Archive for the ‘otto’ tag
Yirmilik çıtırlar otuzlara hayranlar

Çevremde nefes alan 50-100 kadın arasında yaptığım anketlerden sonra, yirmili yaşlarındaki oğlanları beğenme nedenimizi açıklıyorum: hani olur da belki birkaç yıla düzelir hayallerimiz. Çünkü otuzu geçenlerden hiç umut kalmadı. Battı balık yan gider havayolları.
Bu yüzden ilişki yaşanacak en iyi on adam listelerini durdurup, gencim güzelim bir oğlanı üzerim departmanına yatay geçiş yaptık. Yeni yönetmeliğe göre uyulması gereken kurallar aşağıdaki gibi belirlendi:
1. En beğendiği üç kadın Hayden Leslie Panettiere, Zooey Deschanel, Kristen Stewart olabilir. Charlize Theron, Penelope Cruz, Scarlet Johanson isimlerini göremezseniz paniklemeyin.
2. Brokoli yerine pirzola, elma değil de biftek, roka üstüne bonfile bayıldığı yemekler. Bırakın istediğini seçsin. “Annem gibi beni kritik edip durma” demesin.
3. Nişantaşı’nda dolaşırken siz Yargıcı’ya girmek istediniz, onun canı Gerekli Şeyler‘deki Superman’leri çekti. Ayrılın yarım saat. Takın sepeti kolunuza, herkes kendi moduna.
4. Pazar günü sinema. Kararı verdiniz. Siz “Adını Sen koy” diye direttiniz, o “2012” afişlerine kitlendi. Bu nokta biraz kritik. Ya “bu sefer senin istediğin iki gün sonra benim” diyeceksiniz, ya da “bu sefer benim iki güne senin.” Seçim sizin.
5. Milan Kundera “Şaka”, Albert Camus “Yabancı” favorileriniz. Onun da hayatına girsin istediniz. Ama teknoloji dışında dergi okumayan, playstation yoksa TV’yi açmayan adam için biraz ağır girmiş olabilirsiniz. O zaman D&R’a gidip Ömer Özgüner “Başkasını Seviyorum” kitabını edineceksiniz. Sonraki iki ay “kitap bitti mi?” diye sormayacaksınız.
6. Arada bir de olsa maça, haftada iki McDonald’sa, haftasonu Mirror, Otto, Public, Babylon’a, aylık tempoda gocard’a gideceksiniz. Kurtlarınızı, dertlerinizi, asabiyeti terk edeceksiniz.
7. Eski sevgiliye eski arkadaş, dansa davete evet, sekse yaşasın diyeceksiniz. Baş ağrısına asprin, bulantıya Emedur, asit erozyonuna Colgate iyi gelir.
8. Ve bütün bunlardan sonra, vakit ilişkiyi vurduğunda, ya gitmeyi bileceksiniz, ya da kabul etmeyi: Playstation aşkınızın meyvesi.
Bekleme yapma

Bir süre acabalarla geçti. Kalabalıklardan ayrılınca beni özler misin, telefon eder misin, peşime düşer misin? Taksiden eve yürüdüğüm dört metrede, dişimi fırçaladığım iki dakikada, bedenimi saklayan kıyafetlerden kurtulduğum on saniyede gözüm hep telefonda. Ya ararsan?
Şimdi dedim, Tünel’den Otto’ya doğru ilerlemektesin. Eskisine. Beğenmedin. İki adım öteye Asmalı Mescit’teki benzerine. Bir şat. Tekila tadından, ikinci şat vodkadan. Şurası kesin: geceyi bloddy marry içerek bitirmedin. Yirmi dakika geçti. Ayağa kalkınca sendeliyor olabilirsin. İlk ışık kırmızı. İkinci sarı. Üçüncüsünde bindiğin taksi yeşili tutturmalı, bana varana kadar yollar açık olmalı. Asansörün düğmesine basınca sen, emin ol çıplak ayak kapıda duracağım ben.
Ama işler hiç de düşündüğüm gibi olmadı. Elli sayfa bitti, on altı da şarkı. Telefonum ötmedi, kapım çalmadı. Beklediğim olmayınca da beni uyku tutmadı. Yazdım. Uzun uzun. Seni içimden atmama yardım edecek satırları. (Korkma sen hiç okumayacaksın). Işığı kapadım. Ya da kendi söndü. Rüyayla kabus arasında bir bilinmeze daldım.
