Urban Confessions

Bir şehrin anatomisi

Archive for the ‘meze’ tag

Rakıya veda

without comments

barba

Aralık dört. Takvime yazdım. O güne kadar ellerimi bağlayıp ağzımdan şişeyi boşaltmadıkça beni elimde içki bardaklarıyla görmeyeceksiniz. Bu açıklamadan sonra nedenlerine geliyim.

Cumartesi akşamı Barba‘daydık. Sizin için Nişantaşı’nın ara sokaklarındaki Rum meyhanesi, Sezen Aksu için oğlunun doğduğu ev.  Selenle Serter’e çok teşekkür sarımsaklı karnıbahar, patlıcanlı börekler, dereotlu fava, içi oyulmuş salatalıklar muhteşem. Bardaklar boşaldı, doldu, boşaldı, doldu. Fasıl ekibi masamızı neşelendirdi. Doğru insanlara peçete uzatınca şarkılarımız tellendi. Kerem Piker geceye pembe gömleğiyle katıldı, Selen Akçalı biraya talim yaptı. Sigaralar, eğlenceden kopmadan,arkadaki terasta tüttü. Buraya kadar herşey tamam. Şimdi gelelim içkiye ara meselesini yaratan kısma.

Barba’dan Corridor’a gittik. Neden? Corridor’da danslar ettik. Neden? Corridor’dan çıkıp eve geldim. Nasıl ve Neden? Lenslerimi, makyajımı, kıyafetlerimi çıkarıp, mail kontrollerimi yaptıktan sonra yatağa yollandım. Nasıl? Alka Seltzer bitmiş. Lanet olsun!

Sabah başımda ağrı, kafamda döngü, bedenimde sızılarla uyandığımda kendi kendime söz verdim. Kanımdan son içki damlaları da temizlenene kadar içinde alkol olan kek bile yemiycem. Sarhoşluk, hoşçakal.

Written by Hazal

November 23rd, 2009 at 6:00 am

Sen iyi adam(mı)sın

with one comment

namli

Dün öğle yemeği için Namlı‘ya gittik. Kodadı Ahsen, Mesela Mehmet, bi de ben. Önden portakal sularını istedik (taze sıkılmış). Gripten korunmak için her gün içmek alışkanlık oldu. Sonra Mesela Mehmet “kızlar siz oturun, ben tabakları ayarlarım” dedi, şunu da al bunu da al listemizi itinayla dinledikten sonra (ben tabii ki sosis, kısır, salata; Kodadı Ahsen sarma, pilav ve köfte isteklerini geçti) yemeklerin sıra sıra durduğu kontuara yöneldi. Kodadı Ahsen “Ne iyi adam di mi sevgilim?” dedi. Ben de kendisinden iyi adam kriterlerini anlatmasını rica ettim.

“Bana çok iyi davranıyor, prenses gibi yaşatıyor, yediğimi arkamda yemediğimi önümde bırakmıyor. Elbiseler alıyor, arkadaşlarım onu seviyor, annem bu evlenilecek adam diyor. Pazarları kahvaltıya, cumaları yemeye götürüyor. Her giydiğimi beğeniyor, benimle alışverişe geliyor. Ne diyorsun? Elbette beni aldatmıyor”

“Peki ya sonra?” dedim, “sen orda yokken neler oluyor? Otopark görevlisine bağırıp, bahşişi az tutunca, taksiciye küfredip, yemeği tuzu çok diye yollayınca, sevmediği arkadaşının ayağını kaydırıp, pazar gününü Playstation’un karşısında geçirince?” “Her güzelin bir kusuru var.” diyor kodadı Ahsen. “Evlenince hayatımız rahat olsun istiyor, bütün çabası ondan.” Ben dilime gelenleri ağzımda tutuyotum. “Ya sen diyor, ne istiyorsun?” “Hayata da, bana gösterdiği heyecanı duyan, korkusunu da tutkusunu da içinde tutamayan, ilişkimizi pinpon maçına çevirebilen, ben olsam da olmasam da program yapabilen,hayranı olacağım bir adam. Elbette edebiyattan anlamalı, sanatı sevdiği kadar şarabı, beni istediğince seyahate arzu duymalı. Yemek yapmayı da bilirse, değmeğin keyfime.” Kodadı Ahsen gülüyor.”Kızım bu anlattığın adam on binde bir ihtimal.” Ben kahkahayı patlatıyorum “Bir tane varsa” diyorum, “acelem yok benim, gelmesini beklerim.”

