Urban Confessions

Bir şehrin anatomisi

Archive for the ‘Takı’ tag

Düğüne gitmeden gel

with 2 comments

c2

Eskiden iş denince sabah 7′de kalkıp duş almak, saçlara şekil verip, kıyafetleri seçmek, sabah haberlerine göz attıktan sonra bir bardak kahve içmek, ardından ortalama 60, şanslıysanız 20 dakikalık yolculuğun ardından kartların makineler tarafından tanındığı, gökdelenlerden birine girmek akla gelirdi. Başka türlüsü yoktu. Kahvede okey oynayanlara ayyaş, serseri, tembel; evinde dedikodu yapanlara çocukların annesi sıfatları takmak uygun bulunurdu.

Şimdi işler değişti, kadınlar evde yaptıkları köfteleri arabalarda satıyor, ünlülere yünden şallar örüyor, iki tığla gelinlik kızların çeyizlerini tamamlıyor; adamlar telefondan pazarlamacılık yaparak ayda 1000, 2000 lira para kazanıyor. İşler, kitle gücünden bireysel yeteneklere kayıyor. İki dakikada ikna edenle, salatanın yanında soğanlı ekmek getiren tercih nedeni. Dünyanın yeni yönü hepimize ilham veriyor.

Annie Basulto o evde harikalar yaratan kadınlardan biri. Hindistan, Buenos Aires ve karnavallardan etkilenip Cubannie Links markasını yaratmış. İşi, kafasında gezinen takıları, bir iki tel, üç beş taşla birleştirip internete koymak. Altın rengi, yeşil ve pembe. Favorileri.Kredi kartı numaranız, deliği olan kulaklarınız, pembe ojeli tırnaklarınız varsa sipariş verebilirsiniz. Frey Wille halt etmiş, Cubannie Links renkleri, hacmi, duruşuyla bizi cezbetmiş durumda. Yaz bitmeden modaya uyun.

Written by Hazal

August 25th, 2009 at 1:24 pm

Sallantıda işler

without comments

m2

Elbiseyi buldun, altına giyecek ayakkabıyı da. Bunlar zaten iki gün önce denenmiş, ütülenmiş, bir gün önce yeniden denenmiş, bugün bir kez daha ütülenmiş olarak askıda durmaktaydı. Ama asıl sorun bunun yanında takacağın küpe ve kolyede. Altınlar fazla zengin, bakırlar çok pespaye, taşlılar kokoş durdu, danteller hippiden vurdu. Alt tarafı bir doğumgünü partisi deme. Kızlar arası rekabet çok olur. Biri başına bakar, diğeri ayağına. Sonunda gecenin en konuşulan ismi olmak da var, en gülünen kızı da.

Bu yüzden modayı yakından takip eden arkadaşlarından birinin telefonunu buldun, İstanbul’da kimsede olmayan o takıları evine taşıması için talimatları verdin. Beş dakikada yanında. Miss Wax’ın 2009 sonbahar koleksiyonuyla. Kimseye aldırmıyor. Markanın imajı bu. Sağdan karikatür esintileri geliyor, soldan Andy Warhol dalgaları. İkisi tam ortada modern robot çağında yapacağını yapıp, Londra’dan sonra İstanbul sokaklarını da hakimiyetine sokuyor. Kulaklarında sallanan ister adam olsun, istemezsen harfler, çevrendeki bütün kızlardan aynı tepki geliyor. “Bu süper şeker / neşeli/ değişik/ eşi bulunmaz  şeyleri nerden aldın?” İstemeye istemeye dilinden laf kaçıyor. “Miss Wax

Written by Hazal

August 17th, 2009 at 6:47 pm

Beni seç!

with one comment

pik

İlk görüşte aşık oldum. Kedili kolyeye. Biraz etrafında dolanıp kuyruk salladım. Sonra utanmadan alıp boynuma taktım. Sanırsın benim için kesilmiş. O sırada yüzük kalbimi çaldı. Kırmızı şeytanla, hain balık. Onları da parmaklarıma takındım. Ve yanılmaktasınız elbette kolyeden vazgeçmedim.

Bu hikaye çarşamba öğleden sonrasında Milk Gallery’de geçiyor. Tünel’den Galata’ya inerken pilavcıları ve ananasçıları geç, solunda kalan aralıklardan birinde tabelasını göreceksin. Aşağıya, sokağın sonuna. Davetkar kapıdan içeri gir. Galerinin kendisi, getirdiği sanatçılar, tuğla duvarları hakkında yüzlerce paragraf yazılabilir ama şimdilik pleksiglastan imal edilmiş takılara odaklanalım. Sadi Tekin tasarımcının, Pick Me markanın adı. Koleksiyonunu kolye ve yüzüklerle sınırlı tutmuş. Kolaysa seçme!

