Urban Confessions

Bir şehrin anatomisi

Archive for the ‘limon’ tag

Duşa anneniz gelse nasıl olur?

with one comment

toscana

Kodadı Ahsen delirmiş halde beni aradı. “Ben bu adama yemek beğendiremiycam. Canı rosto çekiyor. Yapıyoruz. Tuzu az, eti yağlı, kasabı yanlış. Püre istiyor yanında geliyor. Fazla sütlü, çok şekerli, yarısı margarin olmalıymış. Çoban salatasına hiç girmiyim. Dört yıldır ya limonu olmaz, ya soğanı, ya zeytinyağı hatalı, ya biberi. Neymiş. Annesinin yemeklerine pek alışkınmış, kalbimi kırmak istemezmiş ama ne yapsaymış?” “Gitsin o zaman” dedim. “Annesinin evinde yesin. Sen de bu adam için yumurta bile yapma.” “Aman” dedi kodadı Ahsen. “O da her pazarın tantanası. Sarısı içine ekmek banılacak kadar diri, beyazları gözümü alacak kadar pişmiş. Annesi sabah altıda kalkar hazırlarmış.”

Sinirleniyorum. Elimde olmadan. Adamın kıroluğuna mı kızın çırpınışlarına mı bilemeden. “Sen bu akşam benlesin” diyorum. “Cafe Toscana‘da yemekleri yiyelim. Adamı, evi, anneyi unutalım. Nedir erkeklerin anne yemekleriyle olan kimyasal bağı? Nohutlu pilav canı çeker. Annesi yapsın diler. Kurufasulye bulgur. O da anne elinden. Bari turşuyu Petek’ten alalım. Yok annesi yazdan kurmuş, kilo kilo gider. Kendimi de işin içine katarak, feminizm genlerim en üst safhada. İsyan ediyorum. Anneleri işini tamamladı, artık kendilerine bir hayat edinsinler.”

Kodadı Ahsen’in kahkahalarıyla telefonu kapıyoruz. Randevu verildi. Anneler ve oğulları bu gece dışarı.

Written by Hazal

November 25th, 2009 at 2:23 pm

Sarhoşken yapılacak işler listesi

with 5 comments

sar

Bu listeyi, bookmark’larınıza ekleyin, hatta üşenmeyin bir çıkış alın, “eyvah sarhoş oldum şimdi ben napıcam?” acil durumları için çantanızda taşıyın. Okuyamayacak durumu gelmişseniz, boşverin. Gecenin keyfine bakın.

1. İçerim ben bu akşam şarkısıyla geceye başlamayın. Danışıklı dövüşler genelde hüsranla sonuçlanır. Sadece dışarı çıkıp, kendinizi akışa bırakın.
2. Davetlere gidin. Nerde ne var bilmiyorsanız, 0900 Gece partiye nereye gidicem hattından beni arayın (numaraya ulaşılamıyorsa, kesin yazı yazıyorumdur. En iyisi blogumu takip edin)
3. Dokuz civarında, ikinci vodka-zencefilinizi yarılamışken (muhtemelen size ikram edilen kanepelerden ya da çantanızdaki grissiniden daha fazlasını görmemiş olacaksınız) hissettiğiniz o hafif baş dönmesi efektine seyirci kalmayın, susmayın, düşmeyin, bağırarak konuşmayın.
4. Siz farkında olmasanız da etrafınızdakilerin sarhoş olmayabileceği gerçeğini unutmayın. Ertesi sabah ben ne yaptım efektiyle uyanmak istemiyorsanız ani kararlardan kaçının.
5. 10′a doğru üçüncü bardağın dibini vurmuşsanız, değerli eşyalarınızı (cep telefonu, cüzdan, kredi kartı) çantanızın fermuarlı gözüne koyun, çantanız yoksa olan bir arkadaşınıza teslim edin.
6. Durun. Biraz şöyle. Arada su ya da limonlu soda için, çakırkeyiflikten sendelemeye varan yolun başında geçici de olsa kendinize gelin.
7. Aynı mekanda kalmayın, dolaşın. En azından takside geçirdiğiniz süreler içkiden uzak durmanıza yardımcı olacaktır.
8. Beğendiğiniz kız ya da oğlanla (eğer o da sizin kadar sarhoş değilse) sakın konuşmayın. Sarhoşu annesi bile sevmez lafını unutmayın.
9. Az önce görüp de bayıldığınız kız/erkek için bir de arkadaşlarınızdan tavsiye alın. Bu sırada iyice bakın. Yanında duranının sevgilisi olmamasına dikkat edin.
10. Telefonu asla kilitli gözden çıkarmayın. On ikiden sonraki çağrıdan hayır gelmez. Aranmayın!
11. Dans edin, kötü enerjilerinizden kurtulun, etrafınızdakilerin ne düşündüğünü unutun.
12. Barmen daha fazla içki vermek istemezse agresif davranmayın. Adamın bir bildiği var. Unutmayın!
13. Aztek‘e gidin. Bomonti’de. Biranın yanında sucuk, mantı, salatalık, peynir yiyin. Ama bulması zordur. Bir bilenin yanına takılın.
14. İnat etmeyin. İzin verin sizi eve bıraksınlar. Arkadaşlarınıza güvenin.
15. Apartmanda gürültü etmeyin, anahtarlarınızı önceden hazır edin.
16. Makyajınızı, pantalonunuzu, ayakkabılarınızı çıkartın, nereye isterseniz oraya bırakın.
17. Mesaj, internet, mail, facebook, twitter gibi iletişimin her türünden uzak durun.
18. Su-alkaseltzer kombosunu uyumadan alın, gecenin devamı için sürahiyi komidinde bırakın.
19. Uyuyun. Sabah sizi pek de hoş bir hava beklemiyor.

