Archive for the ‘müzik’ tag
Teşekkürler….teşekkürler…teşekkürler

Yaratıcı blog ödülleri kapsamında nette dolaşmakta olan bir zincir mail var. 7 günahtan yola çıkılmış gibi 7 blogger seçip sitenizde yayınlıyorsunuz. Bunun için birilerinin de sizi seçmiş olması gerekiyor. Bana çorapdelisi, fashistanbuller, style-boom‘dan ayrı ayrı birincilikler gelince elbette kendi listemi yapmak da farz oldu. Daha önce yazılmış olanları, çok fazla ismi geçen moda bloglarını, hastası olduğum yabancıları elemeye çalışarak şöyle bir yediliye varmış bulunuyorum:
1. O kim ki: Tamam blog değil belki ama röportajlar şahane. Kurallar çerçevesinde yaşamam gerektiğini kim söylemiş?
2. Sosyal Bilgiler: Modern çağda internet dünyasının paradosi hakkında okumak istediğiniz pek çok şey.
3. Pandaloop: Kendileri de DJ olan iki kızın (Ayşe & Aslı) müzik üzerine notları.
4. Undomondo: Bir müzik blogu daha, gerçekten anlayana
5. Bildikbiri: Müstehcen bulacaksınız ama fotoğraflar 10 numara
6. Adamlar yapıyor: Reklam dünyasında merak ettikleriniz konusunda yazan biri var.
7. Bobiler: Sizin ağzınızı açıp da konuşamadığınız konular hakkında her şey.
Şimdi gelelim kendim hakkımda hoşuna giden 7 şey kısmına (off burası ne kadar zormuş)
1. Asla dinlenmeyi sevmeyen yaratıcı ruhum.
2. Karar verip de yaptıklarım.
3. Dünyayı gezme ihtiyacım.
4. Kitaplarım & bilgisayarım ve sen.
5. Annem & arkadaşlarım ve Berlin.
6. Yaşam alanım.
7. Konsantre çalışmalarım.
Kat altı. Daire yedi.

Kendimden çok sıkıldım. Sana taşınabilir miyim diye başladı nutkum. Olabilir dedi. Neler lazım?
Diş fırçası, tercihen yeni, mecbursam seninki. Sükunet, Çünkü benim evde yeni bitti. Battal boy çöp torbası, beynimde dönüp duranlardan kurtulmam lazım. Oje, pembe, çingene. Huzur, ikinci rafa koymuştum ama temizlikçi yerini değiştirdi sanırım. 2 litre su, günlük tüketimim. Yatak, büyük boy. Arada ortasında buluşup sarılırız. Sessizlik, biliyorsun yazı da yazmam lazım. Elbette, bilgisayar, biri esas, diğeri yedek. Olur da ekran kararıcak olursa, imkanı yok dayanamam on dakikadan fazla. Leblebi, elma, çubuk kraker, turşu, greyfurt suyu, salça: Bağımlılıklarım. Aşk; Mantarlı bonfile, roka salatası. Şarap Chardonnay olmalı. Romans, kanepenin bir ucunda, ben senin kolunun altında. Müzik: Salı, The Real Tuesday Weld. Çarşamba, Cocorosie. Cuma, Moloko. Telefon, seni arasınlar benimki kapalı. Anahtar, iki tane. Zevk, ölesiye.
Tamam dedim. Bitti gibi sanki liste. Alıp cebine koydu. Viskisine iki buz. Durduk öylece. Eli elimde.
Arkaoda seyyahları

