Archive for the ‘patates’ tag
Brüksel’den itiraflar – Tefrika 2

İkinciye geçmeden birinciyi okumanız tavsiye edilir.
Gitmeden buluşuruz diyerek ayrıldık. Perşembe gecesi. Cuma uyku, midye&patates, yarın nereye gitsek, Brüksel’i hatmetsek konuşmalarıyla geçti. Yemek odası, soyunma kabini, ağlama duvarı yaptığımız yatakta. Cumartesi Ixelles’den Horta’nın evine, Flagey’den resimli roman dükkanlarına aynı yolları gidip geldikten sonra Ultime Atome’a. Oturduk. Bende mojito, Eril’de şarap, Ali ve Fahire’nin önünde Belçika biraları. Mesaj o zaman geldi. Tam da beklemediğim anda. Durumum şu bu. Ne zaman döneceksiniz? Ardından ikincisi Bar du Marche‘de buluşalım. Ve bir de üçüncüsü. Burası berbat, yarın kahve.
Bendeki teller birbirine karıştı. İçimde olanlar dışıma bulaşmadı. İki bira, ilişki manevraları, bize neler oldu hallerinden sonra Belgo Belge’deki yakışıklı garsonlara el salladık, üç kilometre yolu yirmi dakikada tamamladık. Bar du Marche. Yine de. Artık Brükselli sayılırız.
Brüksel’in “en”leri

Brüksel’de son gün. Bavulları, çantaları, hediyeleri toplayıp trene atlama zamanı. Berlin’e gidiyoruz. Yaşasın! Ama elbette, her şehirde yaptığım gibi, burası için de bir “en”ler listesi hazırladım. Olur da gelirseniz sıfırdan başlamazsınız.
- En iyi moules&frites Belgo Belge‘de kremalı. Garson beyler pek havalı. Yan masaya gelen karides bir dahaki gidişte ısmarlanmalı.
- En muhteşem çikolatacı Pierre Marcolini ve Wittamer. Her ikisi de Grand Sablon’da. Gidip camına yapışmalı.
- En denenesi patatesçi Chez Antoine, kendisinden alıp etraftaki barlara oturuyorsunuz. Bira elinizde, patates midenizde.
- En kafası dumanlı Le Bistro des Restos. İçerde sigara içmek serbest.
- En butik Rue Dansaert, Brükselli tasarımcılar dükkanları açmışlar, cüzdanlarınıza sıkışan Eurolara göz koymuşlar.
- En şarap peynirci, Bailli’de Roxi. Arjantin, Şili, Avustralya, Fransız. Hangisini isterseniz, fiyatlar İstanbul’un dörtte biri.
- En bakılası ayakkabıcı Les Anonymes. Kendileri de Bailli üzerinde konumlanmışlar.
- En zevkli meydan Flagey.
- En gece mekanı. Le bar du Marche. Yanındaki devasa binaya bakılmalı. İçerde şampanya ısmarlanmalı.
- En Thai. Le Deuxieme Element ya da Citizen. Bir gün biri ertesi gün diğeri.
- En ucuz çin yemekleri St.Boniface Chatelain ve çevresi.
- En gidilesi dükkan. Dod. Çeşitli şubelerinde geçmiş sezonun tasarımcı mallarını bulacağınız hangar.
- En kokoş cadde Louise. Cartier’de Armani’ye dükkanlar önünüzde.
- En bayıldığımız mobilyacılar Perspective ve Bo Concept.
- En İtalyan Mano a Mano.
- En leziz lazanya, yolunuz Montgomery’e düşerse Le Martin Pecheur.
- En eskici Rue Haute‘da bulacağınız ikinci el dükkanları.
- En Belçikalı bira Duvel, Kwak, St. Feuillen.
- En gidin de yiyin restoran, eski nalburdan çevirme La Quincaillerie.
- En alınası kartlar, Gare Central yakınındaki Plaizier
- En Brüksel kahvaltısı, Grand Sablon’da Le Pain Quotidien
- En pornografik kitaplar Taschen
Patates, midye ve orgazm
Brüksel’de ikinci gece. Herkesin öve öve bitiremediği Ultime Atome cafesini ararken Belgo Belge çıktı karşımıza. Pek ev gibi, hafif loş, bir zamanlar Nişantaşı’nda açılmış olan Belçika’nın ünlü patates & midyecisi. Kapısından içeri dalıp, masasına kurulduk. Menü iki dakika sonra elimizde. Domates soslu karidesler, kremalı midyeler, Arjantin usulü Chardonnay’e verdiğimiz adam başı 60 TL. Üstelik birer bardak şarap da hediye. Garson beyler de pek şahane.
Konuştuk. Yudumlar boğazımızdan geçtikçe. Olduğumu sevecek adam gelseden, yalnızlık paylaşılmaz mitlerine. İki kız, İstanbul dramasından uzakta, Brüksel’in muntazam soğuğunda. Mesajlar atıldı, mesajlar alındı, gece on ikiyi vurmadan metro istasyonuna varıldı. Eksik: bir türlü dolmayan kalbim. Umut: olduğumu sevecek adam hayaleti.
Bugünkü planımız Sablon’da üç dört sergi, Ixelles’de H&M, belki, eğer, şanslıysak Antwerp’te parti. Son gece. Sabahı görüp de bitmeli.
Gaipten sayıklamalar

