Archive for the ‘karides’ tag
Şubat 28 günü Web gezintisi

Tek şekerli bol sütlü kahvemi içiyorum. Yanında taze soğanı karıştırdığım labne sürülmüş ekmeğim. Televizyon, müzik, etrafımdaki insan gürültülerine kapandım. İnternet gezilerimde bir pazara daha hoş geldiniz. Umarım hoşunuza gider bulduklarım.
Twitter’da kim, nerede, kimi dinlemekteyse The Noise FM‘de
İstanbul Cullinary Institute’de Mart ayı programı belli oldu!
Shortlist sevenlere kısasından bir seçmece.
Aşığı olduğum Matthew‘(Grey Gubbler)un, bilmediğiniz yeteneği.
İster birinci, istemezseniz ikinci el mallar Garde-Robe‘dalar
Sabun köpüğü bir gazete gördüm sanki. Evet gördüm, Gazete Sabun gördüm.
Kanka nerdeyim ben. Can Direkli blogu
Modası asla geçmez eski model gözlükler: VTGSunnies
Ben Baltalimanı’na pek gitmem ama Angel Blue‘nun fesleğenli levreği ve Jumbo sarması meşhurmuş meğer.
Pamela Hanson: Bir kadın moda fotoğrafçısının enfes sitesi.
Ah o gemide ben de olsaydım Molori‘ye gidip kalsaydım.
Hazal’ın notu: Beni dün gece (04:00) Minimüzikhol’de görüp bu sabahın köründe (10:00) yazı nasıl yazıyorumu anlamayanlar için duyuru: Yedi saat yyumak istiyorum, var mı bunun yolu?
Pazartesi notları

Akşamüstü değişim hareketi: Kadıköy’de Arkaoda. Sütlü kahve ve Kimkio müzikleri… Aklıma sen gelince hüzünlendim. Üstünü müzik kaplayınca düzeldim. Bütün bunları yazarken unutup gittim.
Fırat meğersem Uykusuz’da karaktermiş. Cumartesi kahvesiyle kendisiyle tanıştım. Yazık ya oğlana. İyi davransınlar.
Romantik Komedi filmine Kanyon Cinebonus’ta gittik. Gürgen Öz’e cok güldük. Elbette sonu Külkedisi masali. Çerez niyetine de olsa film izlenmeli.
Le Pain Quotidien‘de sebzeli bruschettayla kahvaltı. Yanında cafe au lait, önümde gazete. Pazar kafası.
Kiki‘de Cumartesi yer yerinden oynuyor içkinin de etkisiyle plan biraz şaşıyor. İki üç tantanadan sonra kaldığımız yerden devam.
Kanyon’daki şapkacıyı bilirsiniz. Eski Carnevale, yeni Network dükkanını geçince solda. Bir tane beğenirsiniz 200 TL derler. Neyse ki indirim %70 olmuş. Fetişimi doyurdum. Bugün mutluyum.
Twitter nedir diyip duruyorsanız lütfen tıklayınız, sorulara cevap vermekten yorulduk.
Belkilerle geçiyor hayatım. Belki bugün, belki beklerim, belki çikolata yerim, belki çeker giderim.
Cumartesi saat 15:12: Bistro Fun Fatale‘deyiz. Masalarda karides tempura, bacon, menemen, pizza, eggs benedict, bonibon. Yiyemediğimde gözüm, yediğimde arsızlığım kaldı.
Birdenbire arkamı dönünce karşıma çıktın. Gecenin sabaha uzamış kitlesel sarhoşluğunda şaşırdım, sevindim, durdum. İki hafta görmeyince ilgimi yine çektin.
Pazar akşamları Dinamo’da Pandaloop dinliyorum. Üstüne de Astor Piazzolla, E.S.T., Where do I Begin.
Balıkçım‘da (Güneşlibahçe sokak no 27/B, Kadıköy) çupra, hamsi, kalamar iki salata, bira. Adam başı bahşişi içinde 20 TL.
Erin Özsen nam-ı değer Lokal Anestezist Mavra’da Love Guru isimli programa başladı. Bir nevi grup terapi. Mutlaka yer ayırtılıp, perşembe akşamı izlenmeli.
Kurallar koydular: Arama, dokunma, ilk buluşmada sevişme, topluluk arasında yanında durma, kaçma, kovalama, aldatma, ezme, küçümseme. Hepsine gıcığım. Yerle bir.
Pazartesi kuponum: Bir sigara sar, Hisar’da oturup konuşmadan içelim.
Bir gece durağı

