber ver de bunaltıya takıliyim.
5.
İlişki. Hastalanmışın. Çorba getirdim ama evde yoktun.
6.
Bir türlü karar veremiyorum: ilişsem mi ilişmesem mi?
7.
İlişki. Canım çık aradan. Bir gecelik aşkla kırıştırıyorum.
Hepimiz Andy Warhol’uz
Facebook ve Twitter çıktığından beri randevulaşmak pek kolay. Statüme yazıyorum: Şurdayım. (Diyelim bugün mekan olarak Arnavutköy Abracadabra‘yı seçtim, aklım kuzu şiş kebap yanında bulgur risotta’da kalarak, Arap Köftesi ısmarladım.) Yarım saat, üçte bir tabak sonrasında karşımda filanca, “burdan geçiyordum uğradım. Sana iş teklifim var.” İki kahve ısmarlayıp mevzuya başlıyor: “İstanbul üzerine kitap yapıyoruz. Senin de içinde olman şart.” Sıradan günüm, yeni heyecana takılıyor. Bardağın dolu tarafında işler tıkırında.
Gelelim boş yanına. Ünlü birisiniz ve sosyal mecralar üzerinden durumunuzu bildirdiniz. (geçenlerde Kanat Atkaya ve Mehmet Tez Twitter üzerinden programa geriştiler. Ne zamandır görüşmedik serzenişleri, hadi Kadıköy’e kitap bakalıma, vapurla karşıya geçelime, ardından Serdar Turgut’un yorumlarına vardı) Okuyucularınız durumu not edip, güzergahınız üzerine yerleşti, her adımınızda arkanızda bir güruh. “Abi imza atsana”. İmza vermesi olay değil de, hayalini kurduğunuz birader gününden oldunuz mu?
2009 Kasım. Modern dünyada ikilem şu: “Yazmalı mı yazmamalı mı yoksa hiç bağlanmamalı mı?” Çözüm? Sübjektif. Ben (moduma uyuyosa) yazmaktan yanayım.
Araya girme, cızırtı yapıyor

Haber vermeden gelen günler. En sevdiğim. Robinson‘a uğramayı düşünürken aklıma geldi. Öğle yemeği vakti. Zeynep’i aradım. “Nerdesin?” Sokakta dolaşıyor kadın. “Ara Cafe‘de. Hadi buluşalım.” O tavuklu salata söyledi. Ben kahve. Başladık o mu, bu mu diye çekiştirmeye. Kendimizi. Dedikodu, erkek dertleri, kadın işkenceleri. Konuşsak da eskimeyen mevzular.
Zeynep dedi ki “adamı o klasörden aldım, buna koydum.” Benden nida “nasıl yani!” Açıkladı: İşte geçen hafta şu, bu, o oldu; bu hafta o, bu, şu. İşler madem tersine ben de gittim evime. O sırada garson geldi, şaşkınlığım biraz geçti. Zeynep dedim “ya sana çok hayranım, ya da sen sevgili olmayacaksın.” Kahkaha attı. Konu kapandı.
“Sende?” dedi. “Ne var ne yok.” Bir an içim sıkıldı. Şu kelimeler kalbimden dışarı atladı ” Bir gün (varsa) hayatıma girecek adamın (kimse), fragmanlarıyla olmaktan çok sıkıldım. Zeynep kaşarı çatalı batırdı. Durumu tam anlamadı. Açıkladım: Biriyle yemek yemeği seviyorum, diğerinin kahkahasını, başkası çok akıllı, dün tanıştığım oğlan beni şaşırttı. Ama öyle birini istiyorum ki, gelse naparım bilmeden, hepsi aynı anda olmalı. Kendiliğinden. O zaman işte. Yemek de yaparım, kariyer de. Roma’yı da yakarım, kendimi de.
Zeynep Eker ayranı bardağına doldurdu. Bir yudum. Salatasına tuz serpti, bol bol. Ekmeğe dokunmadı. İncecik kestiği tavuklardan bir lokma daha. “Kolay gelsin” dedi. “Darısı sevenlerin başına.”