Herşeyden anlam çıkarıyorum. O noktaya da vardım. Mesela yanında o kız varken karşılaştık. (Senaryonun bütünlüğü için kendisine adsız namahrem diyelim). Mekanımız, diyelim ki, Arkaoda olsun (Aslında olmadığını adın gibi biliyorsun) Beni ona tanıştırdın. Hazal. Yazılar yazar. El sıkıştık. Ama o sırada dikkat ettim, buz gibi gözleri (bana sökmez) kızın adını söylemedin. Hikayenin patatik ruhu bu saniyede devreye girdi. Kameranın tilti. Ekranın sağında senle ben, solunda adsız namahrem. Acaba zikrettin de ben mi duymazdan geldim?
Kısa filmimizde gelişme bölümü. Dakika 2. Ben yanımdaki adamlara takıldım, sen elleri her yerine değen kızın yanında durup gözlerini bedenime diktin. Dakika 2:13. Kız sana yanaştıkça, sen duvara daha yakın. Sonuçta, ben sabaha karşı dörtte Nizam Pide’de çorba içmeye, sen kapının önüne, kız tuvalate. Gay misin, kurbağa mı anlamadım. Ben bu işin tadına varamadım.
Acısız anestezi
Gayet farkındayım. Kiminiz bana para alıyor, kesin bir çıkarı var da yazıyor, bu kız markalara oynuyor muamelesi yapıyorsunuz. Buradan gerekli açıklamaları yapıyorum: Ben heyecana, tutkuya, çoğunlukla da işini iyi yapan insanlara kapılıyorum. Fikrimi desteklemek için birkaç madde, sonrasında da fotoğraflardan yararlanmaya mecburum.
Foster’s ın sunduğu Lokal Anestezi iyi çünkü…. (adı böyle ben napiyim?)
- Erim hazırcevap. Karşısındaki sarhoş da, anlamsız da, genç de, erkek de olsa ciddiye alıyor. Kalabalığın Sakin diye delirdiği anlarda bile seyirciyi dinliyor.
- Kendi sitesinde dahil hiçbir yerde o gece sahnede gördüklerimizi yayınlamıyor. Yaşananlar bir adamın, oraya gelen kalabalığın, tekrarı olmayan anların tanıklıkları olarak kalıyor.
- Cem Yılmaz, Yalın, Nil Karaibrahimgil, Ceza, Levent Yüksel, Hayko Cepkin, Mor ve Ötesi gibi şöhretli kişilikleri bira, rakı, vodka eşliğinde pufun üstüne oturtuyor. Onlara benim diyen talk show’cuların soramayağı soruları soruyor. Buraya dikkat: Cevapları alıyor. Bizi kahkahaya boğuyor.
- Hepimizin zekasını zorluyor, 15 dakikalık ünlere olanak tanıyor.
- Her seferinde bitmeyen enerjiyle, bizi boşverin, kendini bile şaşırtıyor. Çünkü olayın içine Foster’s biralar, her lafa maydanoz seyirciler, sahne ışıklarında parıldayan müzisyenler dahil oluyor.
İtiraf ederiyorum; dün Sakin’i ilk kez dinledim, detayları kenara atın, adamları beğendim. Çok para mı, çok kadın mı sorusuna bir tanesi bile çok kadın demese de bu çocuklardan iş çıkmış. Radiohead koruyucunuz, Blur babanız olsun. Yeşilay tavsiyesi: Süt için, süt içirin. Alkol detonansın anası.
Düşünücek zaman yok
Berlin’de yaşamak istiyorum. O şehirde sanat var, içkiler ucuz, insanlar konuşkan, sokaklar temiz, yemekler leziz derken hop facebook’tan bir davet. Akşam Lüleci Hendek Cad. Ali Hoca Sok. Gün Han, No:12/2 Galata’da olay var. (Mahallem artık İstanbul alternatif hayatının neferi oldu) Düşünecek Zaman Yok. Doğaçlamalar. Heykel, müzik, dans, sergi. Bu haber iyi geldi.
Mailime ulaşan pdf’te şunlar yazıyor “Sergide gösterilen sanat eserleriyle dialog kurarak, Suzan D. Polat yönetiminde sanatçılar Gaye Atay, Jose Blasco, Burçin Elmas ve Florent Merlet, sahne sanatlarındaki geçmişlerini birleştirip, Yaşam’ı sekizinci sanat, yani sanatın aşımı olarak tasvir ederler ve seyirciyi her gece yeniden baştan yaratılacak bir eserin parçası olmaya davet ederler. ” Katılmak için para vermeye, uzaklara gitmeye, sanattan anlamaya gerek yok. Biraz meraklı olun yeter.
Bugün yetişemezseniz, biraz son saniye haberi oldu çünkü, 17, 22, 35 Ekim; 5,7 Kasım’da da aynı yerde aynı saatte. iPhone, Blackberry, Nokia, Samsung… Artık hangisi varsa. Not edin.
Battı balık şat gider
Sarhoşluk… nedir?
“Bunu yapmayacağım” dediklerimi müziğe salmak… daha çok dokunuş, belimden tutacak el isteği… bugünü yaşama mecburiyeti… yarının tarihi… kanımda artan promil oranı… algıda bencillik… tuvalette geçirilen onlarca dakika…o adama bakış… o adama ikinci bakış…bakmayış…vazgeçiş… Çok sınırlı gecede, gerçekten sevdiğin insanlarla beraberken, nedensiz, mutlu oluş.
Dün gibi. Ulus 29′da tabasco tekila ikilisi midemde gezinirken saatin, bedenin, mekanın kontrolünü kaybettim. Bir avuç insan, biz, hepimiz. Önce kendime dur dedim. O kadehi yana geçir, ikincisi soldan geldi. Bu sefer ver dedim. Balık battı, yandan gitti.
Ulus 29 Lounge‘ını açtı. Haber bu. DJ kabininde Fuchs vardı, arada sigaraya çıkıp dükkanı bize bıraktı. Hiçbir tuşa dokunmadık, makinenin büyüsüne kapıldık. Şef önlüğünü çıkardı, masamıza teşrif etti. Badem kaseleri doldu, boşaldı. B52 modası yeniden hortladı. Özetin özetinin özeti: Ulus 29 Lounge. Kapısını açtı. Sanmayın ki Otto’dan pahalı.
Pazar müziği
Pazar. Ev. Arada bir TV. Çoğunlukla bilgisayar. Battaniye. Konuşma. Kısa süreli. Fazla söze gerek yok. Müzik. Benden. Onlardan. Toplama. Buyrun. Belki size de iyi gelir.
1. Mabbas – The Sundays / Where the Story Ends
2. Sarper Yuip – John Coltrane & Don Cherry / The Avant Garde
3. Deniz 40 – True Blood (soundtrack)
4. Comedymax – Stevie Wonder / Isn’t She Lovely
5. Orange Delight – Yo la Tengo / I am not afraid of you and will beat your ass
6. Onan Günöz – Khadja nin / Sambolera
7. Ereler – XX
8. Yiğit Karagöz – Melissa Laveaux / Needle in the hay
9. Cihan – A Touch of Spice (soundtrack)
10. Chuzzle Head – Nick Cave / No More Shall We Part
12. Dearhead – The Assassination of Jesse James (soundtrack)
13. Hazal – E.S.T. / Somewhere Else Before (İki kere tanışma şerefine de ulaşmış olduğum Esbjörn Svensson’un 14 Temmuz 2008′de derinlik sarhoşluğunda bizi terk etmiş olmasının anısına)