Yüzükler iki ya da daha fazla renkli dairenin birbirini tamamlamasıyla bütünleşiyor, kolyeler seni ya melek ya köpek yapıyor. Oğlanın yaratıcılığına diyecek yok. 40 TL Milk’in kasasına giriyor, yüzük benim parmağıma.

Written by Hazal

July 15th, 2009 at 12:36 pm

Posted in Takı

Tagged with , , , ,

sun.day.sky

without comments

sun

Övünç sabah mesaj atmış. “sun.day.sky tamam. istilaya başlayalım. Londra’dan Adana’ya kadar duyuruları yapalım.” Bu muhteşem etkinliği haftalardık saklamak zorunda olduğun için hissettiğim baskıdan kurtuldum. Bildiklerimi tam gaz açıyorum.

Ne? sun. day.sky. Nerede? santralistanbul. Ne zaman? 1-2 Ağustos. Nasıl? Vallaha orası çok kolay. Sosyalleşerek; Efes biralarını gündüz, vodka portakalları gece tüketerek; içerek, yiyerek; takıcılara, tasarımcılara, galeri standlarına bakarak; kitap okuyarak; canınız mı sıkıldı? Otto Santral ya da Tamirhane’de bir kahveye oturarak; bütün gün sürecek müzikleri dinleyip, mimar, reklamcı, free lance, tasarımcı arkadaşlarınızla muhabbet ederek; yeni insanlar tanıyarak; çimlerde uyuyarak, uyanıp “Tanrım burası cennet mi yoksa?” diye düşünerek; Alaçatı’daki arkadaşları arayıp, “siz denizdeyseniz biz de mutluluk havuzunda” diye imrendirerek; o güne iş koyan bütün patronları lanetleyerek, gelmeyenlerin listesini tutarak; plak koleksiyonunuzdaki eksik parçaları bularak, iki tane almak için fiyat kırmaya çalışarak; haftalardır beğendiğiniz kızı ya da oğlanı görerek, sonunda yemeğe davet edecek cesareti bularak; oyun oynayarak, takılarak, hayattan zek alarak. Niçin? Şu üç kelime yeterli. güneş. gün. gökyüzü. Kim? Sen, Ahmet, Ali, Burcu, Sanem, Berrin, turşucu, dönerci.

Yer ayırtmaya gerek yok. Cumartesi orada olun, pazar akşamına kadar dünyayı unutun.

Written by Hazal

July 10th, 2009 at 2:56 pm

PazArt’da pazar, fişte ne yazar?

without comments

paz

Sübjektif ve acımasız olmak zorundayım. PazArt’taydım. Cihangir Sanatçılar Parkı’nda pazar günleri yapılan etkinlik. Her hafta değil, yüksek talep olmazsa bugün son. Üçte açılacağı duyuruldu ama gittiğimde tezgahların yarısı boştu. Önemli değil, açık olanlardan tura başladım. Kırmızı patikada paçalarım tozlanarak.

Ortam. Soğuk. Havadan değil, muhtemelen cumartesi tüketilen alkol miktarından. Kesinlikle fotoğraf çekemezsiniz diyen kızı, tezgahında dört kolye, iki küpe olan kadını, ne yapacağını şaşırmış Fransız aileyi geçtikten sonra ilk durağım sağdaki Bagie çantacısı. Kullandıkları madde kağıt, üzerine çizdikleri desenler eşsiz. Fiyatlar 49-69 TL arasında. Çevre dostu, şekilli, karizmatik. Bir çantadan beklediğiniz her şey onda. Bugünlük almadım, daha çok çeşit için Mecidiyeköy’deki ofislerine gitmek niyetindeyim.

paz31

Arada yakınlık kuramadığım iki üç tezgahı, bir iki de biblocuyu görmezden gelip Eser Özbek vitrinine takıldım. Dikdörtgen çantalar, ona buna benzemek istemeyen kadınların seçimi. Postişler ve çiçekler 2009 esintisi. Yakında Adam&Eve ve Ece Sükan Vintage’da satışlarına başlanacak koleksiyonun tanıtımına denk geldim. Ne mutlu. Fiyat 60 TL. Değer mi? Değer.

Taçlar, takılar, fularlar, kısırlar, konuşanlar, börek açanlar, turta satanlar, lambacılar arasında kaybolmuşken bana şunlar heyecan verdi:

paz2

1. Flamboyan defterleri. Çünkü deftere zaafım var. 10, 100, 1000 yetmez, bin birinciyi alırken tereddüt etmem. Hele bir de çizgisizse verin bana üç beş tane!

