Archive for the ‘telefon’ tag
Sesime gel

Üzgünüm. Konuşarak anlatamam içimdekileri. Yazmam gerek benim. Vaktin varsa okumaya. Hadi başlayalım.
Üzgünüm, istediğimi vermediğin için sonuna kadar zorladım ilişikliğimizin hassasiyetini. İstediğin ne desen, ben de bilemedim.
Üzgünüm. Aslan burcu kadınıyım. Biri ruhumu tokatlayınca bahsi ikiye katlarım.
Üzgünüm demek için telefon ettiğimde boşluk karşıladı beni. Dört saat, bir pamesanlı salata, iki taksi sonrasında da yanıt yok senden. Ya kızgınsın ya umrunda değil. Bir türlü bilemedim o işin de dengesini.
Üzgünüm. Dükkan‘da hamburger yemeğe gittim ama yer kalmamıştı. Canım sıkıldı. Eve döndüm.
Üzgünüm demek için iki viski, vanilyalı dondurma, 50 saat gerekti bana.
Üzgünüm. Özür dilemiyorum. Sen seçimlerini yapmıştın. Ben yolumdan şaşmadım.
Üzgünüm ama pişman değilim. Acı belki de burada.
Üzgünüm bitenler için. Geçmiş zamanın çarşaflarında.
Üzgünüm seni arayamadım.
Üzgünüm modern zaman aşkına.
Sen neysen o tam tersi

Sen dedin ki sevgili olunmasın, gece beraber uyunmasın, sabah kahvaltıya (Namlı’da mesela) gidilmesin, sokakta elin elime değmesin. O gözlerime baktı. Yandaki kadınları unutup. Bir bira dedi. İster miydim? İstedim.
Telefon çaldı. Eski sevgilin. Sen açtın. Sekse hep yakın duran yumuşak sesinle. Tam da seni düşünüyordum, iyi ki aradın, hadi akşam buluşalım. Yanında değilmişim gibi. Canımı sıktın. O telefonu sessize alıp sarıldı bana. Dedi ki, kimse keyfimizi kaçırmasın.
Sen anlattın. Kendini, kırgınlıklarını, yalnızlıklarını, eski hayatını. O sessiz kaldı konuşmak istemediği zamanda. Sonra ya sen dedi? Ne zaman basar üzüntü tenini.
Sen duşa girdin. Yanıma uzandın. Öteye kaçtın. O durdu, gülümsedi, söyledi utanmadan.
Ses sensin işte. O da o. Tamamladı çember 360 derecesini.
Jazz yap da yaşayalım

