Archive for the ‘rakı’ tag
Ben yalnızım
Kahve Dünyası’ndayım. Kapıdan girdim, yirmili yaşlarında bir oğlan yanıma yaklaştı: “Hoşgeldiniz. Kaç kişi olacaksınız?”. “Ben” dedim, “yalnızım. İnternetiniz var mı?” Çocuk şaşkınlıkla karışık küçümsemeyle bakıp, arkadaki masalardan birini işaret etti. Bomboş mekanda. “Yok” dedim. “Şu cam kenarındakilerden birini tercih edeceğim.”
Sinir oluyorum. Çift olma mecburiyeti mahalle baskısı yüzünden kapanan kadınların sayısını geçti. Rakı içmeye gidiyoruz, her kızın parmağında yüzük, adamların cüzdanında çocuklarının fotoğrafları. Pazar günü Tamirane’de bebek arabaları. Şampanya kadehinde nişan yüzükleri, Yataş’ta iki kişilik koltuklar, sinemeda çiftlere uygun fırsatlar. En son markete gidip beş litrelik Eriklileri ikili paketlerde görünce isyanı bastım. Bekar kalmak için noterden onay mı lazım? Yataktaki yastık, çorabımın sağ teki, kirazın tanesi, küpenin biri, çay tabağı bile özgürlüğünü ilan etti.
Oturuyorum. Önümde bilgisayarım. Yanımda kahvem. Mozaik pastamı bıçak kullanmadan yeme taraftarıyım. Çatalla, tek başına. Telefonum çalıyor. Akşam geliyor musun. Nereye diye soruyorum? Bayram yemeğiymiş. Ben, kocam, Selma, sevgilisi, Cem, karısı, Selim, köpeği. “Yok diyorum. Ben bu akşam evdeyim. İki kişilik yatağıma Heroes’la gireceğim.”
Duymak istiyorum!
İçkiye vedada beşinci gün, dokuzuncu basamak: itiraf. İki haftalık detoksumun gerçek nedeni: bir türlü hatırlayamadığım dört dakika. Corridor‘da dans ediyordum. Elimde içki yok. Boşluk. Evin kapısındayız. Anahtarlarım elimde. Lenslerim kutusunda, pijamalar üstümde. Mekanı terk etme kararım: meçhul. İçimdeki psikolojik ses unutmak istediğim olayların alarmını veriyor, mantıklı olan beş duble rakı diyor. Ben, hayatımda ikinci kez, yine rakıdan da olsa, unutmanın dayanılmaz ağırlığını kaldıramıyorum.
Birileri sırf unuttuğun için mi bu kararı aldın, bizim başımıza sürekli geliyor diyor, diğerleri durumu ciddiye bile almıyor. Cuma günü rakı masasında görüşmek üzere mesajlarının sayısı elimin parmaklarını aştı. Neden bu kadar kafaya taktın diyen Deniz’e şunu söylüyorum: “benim ajandam bile yok, herşeyi aklıma yazarım”
18 Nisan. Annemle babamın evlenme yıldönümü. 560 16 32, Nazlı’ların 1994′te yaşadıkları Ataköy’deki evlerinin telefonu. 209 ilkokul, 1332 ortaokul, 560 lise numaralarım; 20/4, Bolahnek sokak’taki kapı numaramız. Yasemin, Burcu, İpek yazlık arkadaşlarım. 4 Aralık. Wufi. İndigo’da parti. 8 Aralık Vize görüşmesi. 24 Aralık 7:55, İstanbul-Brüksel uçuş bileti.
Özetin özeti: Eğer unutmuşsam, bir nedeni var. Bu demek değil ki bulmak için kafa patlatmıycam.
Rakıya veda
Aralık dört. Takvime yazdım. O güne kadar ellerimi bağlayıp ağzımdan şişeyi boşaltmadıkça beni elimde içki bardaklarıyla görmeyeceksiniz. Bu açıklamadan sonra nedenlerine geliyim.
Cumartesi akşamı Barba‘daydık. Sizin için Nişantaşı’nın ara sokaklarındaki Rum meyhanesi, Sezen Aksu için oğlunun doğduğu ev. Selenle Serter’e çok teşekkür sarımsaklı karnıbahar, patlıcanlı börekler, dereotlu fava, içi oyulmuş salatalıklar muhteşem. Bardaklar boşaldı, doldu, boşaldı, doldu. Fasıl ekibi masamızı neşelendirdi. Doğru insanlara peçete uzatınca şarkılarımız tellendi. Kerem Piker geceye pembe gömleğiyle katıldı, Selen Akçalı biraya talim yaptı. Sigaralar, eğlenceden kopmadan,arkadaki terasta tüttü. Buraya kadar herşey tamam. Şimdi gelelim içkiye ara meselesini yaratan kısma.
Barba’dan Corridor’a gittik. Neden? Corridor’da danslar ettik. Neden? Corridor’dan çıkıp eve geldim. Nasıl ve Neden? Lenslerimi, makyajımı, kıyafetlerimi çıkarıp, mail kontrollerimi yaptıktan sonra yatağa yollandım. Nasıl? Alka Seltzer bitmiş. Lanet olsun!
