Archive for the ‘para’ tag
Kadın ne ister?
Her kadını bilemem. Kimisi para, şan, şöhretli adama bir gün, ay, yıl da olsa sahip olmak ister. Diğeri ona laf atanla kavga edecek cetin ceviz. Bir başkası çocuğuna baba, öteki yoluna arkadaş. Ben bunların hiçbirini çok da önemsemem. Öncelik listemde tek bir şık var: aşk. Şuursuz, dünsüz, acabasız, korkusuz.
Çünkü sadece aşık adam sabahın köründe doktor randevuma yanımda gelip elimi tutar. Her şey yolunda gidecek kelamlarıyla beni oyalar. Aşık adam odada onlarca kız varken benim gözlerimin içine bakar, bu aralar çatlak çıkan sesimin tınısında kendini kaybeder. En sevdiğim kokteyli (blooddy marry), gece kayıntılarında ne yediğimi (Marmara Büfe’den alma çift kaşarı tost ya da evde yapma sahanda yumurta), yazarken yalnız bırakılmam gerektiğini, hastayken dertlendiğimi bilir. Ve ancak aşık adam içkinin dibini gördüğüm sabahlarda klozetin dibinde saçımı tutar, yatağımı yapar, dolaptan battaniyeyi çıkarıp üşümemi geçirir. Aşık adam. Tek istediğim. Ama aşka değil bana.
O yüzden şimdi çıkılmaz bir ikilemdeyim. Biri herkese beni anlatıyor. Sabah akşam demeden sayfa sayfa yazdıklarımı okuyor. Kafası bir dünya karşımda durduğunda etrafta kalabalık yapanları yanımızdan uzaklaştırıyor. Diğerinin durumu biraz daha karışık. İlgi, güven, sevgi, samimiyeti önce benden bekliyor. Uzakta durup gözlerime bakıyor.
Kolaya kaçıp evini bana açanı mı seçmeli, heyecana koşup gitmeye yüz tutanı mı? Ah kalbim, ben senden ne çektim. Hakkaten de delisin.
Sarhoşken yapılacak işler listesi

Bu listeyi, bookmark’larınıza ekleyin, hatta üşenmeyin bir çıkış alın, “eyvah sarhoş oldum şimdi ben napıcam?” acil durumları için çantanızda taşıyın. Okuyamayacak durumu gelmişseniz, boşverin. Gecenin keyfine bakın.
1. İçerim ben bu akşam şarkısıyla geceye başlamayın. Danışıklı dövüşler genelde hüsranla sonuçlanır. Sadece dışarı çıkıp, kendinizi akışa bırakın.
2. Davetlere gidin. Nerde ne var bilmiyorsanız, 0900 Gece partiye nereye gidicem hattından beni arayın (numaraya ulaşılamıyorsa, kesin yazı yazıyorumdur. En iyisi blogumu takip edin)
3. Dokuz civarında, ikinci vodka-zencefilinizi yarılamışken (muhtemelen size ikram edilen kanepelerden ya da çantanızdaki grissiniden daha fazlasını görmemiş olacaksınız) hissettiğiniz o hafif baş dönmesi efektine seyirci kalmayın, susmayın, düşmeyin, bağırarak konuşmayın.
4. Siz farkında olmasanız da etrafınızdakilerin sarhoş olmayabileceği gerçeğini unutmayın. Ertesi sabah ben ne yaptım efektiyle uyanmak istemiyorsanız ani kararlardan kaçının.
5. 10′a doğru üçüncü bardağın dibini vurmuşsanız, değerli eşyalarınızı (cep telefonu, cüzdan, kredi kartı) çantanızın fermuarlı gözüne koyun, çantanız yoksa olan bir arkadaşınıza teslim edin.
6. Durun. Biraz şöyle. Arada su ya da limonlu soda için, çakırkeyiflikten sendelemeye varan yolun başında geçici de olsa kendinize gelin.
7. Aynı mekanda kalmayın, dolaşın. En azından takside geçirdiğiniz süreler içkiden uzak durmanıza yardımcı olacaktır.
8. Beğendiğiniz kız ya da oğlanla (eğer o da sizin kadar sarhoş değilse) sakın konuşmayın. Sarhoşu annesi bile sevmez lafını unutmayın.