Ertesi gün öğrendim ki meğer Sümerbank Binası’ndaymışsın.ICE (İstanbul Contemporary Etcetera adıyla piyasaya sürülen üç aylık, 10 TL’lik modern sanat dergisi)’ın lansman partisi. Dans edip, içki içip, güzel kız tavlamışsın. Evine gelmiştir kesin, kucağına yatmışsındır. Bir bardak şarap, MacBook’ta eski şarkılar. O kadar alışmış ki bedenim, acımıyor bile yaram.
Kişisel ajanda yapılır

Henüz profesyonel olarak adım atmasam da, çok yakında kişisel ajanda işine giriyorum. Yani siz bana bugün(ler), şu kadar parayla, bu tür bir eğlence düşünüyorum diyorsunuz, ben de özel listenizi hazırlayıp mailinize atıyorum. Sanattan yemeğe, sokaktan geceye kadar her türlü alanda hizmet vereceğim. İsterseniz rota çiz diyin, istemezseniz spesifik sorularınızla gelin. Benim için kolay, sizin için hayat kurtarıcı olmasını hayal ettiğim bu formül ocaktan itabaren yürürlükte. Neye benzeyeceğini görmeniz için de örnek yayınlıyorum.
Soru: 23 Kasım – 5 Aralık Istanbul’dayım. Yeni neresi varsa bilmek, tatmak, denemek istiyorum. İstiyorum, istiyorum. Yardımın lazım! (Vegeteryan friendly olacak öyle bir durum var ama -bunun içine balık giriyor mu diye soruyorum neyse ki tamammış-)
Cevap:
Kahvaltı: Bebek – Happily Ever After; Hisar – Sade Kahve; Tamirane – Santralİstanbul (öğleden sonra jazz sessions var); Namlı – Karaköy
Yemek: Zencefil – Taksim (full vejeteryen, şarap + bira); Baja – Çukurcuma (Meksika yemekleri, her şeyin sebzelisi de var. Mojito be margarita muhteşem); Banyan – Ortaköy (hi-so ama yemekler leziz); Peymane – Tünel (sen etinden yeme, mezesi muhteşem); Ottomans – Balat (Antakya yemekleri); Der Die Das – Akaretler (hem drinkler hem mekan güzel); Cersis Murat Konağı – Bostancı (Mardin yemekleri); Abracadabra (Arnavutköy); Da Mario – Etiler ; Biber -Nişantaşı; Zuma – Ortaköy (yemek+içki); Takanik – Arnavutköy (içki yok ama balıklar muhteşem); Balıkçı Sabahattin – Cibalikapı; Suna’nın Yeri – Kalamış ; Taboo – Ulus; Cafe Nar – Rumeli Hisarı
Gece: Salı – Ulus 29 / Touch Down; Çarşamba – Corridor / Kulp; Perşembe – Mahalle / Alt; Haftasonu – Kiki, Pixies, 11:11 (eski Wanna), Lucca, Otto, Lokal, Public, Mirror, İndigo, Babylon, The Hall, Ghetto… Artık hangisinde uygun program varsa.
Dün gecenin malları

Cuma akşamı çıkmıycam açıklamalarını yaptıktan sonra dün yine sokaklardaydım. Bu sefer iş değil zevk için. Ama bu karşıma çıkanları yazmayacağım anlamına gelmiyor. İşte gecenin mühim olayları:
- Public çok güzel. En azından kapıdan görünen. İsim yazdırmayı akıl etmediğimiz için elinde listeyle duran güzel kızın yanına gidip biz şu buyuz, arkadaşa bakıp çıkıcaz geyikleri yapmadık. Kadere razı olup haftaya diyerek merdivenlere yürüdük.
- İkinci durak. Otto. Eski olan. Süper. Sonunda kalabalıklar azalmış, Tünel benim sevdiğim sakin günlerine dönmüş. Yaver’e tekila-domates suyu-tabasco ısmarladık. Bu üçlüye isim bulmak gerek. Aklıma yazayım.
- Babylon Lounge. Mantarlı Bruschetta. Aç karna içki olmaz. Müzik, duvarda geçen resimler muhteşem. Margaritalar içilen cinsten.