Namlı: Rıhtım Caddesi, Katlı Otopark Altı No:1 Karaköy, Tel: (212) 293 6880

Written by Hazal

November 19th, 2009 at 5:43 am

To: Babylon Lovers

without comments

l_ff2cda61f8095a2361cb84c388307635

Haftasonu programımı yaptım. Altı kişiye mail attım. (onlardan da zincir mantığında 2′şer kişiye gitse 19 kişilik ekiple gecelerin kadını olma niyetindeyim.)

Mail başlığı: Haftasonu Babylon!
Mail içeriği: Perşembe ya da Cuma Brazzaville, Cumartesi mutlaka Tortured Soul. İşleri, yemekleri, aile ziyaretlerini iptal edin, tek tabanca ya da +1 kontenjanından Babylon’a gelin. 23′ten sonra.

On dakika sonra cevaplar geldi.
Aslı. “Hayatım kesinnn. Zaten Özgür, Derya, Merve, ben ordayız. Perşembe gel ama Brazzaville’e. Biliyorsun perşembe yeni cuma”
Deniz. ” Ya geldiler daha önce gitmedik mi, bırak gitmeyenlere yer açılsın. Bu havada moraller sıfır. Ama biliyorum yine son anda kandırılırım.”
Selim. ” Beni yaz Tortured Soul ekibine. Öncesinde de Peymane ya da Yaren‘de rakı meze diyorum. Kış sezonu açıldı. Dedikodulardan geri kalmayalım.”
Zeynep. “Kim onlar? Ben tanımam, ama sen gidilmesi şart diyorsan, bütün programlar iptal. Öncesinde Lounge‘a uğrayıp mojito da içelim mi? Geçenlerde öve öve bitiremedin, akşamüstü iş yerinde canımı çektirdin.”
Ali. ” Ne kadar bunun biletler (öğrenci 25, tam 35) ona göre ben Brazzaville’e iki gece de gelicem.
Leyla. ” Tortured Soul! O gun çalışıyorum ama iş çıkışı gelirim. Bana bilet ayırtın.”

Meğer bana gerek yokmuş, İstanbul ahalisi kış sezonunu açmış!

Written by Hazal

November 4th, 2009 at 8:42 am

Sokak’ta ne oluyor?

without comments

sok

Cengiz’le konuştum. İndigo’nun işletmecisi. Bir saniye cümleyi yeniden kurucam. İndigo’nun işletmecisiydi. Şimdi kendileri Sokak Projesi‘nin mimarı. İstanbul’un çeşitli yerlerinde panosu olan, “Ne yapacağını bilenlerle, ne yapacağına karar veremeyenlerin buluştuğu sokak” sloganıyla hepimizin kafasını karıştıran olay.

Eskiden İndigo vardı, gece 2′den sonra gidip sabah beşi görürdük, tekila şatlarla biralar havada gidip gelirdi. Şimdi bütün gecenizi planlayan bambaşka bir olay var. İndigo’ya inilen engebeli sokak. Önce İndigo Lounge‘a giriyorsunuz. Pizza, salata yanında beyaz şarap menüsü. Karnınız doydu. Saat 22:00. İkinci istikamet We. Bir iki kokteyl ve house müzik havası. Yanınızda oturan tanıdıklar da cabası. Ardından Alt. Bakalım o gece ne var. Jazz mı rock mı yoksa sahnede şakıyan kızlar mı? Sonrasında 2/1a. Köşedeki şat bar. Gece ikiyi çalmadan. Cuma eğlenicem diye topuklarınızı kırmaya, bacaklarınızı yormaya ne gerek var?

