Urban Confessions

Bir şehrin anatomisi

Archive for the ‘mojito’ tag

Brüksel’den itiraflar – Tefrika 2

without comments

İkinciye geçmeden birinciyi okumanız tavsiye edilir.

Gitmeden buluşuruz diyerek ayrıldık. Perşembe gecesi. Cuma uyku, midye&patates, yarın nereye gitsek, Brüksel’i hatmetsek konuşmalarıyla geçti. Yemek odası, soyunma kabini, ağlama duvarı yaptığımız yatakta. Cumartesi Ixelles’den Horta’nın evine, Flagey’den resimli roman dükkanlarına aynı yolları gidip geldikten sonra Ultime Atome’a. Oturduk. Bende mojito, Eril’de şarap, Ali ve Fahire’nin önünde Belçika biraları. Mesaj o zaman geldi.  Tam da beklemediğim anda. Durumum şu bu. Ne zaman döneceksiniz? Ardından ikincisi Bar du Marche‘de buluşalım. Ve bir de üçüncüsü. Burası berbat, yarın kahve.

Bendeki teller birbirine karıştı. İçimde olanlar dışıma bulaşmadı. İki bira, ilişki manevraları, bize neler oldu hallerinden sonra Belgo Belge’deki yakışıklı garsonlara el salladık, üç kilometre yolu yirmi dakikada tamamladık. Bar du Marche. Yine de. Artık Brükselli sayılırız.

Written by Hazal

December 29th, 2009 at 11:00 am

3.0 sorunları

with 3 comments

3

Geçenlerde Zeynep 3.0′a güncellendi.  Zuma‘daydık. 2.5′ten farkı yok dedi. O gün de saçım omzumdaydı, tırnaklarım kırmızı, sağ elimde mojito vardı, sol kolumda aynı yazı. Bu sefer Yavuz var ama dedim. Gözleri doldu. Peki o zaman listeni görelim dedik: Üç tanecik şey yazmış. 1.Bu yıl ya Yavuz bana evlenme teklif edecek ya onu terk edicem. 2.Yavuz bana evlenme teklif ederse 18 Ağustos’ta düğün. Tıpkı annemler gibi. 3.Evlenirsek balayı istikametimiz Seyşeller. Gülümsedim, korkulucak haline.

Yavuz mimar. Zeynep’in sevgilisi. Benim sormayı unuttuğum, onun başka adamları hayatından sildiği kadar uzun yıllardır. İkisi aynı evde, yabacı hayatlar yaşar. Yavuz kirayı öder, Zeynep masrafları. Yavuz sabah işe gider, Zeynep yogaya. Yavuz maçları sever, Zeynep lafları. Yavuz dandun adamdır, Zeynep de, artık, onun yolunda.

İlk tanıştıkları zamanlarda, Zeynep onunla asla evlenmeyeceğini rakı masasında kulağıma fısıldayan Engin’den ayrılmıştı, hali derman duman. Yavuz çıktı karşısına. Bodrum’da barda. Yakışıklı, iş sahibi, seyahat sever deli. İlk ay evini orkidelerle donattı, ikinci ay dönümlerinde Paris’te ev tuttu, üçüncüde elmas kolye, dördüncü de Chanel’den ne isterse. Beşinci ay, Zeynep gelinliklere bakarken Yavuz’dan bomba düştü: “Ben daraldım. Biraz ara verelim” çevirisi: “seninle seks baydı, başka kadınlarla yatmak isterim.” Zeynep günlerce ağlayıp “Allahım neydi günahıma” bağladı. Ben cep telefonunu tedarükten kaldırdım.

Ağlama, çikolata, e-mail, bardak kırma nöbetlerini tamamladığında, yani tam üç ay sonra, Yavuz’dan telefon “ben eşşeğim, seni çok seviyorum.” Zeynep adama hayır diyemedi, evine, yatağına, mutfağına girdi. Şimdi Zeynep evde mücver yaparken, Yavuz Angelique’te iş yemeği yiyor. Zeynep Aşk-ı Memnu izlerken, Yavuz viskiye adam çağırıyor. Zeynep’in 345 günü kaldı karar vermek için, Yavuz son güne kadar dayanır. Eminim.