29 yaşıma yarım yıl kala “uzak dur da kuşlar yesin” listesi yapıyorum. Alışkanlıkları yıkmak, cazibeleri hiçe saymak kolay olmayacak ama İsimsiz Alkolik’lerdeki gibi gün be gün, adım adım, otuza varmadan hepsinden kurtulacağım. İnanç.
- Ayrılık konuşması. Ne “doğru zaman değil, ben sana fazlayım, bilmiyorum birşeyler bitti, başkasını seviyorum” diyen, ne de susan tarafta. Evet sonu fena, başı öyle olmamalı ama.
- Camekan karşılaşması. Hani ben içerde oturmaktayımdır, sen de tam o sırada elinde telefon kapının önünde. Çıkıp da yanına gelsem, peşine düştüm sanar mısın yoksa mutluluktan uçar mısın. Bilemedim. Bilemeyince Paul Auster “Görünmeyen” kitabıma geri döndüm. On sayfa bitince sen de gitmişsin.
- Milletin canı çikolata çeker, benimki gecenin köründe turşu istiyor. O zaman Beşiktaş Soydan’dan aldıklarımı, ya da Galatasaray Petek’ten, bir kaba çıkarıyorum, üzerine de acılı suyu. 250 gr. Minimum. Afiyetle. Defalarca uyanmama neden olan o susuzluk hissi var ya. Lanet olsun!
- Yazın on kiloyu geçmeyen bavulum, karlar ülkesine giderken 25′i bulursa, moraran bacaklarıma mı üzüleyim, THY kilo fazlasına para isterse diye yıpranan sinirlerime mi. Bir de tabii üzerine geç kalan uçaklar, pistte buzlanmalar, son anda korkup inmek isteyen yolcular var.
- Umrumda değildi o gece. Bakan baksın, gören görsün. Önce annem sonra sen, ardından arkadaşlarım başladı “bu muhitte o boyda etekle gezilmez” diye. Bir etekse bedeli herkesi mutlu etmenin, bir daha giymeyeceğim.
- O kadar çok Cuma var ki sırf seni görmek için yorgun argın dışarı çıktığım. Buluştuk. İki arada bir derede, Asmalı’dan hallice Tavanarası diye bir yerde. Sen söylendikçe, boynuma ağrılar girdi. Kaçamadım. Dinledim. Elini tuttum, sen çektim, ben uzağa baktım, yüzümü sevdin. Bir daha yok. Dertli değil, mutlu adam bulacağım.
- Akıllı, ukala, zeki, düşünceli, komik, ilgili, sezgili, samimi, enerjik, heyecanlı, korkusuz, muhteşem, açık, cesur, deli diye göz diktim yollarına. Adam Clark Kent çıktı. Süperman kış uykusunda.
- Vodkayla tekila, rakıyla tekila, şarapla tekila karıştırmak yok. Tekila ya birayla ya domates suyuyla.
- Nardis‘te Jazz dinleme gecesi. Yeni ritüel. Ama adam demesin mi konserin sonunda yarım saat var. Girişte 30 TL vermiyim sen çıkışta bana gel. Aman! Cimri, tembel, üşengeç, rahat farketmez. Benim için fedakarlık yapmayanı istemem.
- En az dört buluşma geçmeden öpüşmiycem demiştim. Sildim, önce yerine yedi yazdım, sonra da işi akışına bıraktım. Bazı şeyler zorlanmamalı. Bu da son kararım.
Mobilya ameliyathanesi
Serdar-ı Ekrem Sokak. Numara 38. Göz hizasında değil alt katta.
Konuya adresten girmek istememin nedeni dikkatiniz tek bir yöne odaklamak: Stok 60/70 Vintage mobilya vesaire. Eskiden Çukurcuma’da 119 yıllık binada , Fulya Ballı ve İliç Kırtaş tarafından, bugünlerde Galata’da hizmete giren muhteşem mekan.
Merdivenlerden iniyorum. Karşımda ahşap cenneti. Eski dönem mobilyalarının restore edilmiş halleri, en son anneannemin evinde gördüğüm telefonun yeşili, altmışlı yıllardan kalma tek kişilik koltuklar. Hepsi, yılların ağırlığından kurtulmuş, sıfırdan hayatlarına başlamış.
Biraz daha ileride, arkalara doğru, henüz prototipleri yapılmış olan iki masa. İlkokul sıralarımızın modern versiyonları, sürgülü kalem kutuları andıran kesonları, yanlarına iliştirilmiş kalemkutuları. Aklım çıkıyor. Hemen o masa, camımın önündeki yerine oturuyor. Fiyat etiketleri ilişince gelip almayı planlıyorum.
Bir soru daha soruyorum, peki ya bizim eskiler. Onları da getirin diyor konuşmaya doyamadığımız Fulya Hanım, yenileyelim. Stok 60/70 Vintage, ninemin hatıralarını bana ulaştıran elçi. Kendilerine hayranlığımı gizlemiyorum.
Sarhoşken yapılacak işler listesi