Yaş Kaç?
Eskiden kadınlara yaşı sorulmazdı. Şimdi adamlar arıza çıkarıyor. Adın kim, işin ne, yaşın kaç? Adım şu, işim bu, yaşımı sorma. Neden? Çünkü yaşımla yargılanmak istemiyorum. Kırmızı düğmeye basınız. İçinizdeki çocuğu bu cevabınızla ortaya çıkardınız.
Mıknatıs
Yaşamın dengesi hiç sekmiyor. Ben seni iticem sen bana gelicen, sen beni aramadıkça ben seni kral edicem. Tenime değmeyenleri çekiyor yüreğim.
İz
Masamın üzerinde sigarandan düşen tek bir iz hayatıma seni aldı. Kitaplarla saklasam da evimde izin kaldı.
Püre
Çürümeye yüz tutmuş soğan poşetini olduğu gibi çöpe attım. Yanındaki torbadan bir patates aldım elime. Yerde biten kabuklu patates, üzerine basılmaktan eğilip bükülür. Hiç düşündünüz mü patatesin kabuğu üzerine? Sert kabuğu, içindeki narin kısmı dış dünyanın zulmünden korur. Patates çürümez, tazeliğini korur…çiğ yenmez patates, yumuşatmak gerekir. Hamken soyarsanız içindekileri de alıp götürür bıçak. Oysa kaynar suya atsanız, kendiliğinden ayrılır kabuk, geriye içi kalır. Patatesim pişiyor orta ateşte…
Tatil
Senin yanında beynim tam kapasite çalışmıyor. Yirmi dört saat vardiyasız devriye gezen mantığım, sen etrafımda olunca senelik izin hakkını kullanmak istiyor.
Yalnızlığın ikinci keşfi

Boğaziçi Elektrik’ten ödenmedi keseriz ihbarı gelmiş. Kalktım Talimhane’ye gittim. Meğer bankam hesaptan masrafı düşmemiş. Verdim 45 TL’yi, aldım dekontu. Çıktım. 09:15.
Tuvalet kağıdı, deterjan, Yumoş, Palmolive, Colgate, deodorant, Nivea, kağıt havlu. Sepete doldurdum. Hazır marketteyken kuruyemiş, ekmek, beyaz peynir, hardal, limon, domates duyu, salça, Nutella ihtiyaçlarımı da giderdim. Elimde dört paket eve yollandım. Anahtarı önceden çıkarmayı akıl etmemiş olduğumdan kapıda vakit harcadım. Asansör de elbette bozulacak günü bulmuş. Altı kat. 10:42.
İnternet bağlantısı yok oldu. Durup dururken. Ödenmemiş faturalar, gecikmiş borçlar var mı diye bilgisayar’dan bakiyim dedim. Refleks işte. Mecburen iPhone’a yüklendim. Yanıt almak vakit alınca, kahveye çıkma kararı verdim. 13:14.
Çamaşırları asacakken, ampul gitti. Çat diye. Askıyı koridora çıkarıp, işlemi tamamladım. Çoraplar aşağıya, havlular yukarı. 15:56.
Bulaşık makinesini boşaltırken Çin malı kasem kırıldı. Camlara basmadan elektrik süpürgesine ulaştım. Bütün mutfağı sekiz kez süpürdüm. Biraz da üzüldüm. 16:14.
Tuvalet tıkandı. Lavobo açlarla ilk müdahaleyi yaptım. Ardından kapıcıya haber verdim. Tamirci çantasıyla geldi. Neyse ki önemli bir sorun değilmiş. 50 TL alıp gitti. 17:34.
Hiç yemek yapasım gelmedi. yemeksepeti‘nden bir şeyler ısmarlamak istedim. Site çalışmadı. Köşede yeni açılan Eggs&Burger‘a kadar yürüyüp paket yaptırdım (Eğer canınız çekerse: 296 96 33). Cheeseburger ve patates kızartması. Mekanda da lezzetinde de 60′ların Amerikan diner havası. 15 TL verdim. Eve geri geldim. Aptal gibi anahtarları unutmuşum. Yine kapıcı, çilingir, bir 50 TL’de ona. 19:24.
Çöpü çıkaracakken torba patladı. Mutfağı ikinci kez baştan sona sildim. Koku geçsin diye de camları açtım. 20:35.
Digiturk’te Batman başlıyordu. Sinyal seviyem azaldı. Yağmur yok, ödenmemiş fatura yok, kurulum ayarlarında değişiklikler yok. Görüntü gelip gittikçe fenalıklar geldi. Televizyonu kapadım. 21:42.
Tıkırtılarla uyandım. Kanepeden kalkıp, sesin kaynağına ilerledim. Yukardaki komşularım çivi çakıyormuş. Gecenin köründe. 22:34.
Kitabın son sayfası. Bugünün kabusu. Yeni gün umudu. Yatağın solu. Uyudum. 23:46.
Hamburgerin bedeli