- Ebony Bones. Giydiklerini anlatmak için modacı olmak yetmez. Ekip sahnede parlıyor, biz pistte danstayız. Rueben (Delatour), Görgün (Taner) Bey, Elif (Cemal), Reha ve Şule kalabalık arasında karşılaştığım isimler. İKSV’nin Şişhane’deki binası Ocak’ta açılıyormuş. Sormadan duramadım.
- Mert (Şeran)’la kapıda karşılaştık. Eski Otto‘da bir drink daha.
- Autoban kocaman panosuyla karşıma çıktı. Babylon’dan aşağı inince hemen soldaki sokakta.
- Lokal. tanıdıksız prodüksüyon. Tahmini süre on beş dakika.
- 11:11. Kapısı yine tıklım tıkış. Bu demek oluyor ki sezonun gece kulübü belirledi. Herkes dansta, barmenler içki yetiştirme telaşında. Twitter ve Facebook’undan “Cuma gecesi manita hevesiyle sürtmeye çıkanlar, domuz gribiyle flört edecek… Sonra, Saturday night fever…” açıklamasını yapan Erdil Yaşaroğlu da burada.
Hazal’ın notu: Eve giderken gördüm, Tünel’den Marmara Pera’ya giden yol üzerinde Paula “Food&Drink&Music” açılmış. Mirror’un yanında da Journal isimli yeni bir dans pisti var. Bakalım bunlardan iş çıkacak mı?
Herkes nerde?

Geçen Cuma evdeydim ama dedikoduları aldım. Babylon‘da Brazzaville güzelmiş, Kulp‘ta millet eğlenmiş, birileri Kiki‘ye gitmiş, ikiden sonra hayat Pixie‘de başlamış. Haftasonu klasikleri. Sekiz on kişiden “Asmalı Mescit yeni Nevizade olmuş” lafını yiyince. “Yok artık” dedim. “O kadar da değil.”
Cumartesi çıktım. Nişantaşı’ndan Tünel’e. Saat henüz 11:30. Meydanın orta yerinde hiçbirini tanımadığımız ben diyim 500, siz abartın 1500 kişi. Lokal – Yeni Otto, Flamm – Groove arasında poponuza yapışan parlak takımlı adamlar, arkadan hadi’leyen Chanel pabuçlu kadınlar, burada neler oluyor bakışlarımız kesişen Asmalı Mescitliler. Kalabalık akıllara zarar. Bir önceki gün bana bilgi veren arkadaşlarımı arıyorum: “Asmalı Mescit Nevizade’den bin beter olmuş. Yağmuş yağsa da herkes evlerine dağılsa.”
Bir iki dakikalığına Sofyalı‘nın önünde bulduğumuz aralıkta duruyoruz. Eril’le birbirimize bakıp şaşkınlıkla soruyoruz: “Herkes nerede?” Ben oraya gidin, burayı görün yazıları yazdığım için kendime kızıyorun, Eril geçmeye çalışan adama önümüzdeki sırayı gösteriyor, Babylon Lounge ortamını da gördükten sonra gidişat kesin. Hepimiz evlere. Paytak ördek yürüyüşünde.
Son anda yarım cin tonik için Mirror‘da duraklıyorum. Serter, Kerem, Ege beylerle muhabbete. Pera Taksi (245 54 98)’ye giden yolda kararım baki. Artık perşembe ve pazartesi geceleri dışarı çıkılacak (siz lütfen bu bilgiyi okuduğunuzu unutun). Haftasonu şeytanın dürttüğü durumlar yoksa evde dizi izlenecek.. Bu da işte, İstanbul’a katlanma çaresi. Yine kaçasım geldi.
Hazal’ın notu: Madem bugün pazartesi ve dışarı çıkma günü, iki önerim olacak. Biri Babylon’daki Lokal Anestezi. Sakin’i ağırlıyor kendisi. Diğeri Babylon Lounge’da Cymbal in Ruin. Video, Burçin Elmas, Amy Salsgiver, Nilüfer Akbay’dan oluşma yenilikçi gösteri.
Şerefe. Size. Bir dahaki sefere.
Şimdi. Geriye yönelik düşünmem lazım. Sarhoşken çok sıklıkla dediklerimi unutmuşluğum, mesajları silmişliğim, içmeyi kesmişliğim vardır. Dün kesme konusunda bir adım atmadım. Keyfim yerindeyken ortamı bozmadım. Bu yüzden dediğim gibi, emin olduklarımdan, gecenin başından hikayeye başlıyorum.