Üç parmakta on marifet
Bir süredir her türlü kahve ve rakı masasında konuşulan konu: kedili kadın olma sendromu. 40 yaşın üzerinde, dört kediyi bir adama tercih eden kadının durumu. Çeşitli sözlüklerde bu şekilde açıklanmış. Ben konuya gelecekte beni ne bekliyor merakından katılıyorum.
Akşamüstü Komşu Fırın‘da (hangisi diye soracaksınız, ben diyeceğim ki Levent) buluştuk. Ben, sen, o. Toplamda üç kız. Çikolatalı kruvasan, ıspanaklı çıtkıt, altı tane kurabiye. Masamızda. Çaylar. Elimizde. Buluşma bahanemiz aman çok özleştik. Esas nedenimiz erkek dertlerimiz.
Sen hemen konuya girdim. “Sanırım sevgilim beni aldatıyor.” Ben dedim ki “nereden çıkardın?” Sen şöyle yanıtladın: “Çünkü son altı aydır bir kere seviştik, çünkü telefon geçmişi hep silinmiş, çünkü pembe elbisemi giydiğimde tek yorum yok.” Ben sessiz kalıyorum. O atlıyor. “Söylemesini bekleme açık açık sor. Sonra da bavulunu toplayıp ortadan yok ol.” Sen bakakalıyorsun. Di mi lafta ne kadar kolay.
O zaman ben konuya katılıyorum. “Ne istiyorsun?” Sen en naif haline “onu” diyorsun. “Eskisi gibi.” Gelmiyor ama. Ben biliyorum. Sonra da seni güldüren laflarımdan birini ediyorum: “Evinin kadını, balonun prensesi, yatağın metresi, kitabın kurdu olmak istiyorum. Bana bunu yaşatıcak adam varsa gelsin, yoksa başvuru almıyorum.” Kahkaha atıyorsun. Çayları tazeliyoruz.
Salon’da boş yok
Hep aynı yerlere gidiyoruz, aynı yerlere gidiyoruz diye söyleniyoruz, aynı yerlere gidiyoruz diye söylenmemize sinir oluyoruz. Paterni anladınız. Sonu gelmiyor. Özete inecek olursak tek istediğimiz aynı insanlarla başka mekanlarda buluşup, değişiklik yapmış olduğumuza kendimizi inandırmak.
Şöyle bir hayal: Öyle bir dükkan olsun ki hem internette gezinip yemeğimi yiyebileyim, hem tasarımcıların kıyafetlerine bakabileyim, hem kendi yeteneğimi sergileyebileyim, hem de akşamüstü kahvesine gidebileyim.
Böyle bir haber: O mekan oldu. Adı Salon. Cihangir’de. Yarın (24 Ekim Cumartesi) 17:00′de açılıyor.
Peki neler var?Alışveriş: Yerli ve yabancı tasarımcıların ürünleri, elbiseler, tunikler, bluzlar, aksesuarlar, çantalar, takılar, şapkalar ve sadece Salon’da bulabileceğiniz çok çeşitli tasarımlar. Bazılarının ikinci örneği bile yok. Yemek: Dünya kahvaltıları, salatalar, sandviçler, birbirinden leziz cheesecake, brownie, kurabiyeler, bir da tabii bunlara eşlik eden kahveler. İş: Masa, sandalye, minder, yastık, tabure, raf, resim, foto, lamba, heykel, abajur, saksı, vazo, aklınıza ne geliyorsa, neye kabiliyetiniz varsa. Salona getirin, satın alsınlar, sizin için mallarınıza alıcı bulsunlar.
Anlayacağınız. İstanbul’da bir cazibe merkezi daha. Yaşasın!
Adres: Sıraselviler Cad. No: 76/A Cihangir
Fashion Project: 0212 244 52 23
Salon: 0212 244 52 24