Peçeteye gerek yok. Avcumun içine yerleştirdim. Önce domates parçası yere yuvarlandı, ardından mantarlar. En sonunda ekmek kırıntıları da arkadaşlarına katıldı. Fol Porcini’nin hardallı sosu parmaklarımın arasından akıp giderken ilk ısırığı aldım. O sırada karşımda baharatlı patateslerini Cafe de Paris içine daldırmakta olan Eril’e nasıl dedim? Tabakta aşk cevabını verdi.
Bir çarşamba öğleden sonrası, Cihangir sokaklarında yeni açılan üç beş dükkana göz atmış, kaldırımda duran o muhteşem masayı kapmış (Eril’in pencere önüne pek yakışacak) Yeni açılan burgerci nerede diye önümüze gelene sorup durmuşken Kaktüs’ün yanında olduğunu öğrendik. İnşaatı yapılan otopark’ın karşısı. Elbette gittik.
Biraz retno tınılar, kırmızı beyaz peçeteler, formikadan masalarla karşımıza Fol çıkınca, bayıldık. Yirmiye yakın burger çeşidi var, yakında maççılara özel paketlere başlayacaklar. Aklımızda blue cheese burgerle, parmesanlı yumurta. Hesabımızda iki kişi için 30 TL. Cesaretin bedeli 400 gr fazlaysa buna değer. Mutlaka.
Goralıyız, Goralılar, Goralı

Arabaya atladık. Pazar günü. Annem beni önce kendi doğduğu sokaktan sonra benimkinden geçirdi. Anneannemin evden çıkmasına neden olan pastaneyi (hep galeta aldırdı), kolonya dükkanını (lavantayı severdi), lunapark ve pideciyi (kıymalı kaşarlı sipariş ederdi) aradı gözlerim. Birinin yerine videocu açılmış, diğerinde kepekler kapalı, lunapark Migros olmuş, pideci Simit Dünyalarından biri. Fatih’in, bir zamanlar köklü ailelerin yaşadığı apartmanlarında şimdi konfeksiyon atölyeleri ve Alfa Romeolar var. Tuhaf bir değişim. Algılayamadım.
Bir amacımız vardı aslında. 1945′ten beri muhteşem sandviçler yapan, annemin çocukluğunun geçtiği Goralı‘da sosislileri götürmek. Küçük masalara oturduk. İki dakika içinde siparişler geldi. Bu lezzet, nasıl anlatsam, ona buna benzemez. Ekmeğin iki tarafı da kızarmış, sosisler salamlarla birleşip ızgaraya atılmış, amerikan salatası diye boşuna kandırılmışız, patates püresi işi layığıyla görürmüş. Ayran+goralı 5.5 TL. Üstelik hikayesi de yanında geldi.
Gora meğersem Kosova’da bir dağ adıymış, kasadaki beyin dedeleri Türk kanunları gereğince soyadlarını Goralı olarak almış. Gel zaman git zaman dükkan açılmış, sandviçler önce Fatih’in sonra İstanbulluların dikkati çekmiş. Goralı marka olarak tarihe yerleşmiş. Bambi, Taksim Büfe, Marmara, Marmaris ve türevlerinde yediğimiz goralının adı da meğersem onlardan çalınmış. Goralı diye ölenlerdenseniz ve henüz Goralı’ya gitmemişseniz, daha fazla vakit kaybetmeyin. Hayat çok kısa.
Kızılelma Caddesi, Fındıkzade / 212 5899067