Ben de kuduruyorum. O kadını her mutsuz gördüğümde. Yanına oturup elmalı çay mı, fındıklı çikolata mı diyorum? Çikolatayı alıp anlatmaya başlıyor. Susuyorum. Küfürleri içime atıyorum.

Zuma: Salhane Sokak No:7, (212) 236 22 96

Hazal’ın notu: Daha önce kullanılan yanlış fotoğraf seçimlerinden dolayı hem Zuma ahalisinden hem de mekanın mimarı Nihat Sinan Erül‘dan özür dilerim.

Written by Hazal

December 11th, 2009 at 3:00 pm

To: Babylon Lovers

without comments

l_ff2cda61f8095a2361cb84c388307635

Haftasonu programımı yaptım. Altı kişiye mail attım. (onlardan da zincir mantığında 2′şer kişiye gitse 19 kişilik ekiple gecelerin kadını olma niyetindeyim.)

Mail başlığı: Haftasonu Babylon!
Mail içeriği: Perşembe ya da Cuma Brazzaville, Cumartesi mutlaka Tortured Soul. İşleri, yemekleri, aile ziyaretlerini iptal edin, tek tabanca ya da +1 kontenjanından Babylon’a gelin. 23′ten sonra.

On dakika sonra cevaplar geldi.
Aslı. “Hayatım kesinnn. Zaten Özgür, Derya, Merve, ben ordayız. Perşembe gel ama Brazzaville’e. Biliyorsun perşembe yeni cuma”
Deniz. ” Ya geldiler daha önce gitmedik mi, bırak gitmeyenlere yer açılsın. Bu havada moraller sıfır. Ama biliyorum yine son anda kandırılırım.”
Selim. ” Beni yaz Tortured Soul ekibine. Öncesinde de Peymane ya da Yaren‘de rakı meze diyorum. Kış sezonu açıldı. Dedikodulardan geri kalmayalım.”
Zeynep. “Kim onlar? Ben tanımam, ama sen gidilmesi şart diyorsan, bütün programlar iptal. Öncesinde Lounge‘a uğrayıp mojito da içelim mi? Geçenlerde öve öve bitiremedin, akşamüstü iş yerinde canımı çektirdin.”
Ali. ” Ne kadar bunun biletler (öğrenci 25, tam 35) ona göre ben Brazzaville’e iki gece de gelicem.
Leyla. ” Tortured Soul! O gun çalışıyorum ama iş çıkışı gelirim. Bana bilet ayırtın.”

Meğer bana gerek yokmuş, İstanbul ahalisi kış sezonunu açmış!

Written by Hazal

November 4th, 2009 at 8:42 am

30′a iki var. Yok mu artıran?

without comments

L1050025

Bütün kızlar toplandık. Garson dedi ne alırsınız. Benim durumum belli. Bloody marry. Kod adı Ahsen cin tonik istedi. Selen olaya Apple Martini’den girdi. Zeynep Hanım’a gelen elbette fanfinfon birşeyler. Tabiri caizse yanar döner. Kokteyl.

Konumuz: gelecek planlarımız. Hepimiz otuza yaklaştık. Anne der torun görelim, baba ister dünyayı gezelim, kardeş bekler sıra ona gelsin. Önümüzde dört seçenek. Evli ve çocuksuz. Evli ve çocuklu. Evsiz, çocuklu. Evsiz, çocuksuz, ailenin yanında mülteci kalmış. Anlayacağınız durum al birini vur ötekine meselesi. Kararsız, plansız, destek paketsiz.