Ya da belki siz farklı bir gece hayal ettiniz. Sevgilinizle yıldönümünüz. Aylardan Mart. Dediniz ki değişik bir şey yapalım, bu gece otelde kalalım. Sokak Projesi dahilinde butik otel de var. Henüz açılmadı ama temelleri atıldı. Odanıza çıktınız. Bir baktınız yatağın üzerinde afilli kutu. Sokak Butik’ten alma. (Henüz açılmamış bütün mekanlar için Sokak… kodadını kullanacağım) Ay muhteşem bir elbise. Tam da üzerinize göre. Şampanyaları içtiniz, Sokak Manav’dan gelme çilekleri de yediniz. Saat 16:30. Belki Sokak Tiyatro’ya gidip bir oyun izlersiniz. Bugün sizin, ne yapmak isterseniz.20:30. Şahika Meyhane‘de masanıza kuruldunuz. Garson bir küçük rakı. Sağlığa, mutluluğa.

Anlayacağınız projenin sonu yok. Dinlerken şaşkınlıklar geçirdim. Yarısını da bitmiş görünce anladım ki bu iş kesin. Bakalım. Ocak 2010′da eşi benzeri görülmemiş bir şeyler olabilir.

Written by Hazal

October 11th, 2009 at 9:51 am

Yedi Ölümsüz Günah

without comments

7

Az yapıldıkça çok güzelleşen şeyler var. İçki, sigara, absent içmek. Makyaj, kırmızı tonları kullanılacaksa. Sucuklu, pastırmalı, bacon’lu yumurta. Market alışverişi. Ucuzluk zamanı kollamak. Gece yemekleri, özellikle menüde işkembe çorbası, kokoreç, yanak, damardan ve ciğer tercih edilmişse. Tanımadığın insanlara selam vermek. Eski günlerden bahsetmek. Çikolata. Antibiyotik. Diş çürüğü. Telefon konuşması. Yasaklamak. Yasaklamamak. Söyleyip de yapmamak. Yapıp da söylememek. Konuşmak. Hapşırmak. Fikir bildirmek. Söz vermek.

Dün gece yukarıda bahsi geçen eylemlerin bir kısmı benim haneme, kalanları diğerlerine eklendi. Şimdi kısaca durumu gözden geçirme vakti.

18:29. Evde dizi izlemece. Bir yanda telefonun çalıp duran melodisi, öteki tarafta dizilerin vazgeçilmez jeneriği. İlk günah. Tembellik. Evde mi kalmalı, dışarı mı çıkmalı? Cuma gecesinin vazgeçilmez dilemnası.

20:32. Eril ve ben, masa, beyaz peynir, ezme, domatesli roka, kavun, şakşuka, mercimek köfte aynı masada. Aslan Meyhanesi. Asmalı Mescit. Telaş yok. Zaman çok. Yemek borusundan mideye giden yolda üç beş hüzün, dört beş kahkaha. İki saat sonunda yemekler mideye oturunca, ikinci günah. Oburluk. Karnımız dolu ama beynimiz boşalmakta.

22:13. Eski meseleler. Suyun üstünde değil de, altında nefes alanlar. Yapılanlar, yapılmayanlar, beklenenlerle istenenler. Sıra üçüncü de. Öfke. Olandan çok olmayan günahlara.

23:54. Mahallenin muhtarı biziz. Yanımızdan geçen tonlarca turist. Zeynep, Efe, Cenk, Tolga, Olgu, Hakan. Hepsine selam. Yemeğe devam. İki saniyelik konuşmalar da bir tek günah işlemedik.