Sabah başımda ağrı, kafamda döngü, bedenimde sızılarla uyandığımda kendi kendime söz verdim. Kanımdan son içki damlaları da temizlenene kadar içinde alkol olan kek bile yemiycem. Sarhoşluk, hoşçakal.
Ghetto’nun meze hali

Bu kışın içkisi zencefil – vodka. Otto’nun barmenleri tarafından da açıklandı. Absolut, Zero, Tamirane partilerinden sonra modaya iştirak eden dördüncü mekan. Bara oturup “iki duble rakı içtik (aslında dört tek ama konuyu toparlamak istedik) üzerine de şöyle hafif, midemize iyi gelecek bir kokteyl almak isteriz” diyince piyangodan çıktı. Adı, tahmin edeceğiniz gibi, zencefilli vodka. Biraz sushi, biraz Noel tadında.
Yine sonundan başladım. Geriye sarıyorum. Rakı, Ermeni yemekleri, canlı müzik konusundaki sorularınızı cevaplıyorum. Metto‘ya gittim. Yok hayır yanlış yazmadım. Metto. Ghetto içinde daha bu yıl açılan meyhane. Perşembe, Cuma, Cumartesileri faaliyette.
Tabaklar Hilda Mamas’ın mutfağından çıkma. Fava, pilaki, patlıcan salatası, topiğe bayıldım. İkinci katta, sahneyi yandan gören bir masa. Kız kıza olunca dedikoduları tükettik. Erkekler, oğlanlar ve çocuklardan bahsettik. Gitti mezeler, geldi sıcaklar. Arnavut ciğeri, börek, mantar soslu levrek. Aşağıda da birazdan başlayacak konserin son hazırlıkları. Bir baktım Eren Abi iki masa arkamızda. Karnı tok, sevdiceği yanında, garson beyden rakısına buz istemekte.
Geliyorum asıl bombaya. 5 Aralık. Tarihi not alın. Yanına da büyükçe bir ok çıkararak Müslüm Gürses @ Ghetto yazın. Ayakta da izlersiniz ama “Yarap” çalarken rakınızdan bir yudum alıp efkarlanmak boyun borcu. Tembellik yapmayın. Telefona koordinatları girip alarmı ayarlayın.
Hazal’ın notu: Merak edip sordum Müslüm’den sonra program akışında neler olacak? 4 Aralık Nostalgia 77, TM Juke ekolü süper bir ekip. 8 Aralık – The Soul Snatchers, Hollanda Konsolosluğu’nun işin içinde olduğu gay parti. Biletler ayırtılsın, arkadaşlar çağrılsın.
Son dakika Haberi: Müslüm Gürses gecesi, Müslüm’ün rahatsızlığından dolayı şimdilik iptal edildi. Üzüntü ve muz kabuğu.
Kalan sağlar

Çoğunlukla benim için karar verilmiş olan yolları seçmedim. Kendi istediklerimin peşinden gittim. Bazısına çok ağladım, diğerinden sabırlı davrandım, Sonunda su yolunda aktı, herşey olacağına vardı.
Saint Pulcherie’den mezun olduğum yıl St. Joseph listesine girecekler arasına adımı yazdılar. İstemedim. Bütün arkadaşlarım Benoit’ya giderken mutsuz olacağım okulu seçmedim. “Yeterince Fransızca öğrendim sonrasını da Fransa’nın kendisinde öğrenirim” dedim. Fikirlerime önem veren annemden onayı aldım. Bir yıl sonra da AFS değişim programıyla Nantes’a yakın küçük bir kasabaya yerleştim.
Yazı yazıcam dedim, bu uğurda sayfalarca defter tükettim, sırf yeni projeye başlıyorum diye kalem rengimi değiştirdim. Elmanın sulu olanını, portakalın ekşisini, sosisin Şütte’sini, peynirin sertini yedim. O adamı sevdim, diğerini sevmedim. Birini bekledim, diğeri, beni aylarca beklese de yanına gitmedim. Ne olursa olsun, (kitabı tutmasam da başlığı hoşuma gider) yüreğimin götürdüğü yere gittim.
Dün, yüreğim değil, babamın en yakın arkadaşlarının ODTÜ kuyruğunda tanışmasının kırkıncı yıldönümü beni Rakıcı’ya götürdü. Bazısına aşina olduğum, diğerlerini iki damla yaşla dinlediğim hikayeler. Önce kahkahalar attık, sonra şarkı patlattık. Biri “Ahhh Yılmaz da aramızda olsaydı şimdi” dedi. Keşke dedim. Bardağımı önce etrafımdakilere, sonra masaya vurup, Yeni Rakı’dan bir yudum, favadan iki çatal aldım.
Hazal’ın notu: Yukarıda gördüğünüz çizim Ali Cabbar tarafından geceye yollandı. Benim yarısını gördüğüm kırk yılın hatırası.