Herkesin bir tavrı var. Biri düğün istiyor, öteki paralı koca. Ben şansa inanıyorum. Yan cebimi bile açmamışken gelip bana çarpana.  Ne zaman tamam, şimdi, oldu, bitti desem, hep kötü bir sürpriz.  Belki beklediğimi yaratma hatasına düşmekten, beklenenin istenene denk gelmemesinden. Belki de, bu noktada endişe içerisinde yazıyorum, onun şusu, bunun busu, devenin hörgücü derken, sonunda beni bekleyenin aslında yalnızlık olmasından.

Garson yeniden geliyor bu sırada. İkinci tura. Ben yine aynı. Kod Adı Ahsen viskiye geçiyor, Zeynep sodaya, Selen biraz kararsız. Mojito diyorum. Burada. Gün Perşembe, herhangi bir. Saat öğleden sonra, geceye yakın. Mekan Happily Ever After. Mevzuya uygun. Sonsuzuk, yarın arabanın altında kalabileceğin şehirde ne kadar abartılan bir tutum.

Written by Hazal

October 15th, 2009 at 3:55 pm

Kurban Konfeksiyon

without comments

hap

Kutlu doğum haftasına dün gece başladık. Çünkü Zeynep Hanım’lar Çeşme’ye gidiyor. Saat sekize varmadan Akbabalı meyhanenin masasına kurulduk. Asma yaprağına sarılı peynirler, ince kıyım roka, cevizli ton balığı, patlıcan salatası. Bunlar ilk aşama. Yanında badem satıcıları ve müzikle geldi. Memnuniyet hat safhada. Bir de “pardon” demekten damağımızı kurutan garsonlar olmasa.

Konuşmalar malum. Kimler evleniyor, kimler nişanlanıyor, kimler tatile gidip, kimler kimlerle takılıyor. Araya patates kızartması, yaprak ciğer ve kebaplar giriyor. Dalgalandım da duruldum, Lale Devri, Artık sevmeyeceğim şarkılarıyla yan masamız şenleniyor. Onların modu bize de sıçrayınca sokakta bir iki dans figürü görülüyor.

11:03. Gençlerle, ruhu genç olanlar birinci aşamayı tamamlayıp, ikinci bölüme geçmeye hak kazanıyor. Eve yollananlar, evden kalkıp aramıza katılanlar.  Bu sırada erken doğum günü hanesine Tom Robbins  ve yıldız küpeler ekleniyor. “Bugün benim doğum günüm değil” yakarışlarıma rağmen arada şarkı kaçıyor. Uyuzluk etmiyeceğim.

11:27. Eski Otto‘nun dış kapısında on iki neşeli insan görünüyor. Elimizin altında doğumgünü şatları. Çilekli ve vodkalı. İkincisi beyaz. Sakız aromalı. Zaman ve mekanla olan bağlantımız giderek azalıyor. Geliyor mojitolar, gidiyor tekilalar, güzelim Urban Confessions oluyor Kurban Konfeksiyon, ilk ürünü pembe gömlek kumaşından gardroplara katılacak.

Ve elbette gece ilerliyor, bilinmeyenin peşinden. 12.25. Bu sefer Otto’nun içindeyiz. Hayır doğumgünüm olmadı. Hala bir gün geriden takip ediyoruz. Gelecek yaşlara, aşka, sağlığa ve mutluluğa. Rutin isteklerimiz. Her yudumda biraz beyin hücresi öldürüp, yerine zevk damlacıkları ekiyoruz vücudumuza, henüz 27 yaşında olmamın heyecanıyla.

Written by Hazal

July 31st, 2009 at 1:09 pm

Posted in Ev

Tagged with , , , , , , ,

H.Y.E onaylı mojito

with 2 comments

der

Evet buldum. Hepinizin kafasını şişirip, “İstanbul’da kendi evim dışında nerede Mojito içicem?” diye ağlandıktan sonra çözüm bir cumartesi akşamı kucağıma düştü. Kuzenim doğum günü için Der Die Das‘ta yer ayırttığını söyledi. “Elbette” dedim, “gelirim”. Adet yerini bulsun diye gece 12 olmasını bekledim. Akaretler’den aşağıya yürüyüp kapı görevlilerine “iyi geceler” diledim. Olay bahçede, Berrak Tüzünataç, Güven Kıraç ve yüzünü bilip de adını asla hatırlamayacağım çeşitli tiyatrocuların yan masasında geçmekte.