24:00. Aydın iki saat önce aradı. Geliyorum diye. Bekledik. Şişeyi bitirdik. Yolluk istedik. Gelen de yok giden de. Şimdi oturduğumuz sandalyede geleceği beklemeli mi, yoksa gelmez diye alıp başı gitmeli mi? Dördüncü günah ensemizde. Gurura yenilip ekildik mi demeli, yenilmeden telefon mu etmeli?

01:00. Bar’da. Asmalı Mescit aşağısında Cuba müzikleri çalanda. Barmen biraları getiriyor. Garson şatları. Biri mideyi bulmadan, diğeri tokuşturulmalı. Müzik var. Dans var. Fazla uzatmadan. Beşinci aşama. Açgözlülük. O son vodkayı içmeden de dünya dönüyordu.

01:42: Lokal’in önü. İnsan ambarı. OO Ekin Bey’ler de burdaymış, pazar günü eski Blanco’da çalacakmış bakınız Bengi hanımlarda. Mekana bulduğu ismin hastası olduk. Arkamdan bir el dokundu. Şef’in ta kendisi. Erel’le sohbet de pek bir neşeli. Dişimde ağrı, ağzım yamru Mariko’nun yanında alıyorum soluğu. Londra-Berlin-Münih planlarını anlatıyor. Haftaya uçakta. Altıncı günah kendisini gösteriyor. Gıpta. Gideceği her şehre, göreceklerine, uzaklaşma hissine.

02:48. Emre’yle bardayız. İçki yok. Ona Berlin’e taşınmak istediğimden (dün gece benimle konuşan, bu mevzuyu dakikalarca dinlemiş olan herkesten özür dilerim), Berlin’in en güzel bloody marry’sini yapan White Trash’ten, durduğu yerde türeyen galerilerden, Monsieur Vuong’dan bahsediyorum. Gecenin dibine vurmadan son günahı da işledim. Şehvet. Ağzımdan her Berlin kelimesi çıktığında ruhumda dolanan. “Fazla durma git” diyor. Mayıs 2010.

04:14. Bir klasik. Çorba seansları için Cumhuriyet’teyiz. Ramazan menüsünde sigara böreği var. Sahura kalkanlar için kızarmış, davetkar. Ağzımızı açamayacak kadar tembel, hayır diyemeyecek kadar obur. Başa döndük işte. Günahlar listesine.

Written by Hazal

September 19th, 2009 at 10:44 am

Ferdi Baba acılı söyle

with 2 comments

ferdi

Öncelikle yazıma Ferdi Baba’yı kutlayarak başlamak istiyorum. Müzisyen değil, balıkçı olan, Çeşme’de restoran işletirler. Daha fazla bilgi için blog‘una bakmanızı tavsiye ederim. Şaşırmayın, tıklayın. Bir bira, iki çupra azıcık da mezeye 160 TL çakar, tahta masalar ve sabahtan rezervasyonla çalışırlar. Neyse yine sondan başladım.  Biraz da orada olmamızın nedenlerini anlatalım.

Son gecemizde iki araba toplandık, Ferdi Baba’ya yollandık. Masalar dolmuş, mezeler camekandan bakmaca. Kekik otu, deniz börülcesi, salata, ezme, peynir, patlıcan ve tabii ki rakı. Bu sefer Tekirdağ. Bol buzlu.

Önce sağlığa, ardından aşka, en sonunda da bitip giden tatile. Aramızda Çeşmeliler var. Ferdi’nin gençlik günlerini anlattılar. “İki üç salaş masa, bir tane de garson vardı. Rakınız bitmezse ertesi güne ayrılırdı. 20- 30 bilemedin 40 TL.” “Ah” dedik “biz o zamanlarını yakalayamadık.”