Şu klişe kırılsın: İlk buluşmada seviştiğinden sevgili olmaz. Ne olacak o zaman sevişilen insandan? Şirkete sekreter, bakkala çırak, sokağına çöp arabası mı lazımdı? Yoksa cerrah, avukat, mühendis kontenjanlarında mı açık yakalandı?
Soruyu bir kez de tersten soracağım: Sevişemediğimiz insanlara sevgili diyerek aldatmıyor muyuz sonunda ilişkileri? Aynı kitapları okudunuz, benzer okullarda büyüdünüz, en sevdiğiniz yemek iskender. Ya sonrası? Asıl herkesin ortasında seni çekip öpenden, çıplakken yanına kıvrılıp yattığından, kucağına başını koyup, tenini koklayandan olmalı sevgili. Dünya meselelerini kurtaramadınız belki. Ama en yakından o tanıdı seni.
La Favorita‘da kalabalık bir masadaydık. Karidesli Bruschetta, Bonfile Salatası, Peynirli Ravioli, Prosciuttolu Pizza ortada, Merlot’lar bardaklarda. Yine konu açıldı. Boşalttım birden içimdekileri. Sinan’la Özgür durup bana baktı. Gözlerinin önünden yıllar geçti. Kızlardan biri Sex&The City’den örnek verdi: Big’le Carrie ilk buluşmaya gidemeyip, sevişmişti. Aslı, “hayatta” dedi, “onuncu görüşmeden önce sevişirsen sonuncu olursun.” Ben “senin on görüşme on ayda mı on günde mi yapıldı?” diye sordum. Kahkaha koptu.
Yemeğin özeti: Sen iste her şey çok güzel olur.
Patates, midye ve orgazm
Brüksel’de ikinci gece. Herkesin öve öve bitiremediği Ultime Atome cafesini ararken Belgo Belge çıktı karşımıza. Pek ev gibi, hafif loş, bir zamanlar Nişantaşı’nda açılmış olan Belçika’nın ünlü patates & midyecisi. Kapısından içeri dalıp, masasına kurulduk. Menü iki dakika sonra elimizde. Domates soslu karidesler, kremalı midyeler, Arjantin usulü Chardonnay’e verdiğimiz adam başı 60 TL. Üstelik birer bardak şarap da hediye. Garson beyler de pek şahane.
Konuştuk. Yudumlar boğazımızdan geçtikçe. Olduğumu sevecek adam gelseden, yalnızlık paylaşılmaz mitlerine. İki kız, İstanbul dramasından uzakta, Brüksel’in muntazam soğuğunda. Mesajlar atıldı, mesajlar alındı, gece on ikiyi vurmadan metro istasyonuna varıldı. Eksik: bir türlü dolmayan kalbim. Umut: olduğumu sevecek adam hayaleti.
Bugünkü planımız Sablon’da üç dört sergi, Ixelles’de H&M, belki, eğer, şanslıysak Antwerp’te parti. Son gece. Sabahı görüp de bitmeli.
Orgazmik karides, cazibeli tuna
Bu pazar ne kadar güzel geçti laflarının hepsini alıyorum, üçle beşle onla çarparaktan bloga iade ediyorum. Bu pazar diğer pazarları bırakın, herhangi bir yılbaşı akşamının olamayacağı kadar güzel geçti. Teşekkürler Şef. Her nerede yemek yapıyor, bizi mutlu ediyorsan. (Merak edene adres verelim. LeChef Ulus 29′da)
İtinayla söz tutulur