“Ne içersin?” dediler. İlk gittiğim yerlerde değişmeyen alışkanlığımdan taviz vermedim. Cin tonik, vodka tonik, bacardi tonik seçeneklerini eleyerek “mojito” dedim. Gecenin birinde asla hayallerimdeki içkiye ulaşamayacağımı bilerek. Beni sırasıyla kuzenim, onun arkadaşı ve arkadaşının eşi takip etti. Dört mojito masamıza altı dakikada geldi.

Bardaktan başlayalım. Muhteşem. 400 ml, buz oranı dörtte bir. Naneler konusunda oldukça cömert davranılmış, mojito hakkaten yeşil. Şekeri tam sevdiğim gibi esmer ama kaliteli. Alkol oranını anlamak için çıkışa doğru ilk adımı atmam gerekti. Hafif bir baş dönmesi, atlatamayacağım şey değil. Puanlama vakti geldi. Ben de bastım 8′i. Cumartesi gecesi, 12′den sonra, ünlülerin fink attığı mekanda. Uzun zamandır barmen tarafından yapılan en iyi mojitoyu içtim.

Written by Hazal

July 26th, 2009 at 3:48 pm

Kokteyl içmek hakkımız

with one comment

cocktail

Mekanla ilgisi yok. Olay barmende bitiyor. Her zaman gittiğiniz o cafede, Den; her zaman ısmarladığınız içki masanıza geldiğinde, bloody marry; tuzu eksik, acısı fazla, buzu yok, biberi noksansa bunun tek bir nedeni olabilir. Esas adam orada değil. Ya utana sıkıla içkileri geri göndereceksiniz, ya da patrona durumu bildirip anlık sorunu çözecek. Kabul edelim. İstanbul’un ne yaptığını bilen bir kokteyl bara ihtiyacı var. Kuvvetli adaylar var ama sorun kalıcı olarak giderilemedi.

Biraz daha geriye dönelim. House Cafe‘deydik. Beğendili köfte, kuskus, lahmacun ve yaz çorbasından oluşan menünün yanına su istemiştik. Neden? Çünkü Teşvikiye House Cafe, kır düğününü andıran ışıkları, masanıza meyve döken dut ağaçları, bahçeye çıktığınız anda burnunuzu gıdıklayan çiçekleriyle cazibe merkezi olsa da, konu içkiye geldiğinde bira, şarap klasiğinden şaşmamak gerekiyor. Arada bir, eğer barda hayat varsa, yıldız nane çakır keyif ediyor. Ama çoğunlukla, “yemekten sonra nerede içki içsek?” sorusunu aklınızın köşesinde tutuyor. Kimse alınmasın. Sorun mekanda değil.

Zaman tünelinden geçtik. Geçen hafta. Lokal. Gece on ikiyi vurunca margarita istemiştik. Bana sorarsanız fazla buzlu, ona sorarsanız çok limonlu. Ortak alanda buluşamadık, ne kadar iyi niyetli olsak da altının üzerine çıkamadık. Bence hazır karışımlarla yapılmış. Ama bu tabii ki sübjektif fikrim. Soru: İstanbul gece hayatında sarhoş bir cuma. Çözüm: tekila shot, bira. Hem ucuz hem kesin kafa.

Bütün bunları kimseyi kötülemek için yazmadım. Bir derdim var artık tutamıycam içimde.” Lütfen buna biraz…” la başlamayan, “rica etsem bunu değiştirir misiniz?” le sonlanmayan bir bardak. Bütün temennim. Şimdi siz karar verin. Çok mu?

Written by Hazal

July 2nd, 2009 at 9:05 am