9. Az önce görüp de bayıldığınız kız/erkek için bir de arkadaşlarınızdan tavsiye alın. Bu sırada iyice bakın. Yanında duranının sevgilisi olmamasına dikkat edin.
10. Telefonu asla kilitli gözden çıkarmayın. On ikiden sonraki çağrıdan hayır gelmez. Aranmayın!
11. Dans edin, kötü enerjilerinizden kurtulun, etrafınızdakilerin ne düşündüğünü unutun.
12. Barmen daha fazla içki vermek istemezse agresif davranmayın. Adamın bir bildiği var. Unutmayın!
13. Aztek‘e gidin. Bomonti’de. Biranın yanında sucuk, mantı, salatalık, peynir yiyin. Ama bulması zordur. Bir bilenin yanına takılın.
14. İnat etmeyin. İzin verin sizi eve bıraksınlar. Arkadaşlarınıza güvenin.
15. Apartmanda gürültü etmeyin, anahtarlarınızı önceden hazır edin.
16. Makyajınızı, pantalonunuzu, ayakkabılarınızı çıkartın, nereye isterseniz oraya bırakın.
17. Mesaj, internet, mail, facebook, twitter gibi iletişimin her türünden uzak durun.
18. Su-alkaseltzer kombosunu uyumadan alın, gecenin devamı için sürahiyi komidinde bırakın.
19. Uyuyun. Sabah sizi pek de hoş bir hava beklemiyor.
Tablo değil, çanta

En az yedi çantanız olmalı. Biri lap topunuz alacak kadar büyük, ikincisi siyah elbisenin yanında frapan kaçacak kadar havalı, üçüncü kesinlikle bez, kumsalda, festivalde ya da köfte ekmek yemeye giderken kullanılmalı. Dördüncüsü beyaz. İtalya’da bir pazartesi öğleden sonraya kadar dükkanın açılmasını beklemenize neden olmalı. Beşincisi küçük. Para, kart ve anahtarlarınızı taşımalı. Altıncısının içine ne atarsanız atın kaldıracak kadar çok cebi olmalı. Yedincisi. En önemlisi. Prada. Kendine özel torbasında rafınızın baş köşesinde durmalı. Bir kereye mahsus değil, her sezon.
Bu yılki Prada modelleri için Steven Meisel yine yapacağını yapmış. Sonbahar-kış koleksiyonu için makinenin arkasına geçmiş. Modellerin zaten hayatımızdaki önemi konusunda her ay kadın dergilerinin sayfalarını karıştırmıştık. Bu sefer bir de fotoğrafların hastası olduk, çantanın yanında kullanmak üzere duvarımızda yer açtık. Eski Brad Pitt posterlerinin, şimdiki Modigliani taklitlerinin yanında ışıldamakta.
Bu yazı monomundo/dergiler/trash’in 12. sayısında yayımlanmıştır.
5 günde 1000£ nasıl harcanır?

Ayça haftaya Londra’ya uçuyor. Vizeler, pasaportlar, kıyafetler hazırlandı. Tek sorun cüzdanda duracak kartla, para. Bu seyahatini bahane ederek, bizim için çok önemli olan konuya açıklık getirmek istedik: Londra’da 5 günde 1000 pound harcanır mı? Harcanırsa nasıl harcanır? Hesaplarda oluşacak olası bir hasar sonrasında nasıl toparlanır? Bu harcama dürtüsü adamı vezir mi eder rezil mi? Lafı fazla uzatmadan seçeneklerimizi görelim isterseniz.
Çok kolay yoldan harcanır. Langham Hotel Londra’da dört gecelik rezervasyon yaptırılır, kahvaltı, akşam yemeği falan hesaba katmadan, aç, susuz yaşanır. Mini bar açılmaz, telefonun almacı yerinden kaldırılmaz. Beşinci gün 12:00′de zarftan çıkarılan paralar kontuara bırakılır. Otobüsle havaalanına gidilir.