To: Babylon Lovers
Haftasonu programımı yaptım. Altı kişiye mail attım. (onlardan da zincir mantığında 2′şer kişiye gitse 19 kişilik ekiple gecelerin kadını olma niyetindeyim.)
Mail başlığı: Haftasonu Babylon!
Mail içeriği: Perşembe ya da Cuma Brazzaville, Cumartesi mutlaka Tortured Soul. İşleri, yemekleri, aile ziyaretlerini iptal edin, tek tabanca ya da +1 kontenjanından Babylon’a gelin. 23′ten sonra.
On dakika sonra cevaplar geldi.
Aslı. “Hayatım kesinnn. Zaten Özgür, Derya, Merve, ben ordayız. Perşembe gel ama Brazzaville’e. Biliyorsun perşembe yeni cuma”
Deniz. ” Ya geldiler daha önce gitmedik mi, bırak gitmeyenlere yer açılsın. Bu havada moraller sıfır. Ama biliyorum yine son anda kandırılırım.”
Selim. ” Beni yaz Tortured Soul ekibine. Öncesinde de Peymane ya da Yaren‘de rakı meze diyorum. Kış sezonu açıldı. Dedikodulardan geri kalmayalım.”
Zeynep. “Kim onlar? Ben tanımam, ama sen gidilmesi şart diyorsan, bütün programlar iptal. Öncesinde Lounge‘a uğrayıp mojito da içelim mi? Geçenlerde öve öve bitiremedin, akşamüstü iş yerinde canımı çektirdin.”
Ali. ” Ne kadar bunun biletler (öğrenci 25, tam 35) ona göre ben Brazzaville’e iki gece de gelicem.
Leyla. ” Tortured Soul! O gun çalışıyorum ama iş çıkışı gelirim. Bana bilet ayırtın.”
Meğer bana gerek yokmuş, İstanbul ahalisi kış sezonunu açmış!
Şerefe. Size. Bir dahaki sefere.
Şimdi. Geriye yönelik düşünmem lazım. Sarhoşken çok sıklıkla dediklerimi unutmuşluğum, mesajları silmişliğim, içmeyi kesmişliğim vardır. Dün kesme konusunda bir adım atmadım. Keyfim yerindeyken ortamı bozmadım. Bu yüzden dediğim gibi, emin olduklarımdan, gecenin başından hikayeye başlıyorum.
Evde oturuyordum. Yazı yazma, TV bakma pozisyonunda. Zeynep 9 Ece Aksoy‘dayız dedi. Mastik ve sarımsaklı patates sunan mekanda. Marmara Pera yanı. Gitsem mi gitmesem mi, giyinsem mi soyunsam mı ikilemlerinden sonra 22:12′de tabureli masa. Millet kalamarlarını bitirmiş, rakı – şarap seanslarına devam etmekte. Muhabbet güzel. Fazla düşündürmeyen cinsten. Solumda oturan çift sanırım ilk buluşmalarında. Üzerlerinde Beşiktaş forması, oğlan kıza dokunsun mu dokunmasın mı? İki parmak su, dört küp buz. Bardağımda.
23 dakika sonra ikinci kapı. Rakı adabı. Peymane‘nin en kritik bölümünde konumlanmış dört adam. İzinlerini almadan isimlerini yayınlamıyorum. Bu yüzden kendilerinden 4Adam olarak bahsediyorum. Ama dur. Biri Kerem. Çeşitli anektodlarda bahsi geçer. Rakının masada içilmesi konusunda önemli bir noktaya değiniyor. Hakkaten nedir öyle gece klüplerinde rakıyla gezenler? Hollanda, Berlin, Frankfurt anıları; itfaiye, yangın, sucuk kahkahaları. Pilot yakınınızsa German Wings’de gidiş geliş 38 Euro’dan başlayan fiyatlarla. Saat 1′e kadar, gelsin dubleler, gitsin sular.
Ardından Otto. Yenisi. İçerisi çok kalabalık, giriş engelli, kapıda bekleyin diyorlar. Erol burda mı sorusu bütün kilitleri açar. Tabii Erol’u tanıyorsan. Elma vodka, düşünmeden kafaya diktim. Bora ve Tahsin Uzer kardeşler, İlhan Erşahin Beyler, ve aşina olduğum, sıradan yüzler. Müzik ortalama seviyesinde kulağımda gidip gelmekte.
Hikaye bundan sonra biraz çetrefilli hal alıyor. Otto’dan çıktık. İstikamet Lokal. Yağmur yağıyor mu yağmıyor mu? Sakallı bir adam vardı. Adı Efe mi, Sinan mı? Köşedeki dürümcüde (tabii bahsettiğim Avrupa işi olan) tavuklu şehriye çorbası istedim. Tepsi siyah mı oval mi? Taksiye kadar yürüdük? Köşede on dakika mı 45 mi? Pera Taksi‘nin şöförü Dolapdere’den mi gitti, Harbiye’den mi? Bilinmezler.
Varış saati 5 olarak belirlendi. Orası kesin. Sabah kalkış da 10′da. İkea’dan misafir yatağı geldi.




