Urban Confessions

Bir şehrin anatomisi

Archive for the ‘msn’ tag

Y’rle ben

without comments

lounge

Doğanın dengesi beni hasta edecek. Ben Y’yi beğeniyorum. YY beni. Y günlerce aramıyor, YY saat başı Facebook, MSN, Twitter’ımda. YY’yı reddediyorum, Y’yi istiyorum. Ama Y’den hayır yok. 8×24 geçmişe karıştığında, kabulleniyorum. Artık gelmeyeni beklemek, olmayanı istemek, aramayanı düşlemek için çok ilişki eskittim.

YY’ye karışık mesajlar vermeyi bırakıp, kendi kabuğuma çekilmişken, haydaa bir yenisi. YYY. Ne yapıp edip ilgimi cezbediyor. Tam YYY’ye aklımın kaydığı anda, hop Y telefon ekranımda: “Akşama ne yapıyorsun? Lokal’de Pandaloop, Alt’ta Marvin Acoustic Rock’n Roll Band var. Birini seç gidelim.” Parti yerine Babylon Lounge‘da yemek dese (kesin o risotto’yu ısmarlayacağım), galeri açılışı üstü drink dese, hatta bişiy diyim mi işkembeci bile önerse YYY’yi atlatıp Y’ye kayacağım. Ama ruhum partide onla boy göstermeyi hiç çekmiyor. “Yok” diyorum, “üzgünüm bugüne plan yaptım.”

Sonraki günlerde Y arıyor, YY arıyor, YYY zaten hayatıma giriyor. Ben seçimimi beynimi tahrik edenden tarafa kullanacağım. İş işten geçince hayatımı işgal edenlerden sıkıldım.

Written by Hazal

November 11th, 2009 at 6:32 am

Bir kadının hayatında bekleme saati

without comments

ici copy

Msn açmaya çalışıyordum. Elim kaydı. Entourage ekranın altında hoplamaya başladı. Hemen ani bir hareketler force quit etmeye çalıştım. Beklemek yerine. Açıldı mailler tabii ki beni dinlemeden. O geçen on saniye aralığındaysa şunu düşündüm: acaba ilişkilerdeki yerim de beklemek ve kapatmak yerine, acele edip mecburi sona maruz kalmak üzerine mi gelişiyor? Düşüneyim…

Uzun kavgaları hiç sevmedim. Ya kaçmak, ya da anlaşamayacağımız üzerine uzlaşıp konuyu kapamak isterim. Bir yere götürmezler çünkü bizi. Sonunda haftalar ve aylar sonrasında durduğumuz yerden geriye bakınca harcanmış onca dakika. İlk andaki dürtümüz doğrudur aslında. Terk etmek, beklemek, aşık olmak üzerine hissedilen ne varsa. Yanlışlıkla açtığım her konunun altında uzun depreşmeler, can sıkıcı kelimeler dolanır. Ama dedim ya boşuna. Yürüyüp gitmelidir.

Birileri hep sabırlı olmamı söyler durur. Acele etme, düşün taşın, emin ol. Ben hayatın tek bir çizgi üzerinden ilerlediğine hiç inanmadım. Diyeceğimi dedim, yapacağımı yaptım, arkama dönüp bakmadım. Hızlı kararlar verdim belki ama hiç pişman olmadım.

Bu öğlen de evde oturmuş, son yazıları yetiştirirken, yağmura rağmen kendimi dışarı atma hissi geldi. Sokağa, Odakule’ye. Cullinary Institute‘de sebze çorbası içmeye. Siparişimi verdim. Bekledim. Bilgisayar, kitap, kalem olmadan geçen beş dakika. Otuz dakika gibi, geleceğini bilirken.

Written by Hazal

October 5th, 2009 at 6:50 pm

11′den sonra Chat’e beklerim

without comments

Screen shot 2009-10-04 at 1.12.12 PM

Pazar. Bir tane daha. Yağmurlu, soğuk, evde battaniyenin altında kalıp dizi izleme isteği doğuruyor. Ama ne mümkün. Dizimax çalışmıyor, ne normali ne HD’si. Moviemax kanallarında ilgimi çeken film yok. MSN takıldı fıldır fıldır dönüyor, iPhone’umun edge bağlantısı (nedense) çalışmıyor.Teknolojik aletlerle aramın iyi olmadığı günlerden birini yaşamaktayım.  Bir bilgisayarım kaldı beni anlayan. O da sanırım sevgilim olduğundan.

Emre evine barbeküye çağırdı. Et, salata, bloddy marry teklifini reddettim. Parmaklarım sadece yazı için çalışıyor. Onun dışında kendimi yataktan kanepeye, kanepeden masaya sürüklemekteyim. Evimin haricinde yapılacak hiçbir programa dahil olamadın bugün. Herkesten özür dilerim.

Şimdi diyorum ki…bir tencere tavuklu şehriye çorbası yapiyim. Yanına da tereyağlı pilav. Beyaz olanından. Seinfeld inene kadar haftalık çalışma takvimimi tamamliyim. Müzik: Louis Armstrong. Greatest Hits. Geceye canlı değil de, online kısmından devam ediyim.

Written by Hazal

October 4th, 2009 at 6:43 pm