Written by Hazal

November 6th, 2009 at 10:57 am

Aburcuburda son durum

with one comment

abur

Biz küçükken… “Alf” vardı, “Denver the Last Dinosaur“, Kuzen Larry’le Balki, “Hayat Ağacı”,”Charles in Charge” “Matematik Dedektifleri”, “Susam Sokağı”, “Acme”, Mickey Mouse, Gufi, Donald Duck… her gün arka arkaya Star’da dizilerin başlamasını bekler, televizyonun başına kurulmuşken de şunları yerdik:

Rulo Kat, önce dışı, sonra içi kemirilecek şekilde. Çokokrem. Tüp olanlardan, içine çubuk kraker sokarak. Tadelle, çikolata komasına girmişsek üç, yoksa bir adet. Gol. Sarı paketinde, içinde fındık taneleri olan dışı çikolata kaplı draje. Eti Kek. Kimsenin net anımsamadığı, benim tek mutluluğum. Hafif ıslak, yarısı kakaolu, yarısı vanilyalı. Biskrem, mutlaka ayranla. Çizi, peynirli. Haylayf, yüksek kalitede hayat. Sulugöz, Tipitip, Big Babol. Tadı bitince çöpe, paketten yeni bir tane. Çokomel. Yedikten sonra jelatin mutlaka düzleştirilip defter arasına atarak. Nestle. İçinde “Beni seviyor musun?” ya da “Benimle çıkar mısın?” kartları olduğu zamanlarda. Panço. Doriitos olmadan önce, küçük ve kendi haline bir markayken.

Özlüyoruz. Çünkü şimdi sadece şekiller değil, tatlar da değişti.Teşvikiye’nin göbeğinde iki kuruyemişçiye girdim Soyalı fıstık, buz, Ruffles aldıktan sonra raflarda şunlar dikkatimi çekti: Milka 3 yeni paket çıkarmış. Limonlu patlayan şekerli, çilekli siyah çikolatalı, yaban mersinli karamelli. Eskiden jelatine sarılan Kinder, plastik kutuların içine konmuş, adı da Kinder Joy olmuş. Satıcıya sordum Joy’la Surprise arasında ne fark var. “Hiçbir fikrim yok”dedi.  Gol. Hala var ama kutusu değişmiş. Tanıyamadım.

Çocukluk ne güzeldi diyerek dükkandan çıktım, Beyaz Dizi romanlarının sağından, suluboya kitaplarının solundan. Haribo mu dediniz? Yok bu sefer almadım.

Written by Hazal

July 4th, 2009 at 11:36 am

Üzüntü ve nane dalı

with one comment

moj

O muhteşem Mojito’yu en son Berlin’de içtim. Green Door’da. Alman arkadaşım götürdü. “Burası” dedi “mahalle barı, barmeninden ne dilersen dile.” Mojito, margarita, bloddy marry. Hepsinden on tam puan aldı.

Bir dakika yalan söylemiyim. Bir kere de burada içtim. Emre yapmıştı. Tatlısı, lime’ı, nanesi bol. İki bardakta garanti zom. Başka seferde de Hakan’ın evindeydik, onlarca bardak kapış kapış gitti. Hileli. Çünkü içine limonata eklendi.

Kısaca söylemeye çalıştığım şu: İstanbul’da gerçek mojito nerede yapılır keşfedebilmiş değilim. Ya bardak seçimi yanlış oluyor, ya pipet. Onları kurtarırsak şekeri beyaz koyuyorlar. Kıtır kıtır naneler ağzımda dağılınca içesim, bakasım kalmıyor. Peki içine fesleğen koyanı gördüm dersem inanır mısınız?

Dün Happily Ever After’da aradığım tadı bulamayınca Nar Pera‘ya dedim, bir şans veriyim. Bardak iki dakikada geldi. Üzülerek bildiriyorum sonuç yine aynı. İlk yudumda hayal kırıklığı. Pes etmedim. İstiyorum. Biri kolumdan tutup Mojito’yu iyi yapan o bara beni sürüklesin. Hakkaten beğenirsem içkiler benden.

Written by Hazal

July 1st, 2009 at 11:51 am

Posted in bar

Tagged with , , , , , , , , ,