Emre, salı günü bloody marry yanında True Blood maratonuna çağırdı. Herkes o diziden bahsediyor. Ben daha kapılamadım. Hiç düşünmeden tamam dedim. Bloody Marry’nin olduğu yerde bütün vampirler durur.
Ekin, Savoy’un tereyağında karideslerini önerdi. Bu hafta için. Bir gün. Zaman konuşmadık, ajanda kaygan. Ama o tereyağına ekmek banılacak. Pazara kadar unutmam.
Selen Japonya’dan ne istersin diye sordu. Takunya, terlik, kitap ayracından sonra, kase dedim. İçine pilavla tavuk koyup, chopstick’lerimle yiyeceğim. Selen bir de yılbaşında Berlin’e gidelim dedi. Ev tutucaz. Parti kurucaz. Yakın arkadaşlarımızı davet edip, uzaklara resim yolliycaz.
Zeynep bana kolaj yapıcak. Bir yıl geçti. Sana yapmak çok zor dedi. İnandım. Sorup durmadım.
Eril’le al mektuplarımı ver mektuplarını yapmaya karar verdik. O şimdi tam bu anı anımsamıyor ama hatırlattım. Rakı masasında. Son yudumdan önce. Ben görevimi tamamladım, kendisine 2006 yılının yazılarından bir derleme yaptım. Sıra onda. Printer açık bekliyorum.
Ayça Pazar akşamı bayram yemeği demiş. Ben o kısmını duymadım. Davetliyimdir diyerek programımı boşalttım.
Şef bu hafta dükkana gel dedi. Ne gün dedim. Her gün dedi. Ben sürekli ordayım. Seç beğen al birini. Çarşambayı uygun buldum.
Ayşegül kahveye gelecek. Mahalleme. İkimizi Kahve yerine Kantin’e. Latte’dense bloody marry’e uygun buldum. Çünkü iki gün önce kereviz tuzuyla yaptıkları o lezzetten tattım. 10 TL. Gece kapalı. Sekize kadar masadan kalkmalı.
Unutmam. Bana verilen sözleri. İster dört vodkadan sonra olsun, ister kavga seansının sonunda. Birinin ağzından çıkmış laf, ajandamın satırına yazılır. Sonra çaktırmadan beklemeye başlarım. O anın gelmesini. Ne giysem, ne götürsem, son anda arayıp da iptal eder mi endişeleri kaplar beynimi. Yeni insanları, yeni hayatları, yenilenmeyi severim belki de. Hamama gidip keselenmektense sandalyeye oturup günah çıkarmak. “Biliyorum ben hep ekerim ama sen iyi ki burdasın. Siparişleri verelim de kelimeleri harcayalım.” Balıklar gelir. Tavuklar da. Ben en çok biliyor musunla başlayan cümleleri severim.
35.5 çıplak noodle

Önce Noodle kısmını doldur. Pirinç, ramen, udon ya da diğer. Üzerine malzemeni ekle. Tavuk, karides, kabak, mantar, brokoli, fasulye, bambu filizi, ananas, yumurta. Sonunda sıra sosa gelsin. İstridye, satay, teriyaki, sarımsak & acı biber, Thai usulü tatlı ekşi. Kutuları işaretle, zevkine uygun olanı belle. Sonra da bas sipariş ver bölümüne. İşin kalanı yemeksepeti’nde.
Ben şanlıyım. Nu Noodle evime istediğim herşeyi, hayalini kurduğum noodle kutularında sıcacık getirecek mesafede. Chopstik’lerimin tatlı ekşi soslu dana etine değmesi yarım saat bile sürmüyor. Midem bayram ediyor.
Fiyatlar makarna yediğinizi düşününce pahalı, iki kişilik porsiyonlarda servis yapıldığını fark edince normal düzeyde seyrediyor. İki karma 35 TL. Tavsiye: eğer birden fazla insandanız, bambaşka kombinasyonlarla muhteşem menüler yaratmanız. Biz denedik. Sonunda tabii ki öbürünün istediği daha cazip göründü. Üçüncü ikincinin, dördüncü birincinin yemeğine ortak oldu. İkinci her zamanki gibi dışlandı. Ama olsun. Alan, satan, yiyen, değişen memnun. Bundan sonra haftada bir Nu Noodle gecesi olaraktan programa yazılsın.