2. Milk Gallery standında görüp de aşık olduğum, aşık olup da Deniz’i aradığım, arayıp da on dakika kedilerin ve balıkların ne kadar sevimli olduğunu anlattığım Sadi Tekin’in Pick Me koleksiyonu. Oğlan gerçekten başarılı. Renklerin hastasıyım. Sadi hakkında bir yıllık yazısı: Cehennemden çıkmış dahi.

3. Zeynep Dilman‘ın kafa süsü niyetine yaptığı tokaları, küçük şapka konumundan hayatımıza giren tasarımları. %40 Audrey Hepburn, %60 Carrie Bradshaw. Nereden bakarsan bak, düğün ve nişanda tarzın var.

Yirmi iki dakika. PazArt’da kaldığım zaman. Memnuniyet ibresi yetmişleri zorladı. Üzülerek söylüyorum Londrada bunun aslı var.

Written by Hazal

July 5th, 2009 at 6:02 pm

Tozlar perisi Godot’yu beklerken

without comments

toz

Kumandayı arıyordum. Gazete, fotoğraf, küllük, sigara, bardak yığınının arasında. Kartvizit bana gülümsedi. 2 cm eninde, 5 cm boyunda yeşil bir tabaka. Ve o anda sahne aklıma geldi. İstanbul Design Week açılışı. Perşembe akşamı. Saat 19:26. Artık serginin sonuna gelmiş, bacaklarım biraz dinlenme talebinde bulunmuştu ki, camekanın içinde köpükten yüzükler karşıma çıktı. Hemen yanında da şaheserlerin yapımcısı.

Önce küpelere olan ilgisizliğim ve yüzüklere duyduğum aşk konusunda ufak bir sohbet yarattık. Sonra koleksiyonun devamını nerede bulacağımı öğrendim. İlgilenenler için veriyim hemen:Poyracık sok. 7/1 Topağacı. O sırada etrafta meraklı kadınlar toplandı. Kaşıkçı elmasına bakan tursitler gibi http://tozdesign.com/tr/ camekanlarına kitlendi. Çingene, vazoda çiçek, kızlar erkekler. İlle seçim yap deseler ilk üçe girecekler.

Written by Hazal

June 22nd, 2009 at 8:39 am

Kelepir İstanbul malları

without comments

54_1_buyuk

Gittim. Gördüm. 10 dakikada terk ettim. 2. Galata Tasarım Festivali ne yazık ki modanın pırıltısını yakalayamamış. Dükkanlar, tezgahlar fazlasıyla ıssız kalmış. Yine de şehirden sorumlu blog bakanı olarak görevimi yerine getiriyor ilgimi çeken bir iki detayı sizinle paylaşmak istiyorum.

Zeynep Aksungar büyük yüzükler, altın kaplama metaller, bir iki inci hilesiyle güzel işler çıkarmış. Eşsiz diyemem ama kesinlikle modern. http://avsargurpinar.com/ sitesine baktım ama inanın az önce gördüğüm işleri anımsayamadım. http://1000voltdesign.com/‘un bir süredir takipçisiyim. Yaptıklarını izlemekten asla bıkmıyorum. Ne yazık ki dünyaya ismini de haykırmıyorum. Ama mutlu haber Monocle dergisine haber olmuşlar. Derginin delisiyim. Tebrikler. http://www.bundesign.com/ her zamanki çizgisinde, gerekmese de alınan ev aksesuarları, son anda kapılan hediyelik kategorisinde. http://yumusakseyler.com/ sitesi muhteşem, işlevsellik konusunda sınıfı kanaatten geçer.

Dokuz dakikayı doldurdum. Utanarak söylüyorum sıkıldım, susadım. Yan sokaktaki Hammam’a zeytinyağlı sabun almaya giderken http://www.takeaway-istanbul.com/tezgahının önünden geçtim. İki adım ileri, bir adım geri, gözucuyla panodakilere baktım. Sonra 45 derece dönüp iPhonu’yla oynayan adamdan kart kaptım. Süper Kahraman yastıklar, I Love Çay Simit t-shirt’leri muhteşem. Mustafa Pin kahkahaya bedel. Cem Dinlenmiş’in mutfağında çalıştığı proje bence Tasarım Festivali’nin açıkara birincisi. Çantalar 18, lamba 55, rozetler 2, Boğaz yüzüğü 35 TL.

Written by Hazal

June 10th, 2009 at 3:35 pm