Evde oturuyordum. Yazı yazma, TV bakma pozisyonunda. Zeynep 9 Ece Aksoy‘dayız dedi. Mastik ve sarımsaklı patates sunan mekanda. Marmara Pera yanı. Gitsem mi gitmesem mi, giyinsem mi soyunsam mı ikilemlerinden sonra 22:12′de tabureli masa. Millet kalamarlarını bitirmiş, rakı – şarap seanslarına devam etmekte. Muhabbet güzel. Fazla düşündürmeyen cinsten. Solumda oturan çift sanırım ilk buluşmalarında. Üzerlerinde Beşiktaş forması, oğlan kıza dokunsun mu dokunmasın mı? İki parmak su, dört küp buz. Bardağımda.
23 dakika sonra ikinci kapı. Rakı adabı. Peymane‘nin en kritik bölümünde konumlanmış dört adam. İzinlerini almadan isimlerini yayınlamıyorum. Bu yüzden kendilerinden 4Adam olarak bahsediyorum. Ama dur. Biri Kerem. Çeşitli anektodlarda bahsi geçer. Rakının masada içilmesi konusunda önemli bir noktaya değiniyor. Hakkaten nedir öyle gece klüplerinde rakıyla gezenler? Hollanda, Berlin, Frankfurt anıları; itfaiye, yangın, sucuk kahkahaları. Pilot yakınınızsa German Wings’de gidiş geliş 38 Euro’dan başlayan fiyatlarla. Saat 1′e kadar, gelsin dubleler, gitsin sular.
Ardından Otto. Yenisi. İçerisi çok kalabalık, giriş engelli, kapıda bekleyin diyorlar. Erol burda mı sorusu bütün kilitleri açar. Tabii Erol’u tanıyorsan. Elma vodka, düşünmeden kafaya diktim. Bora ve Tahsin Uzer kardeşler, İlhan Erşahin Beyler, ve aşina olduğum, sıradan yüzler. Müzik ortalama seviyesinde kulağımda gidip gelmekte.
Hikaye bundan sonra biraz çetrefilli hal alıyor. Otto’dan çıktık. İstikamet Lokal. Yağmur yağıyor mu yağmıyor mu? Sakallı bir adam vardı. Adı Efe mi, Sinan mı? Köşedeki dürümcüde (tabii bahsettiğim Avrupa işi olan) tavuklu şehriye çorbası istedim. Tepsi siyah mı oval mi? Taksiye kadar yürüdük? Köşede on dakika mı 45 mi? Pera Taksi‘nin şöförü Dolapdere’den mi gitti, Harbiye’den mi? Bilinmezler.
Varış saati 5 olarak belirlendi. Orası kesin. Sabah kalkış da 10′da. İkea’dan misafir yatağı geldi.
Kod adı kahve

Flirt tamam. Son birkaç haftadır gidip gelen telefon mesajları, mailler, arada bir masanın karşılıklı tarafında oturan kırmızı-mavi kuvvetler. Zaten bu alanda bir sorun yaşamamıştınız. Sigaramı yak, hesaba bak, lütfen bir kadeh şarap daha istekleri. Durum zaten önceki yaşamların aynısı. Adam farklı ama rutin aynı. Üstü kapalı konuşmalar, kimse alanından fedakarlık yapmadan.
Aklınızın bir yerinde ya bundan sonra sorusu. Dolaşıp duruyor. Galip Dede’den çıkıp Otto, Lokal, Babylon, Kulp, Alt, We, İndigo, 8′e mi devam etmeli, iyi ki görüştük diyip Pera Taksi’ye mi yönlenmeli. Ya da en iyisi, çok yorgunum bahanesiyle arkadaşlara, gecenin kalanına, aslında sokağa çıkma nedenimiz olan ya tutarsa mitine mi güvenmeli? Millet cumaları Kiki‘de. Kiki Sıraselviler’de.
Merak. Beni, seni, sizi ve bizi oturduğumuz sandalyeye kitleyen. Merak sonumuza beş kala huzursuzluğu, tahriki, geçici tutkuları körükleyen. Merak. Dizinin bir sonraki bölümüne kadar geçen zamanda destelerce acaba, düzinelerce kesin sözünü geçiren.
Kalkılıyor. On’a birkaç kala. Köşe başında hafif çarpık bir veda. Kadınla adam arasında. 16 Ekim 2009. Şaşırtmayan cuma.