Mezeler gitti Beylerbeyi rakı servisi yapan kızlar aldı sahnede yerini. Hepimize bir yolluk ikram etti. Garson yeniden gelip balık siparişlerimizi rica etti. Balık değil dedik, ahtapotla kalamar. Kürdana geçirilmiş beşer tane, ızgarada kavrulup tabağımıza kondu. Etler yumuşacık, yağ oranı sıfıra yakın. Kapanışı yapmak için sufle istedik. 35 dakika denince meyveye terfi ettik. Karnımız doydu. Cüzdandan 50′şer TL çıkarıldı.

Written by Hazal

July 21st, 2009 at 10:18 am

Posted in balıkçı

Tagged with , , , , ,

Gubiba bir kuş değildir

without comments

gub

Alaçatı’da dördüncü gün, “bu akşam nerede yemek yiyeceğiz?” sorunsalında on altıncı round. Sanmayın ki üç kişi olunca demokratik bir düzen geliyor. Benim derdim belli. İnternet istiyorum, Zeynep 16 midyeden sonra akşam yemeğini hafif geçiştirmek peşinde.16 dediğime bakmayın bunların 40 tanesi 20 TL.  Ezgi, Umut, Sinan, Cansu… Onların hedefleri yemekten sonrası. “Otto’ya mı gidilse yoksa Babylon’a mı?”   Ben elbette oyumu Babylon’a veriyorum. Yazlık yerde üstü kapalı mekan olur mu?

Sonunda, kim olduğunu hatırlamıyorum ama sağdan geldi, birisi “Gubiba” diye bağırıyor. “Gidip sakızlı rakı içelim. Üstelik artık üretimi durdurulmuş, son kez şişelerin dibini görelim. Atlıyoruz arabaya, varıyoruz Alaçatı’ya. O her zaman geçtiğiniz yoldan değil de soldaki küçük aralıktan inin, kumrucunun arkasından. Karşınıza çıkacak. Gubiba. İsmi gibi kendisi de alışkanlık yaratıcı.

Ahmet ve Berrak mekanın sahipleri. Ahmet’i tanıyoruz, ama bu yazı ona kıyak olsun diye yazılıyor sanmayın. Hemen soruyoruz tabii ki biz ne yemeliyiz? Sumaklı deniz börülcesi, kızarmış zeytin, defne yaprağına sarılı karides, tarama, karidesli mücver diyor. Tamam bir kısmını biz beğendik ama şu noktada önemi yok. Malzemeni seç, salatanı yaptır bölümünden istekte bulunmuyoruz. Menünün arka sayfasında oturan ana yemeklere yer ayırmak gerek.

Önce tabii ki rakılar masamıza geliyor. İnce camdan uzun boylu. Sonra bir tabağın içinde zeytinyağına bulanmış zeytin ve domates ezmeleri, mayalı ekmek yanında. Ban ban, ağzına at. İki lokmada orgazm yaşa. Ben ikinci dilim ekmeğe uzanırken,  tapas’lar teşrif ediyor. 10 üzerinden 9. Börülce için. 10 üzerinden 8. Taramaya gitsin. 10 üzerinden 15. Karides’in. Sanırsınız karidesler defne ağacından toplanmış. Böyle bir koku, tat yemediniz.

Gece uzun. Muhabbet koyulaşıyor. Biraz da içince neşemiz yerine geliyor. İnternet, kilo alma sorunsalı, gece hayatı hepimizin hafizasından siliniyor. Moules Frites ve köfteye yer açılıyor. Bu sırada yan masamıza oturan arkadaşlarımıza tavsiyelerde bulunup, arkada oturanların masasına gelen Paella’ya takılıyoruz. Biz yiyemedik, siz yiyin durum değerlendirmesi yapın.

Dokuz buçukta oturduğumuz sandalyeden 12′yi biraz geçe kalkıyoruz. Yolumuz ev, nedeni belli. Teras’ta oturup kayan yıldız bekleyeceğiz. Belki Tanrı bana uzaktan bir wireless yollar.

Written by Hazal

July 20th, 2009 at 10:01 am