Pek zevkli yoldan harcanır. 30 Bruton Street’teki http://www.stellamccartney.com dükkanı ziyaret edilir. İlk askıdan mont, yandaki bölmeden çanta, soyunma odasına giderken iç çamaşırları kapılır. İkinci, üçüncü, dördüncü denemelerin ardından, adamın aklını alacak elbise, ona uygun ayakkabı, üç dört de t-shirt seçilerek kasaya ulaşılır. Sonraki günler bavul bile açılmadan yeni kıyafetlerle dolaşılır.
Biraz uğraştırır ama harcanır. Evden topuklu ayakkabılar giyilerek çıkılır. Soho’ya varılır. Birayla başlayan gece hayatı, kokteyl ve shot’larla hızlandırılır. Arkadaşlar varsa onlara da bir iki güzellik yapılır. Sabaha karşı dört civarında yatağa doğru yol alınır. Bu işlem beş gün boyunca tekrarlanır.
Sıkıla sıkıla harcanır. Borough, Spitalfields, Columbia Road Flower Market’e üç beş öğleden sonra feda edilir; Montezuma’s’dan çikolata, James Smith & Son’dan şemsiye, Blade Rubber Stamps’dan damga alınır. Bencillik yapılmaz, arkadaşlara da hediye bakılır.
Boşu boşuna harcanır. Uçağa binmeden sevgilinin kredi kartı alınır. Beş gün boyunca odada bırakılır. Dönüş yoluna az kala, en yakın elektronik dükkanına gidilir. Bir playstation, yanına da üç dört oyun seçilir. Bavulun en üstüne, “sevgilim senin için neler yaptım” konumunda yerleştirilir.
Kötüye ne olur?

Çoğunlukla şu şekilde başlıyor: “Abla sen nerelisin?” Müzik dinler gibi yaparak soruyu geçiştiriyorum. İki dakika sonra yenisi.”Görüyor musun şunları, bütün gün burda dolanıp müşteri bulmaya çalışıyorlar. Bunları kim yarattıysa hepsinin soyuna sopuna.” Kendimi tutuyorum.”Dün böyle senin gibi bir abla bindi. İzmirliymiş. İzmir’in kızları güzel olur sizin gibi dedim, pek hoşuna gitti.” Telefon numarası işime yarıyor o anda. “Sen de pek suskunsun be abla.” Sonunda patlıyorum. “Evet öyleyimdir.” Yolculuğun bundan sonraki kısmı İbrahim Tatlıses ve Seda Sayan eşliğinde geçiyor. Bitse de gitsek duygusundan kurtulamıyorum.
Şu da mümkün. “Ben sana dedim.” “Ben senin bana dediğini duymamış olmayı istedim.” “Ama ben sana onu yapma dedim.” “Ben de yaptım ne olacak?” “Olan oldu zaten bundan sonra daha ne olsun?” “Yapma artık lütfen.” “Dayanamıyorum bu hallere.” “İyi ne istersen onu yap.” “Beni dinlemiyorsun bile.” “Sen de beni sevmiyorsun.” Kapının çarpma efekti. Çoğunlukla dışarıdan.
İstediklerim olmadığında gösterdiğim sıradan tepki: sinir. Halk arasındaki adıyla gıcık. Sokaktaki, otobüsteki, dolmuştaki, kahvedeki, adam beni sinir edebiliyor. İlki sokağa tükürdüğü, diğeri köpeği tekmelediği, bir sonraki karı dediği, sonuncusu hiçbir yemeği beğenmeyip, sürekli garsona küfrettiği için. Yerimden kalkıp yumruk atma hissini yenmemin tek çaresi içinde kaybolmayı seçtiğim internet siteleri. Bugün bana o çakma tekilayı veren kıza uyuz olarak güne başladığım için yüksek dozda bir siteye ihtiyacım var. http://www.weareprivate.com/blog/ fazlasıyla işe yarar. Gitmek istediğim ülkelerin, almak için çırpındığım arabanın, o muhteşem satranç setinin ikamet ettiği yer. Fiyatlar oldukça yüksek ama hizmet kalitesi garanti.