Bu listeyi, bookmark’larınıza ekleyin, hatta üşenmeyin bir çıkış alın, “eyvah sarhoş oldum şimdi ben napıcam?” acil durumları için çantanızda taşıyın. Okuyamayacak durumu gelmişseniz, boşverin. Gecenin keyfine bakın.
1. İçerim ben bu akşam şarkısıyla geceye başlamayın. Danışıklı dövüşler genelde hüsranla sonuçlanır. Sadece dışarı çıkıp, kendinizi akışa bırakın.
2. Davetlere gidin. Nerde ne var bilmiyorsanız, 0900 Gece partiye nereye gidicem hattından beni arayın (numaraya ulaşılamıyorsa, kesin yazı yazıyorumdur. En iyisi blogumu takip edin)
3. Dokuz civarında, ikinci vodka-zencefilinizi yarılamışken (muhtemelen size ikram edilen kanepelerden ya da çantanızdaki grissiniden daha fazlasını görmemiş olacaksınız) hissettiğiniz o hafif baş dönmesi efektine seyirci kalmayın, susmayın, düşmeyin, bağırarak konuşmayın.
4. Siz farkında olmasanız da etrafınızdakilerin sarhoş olmayabileceği gerçeğini unutmayın. Ertesi sabah ben ne yaptım efektiyle uyanmak istemiyorsanız ani kararlardan kaçının.
5. 10′a doğru üçüncü bardağın dibini vurmuşsanız, değerli eşyalarınızı (cep telefonu, cüzdan, kredi kartı) çantanızın fermuarlı gözüne koyun, çantanız yoksa olan bir arkadaşınıza teslim edin.
6. Durun. Biraz şöyle. Arada su ya da limonlu soda için, çakırkeyiflikten sendelemeye varan yolun başında geçici de olsa kendinize gelin.
7. Aynı mekanda kalmayın, dolaşın. En azından takside geçirdiğiniz süreler içkiden uzak durmanıza yardımcı olacaktır.
8. Beğendiğiniz kız ya da oğlanla (eğer o da sizin kadar sarhoş değilse) sakın konuşmayın. Sarhoşu annesi bile sevmez lafını unutmayın.
9. Az önce görüp de bayıldığınız kız/erkek için bir de arkadaşlarınızdan tavsiye alın. Bu sırada iyice bakın. Yanında duranının sevgilisi olmamasına dikkat edin.
10. Telefonu asla kilitli gözden çıkarmayın. On ikiden sonraki çağrıdan hayır gelmez. Aranmayın!
11. Dans edin, kötü enerjilerinizden kurtulun, etrafınızdakilerin ne düşündüğünü unutun.
12. Barmen daha fazla içki vermek istemezse agresif davranmayın. Adamın bir bildiği var. Unutmayın!
13. Aztek‘e gidin. Bomonti’de. Biranın yanında sucuk, mantı, salatalık, peynir yiyin. Ama bulması zordur. Bir bilenin yanına takılın.
14. İnat etmeyin. İzin verin sizi eve bıraksınlar. Arkadaşlarınıza güvenin.
15. Apartmanda gürültü etmeyin, anahtarlarınızı önceden hazır edin.
16. Makyajınızı, pantalonunuzu, ayakkabılarınızı çıkartın, nereye isterseniz oraya bırakın.
17. Mesaj, internet, mail, facebook, twitter gibi iletişimin her türünden uzak durun.
18. Su-alkaseltzer kombosunu uyumadan alın, gecenin devamı için sürahiyi komidinde bırakın.
19. Uyuyun. Sabah sizi pek de hoş bir hava beklemiyor.
Arkası Bugün

“Yine” ya da “gene” diye geçer TDK kullanımlarında. Ben ikisini birleştirip “gine” isimli yeni bir kelime türettim. Örnek: Gine yağmur yağarken şemsiyemi unutmuşum. Gine hikayenin ortasında internet kesildi. Gine öğle yemeği için Lokal‘deyim. Ama napiyim? Çorba, salata, tavuktan oluşan menüsü 11 TL, üstelik Meksika, rokfor soslu, safranlı, şinitzel seçeneklerim var. Bu sırada yan masadakiler ton balıklı penne ve jambonlu fettuchine sipariş verdiler. Gözüm kalmadı dersem yalan. Ama hemen bakışlarımı kaçırdım. Boğazlarında kalmasın.
Selen karşımda.Dana siperişi verdi. Olayın sonrasını anlatıyorum (öncesi için bkz Upper Crust). Diyorum ki “bildiğin gibi işte. Birini hakikaten beğendiğim noktada (tenim öncelikle karar veriyor) bekleme sorunu karşıma çıkıyor. Telefon, mail, Facebok, Twitter. Mesaj yok. İki sayfa kitap, bir bardak su, yarım dakika sonrasında, hala. Durum dört gün tekrarlanan rutine dönüştüğündeyse boş veriyorum. “rebound”lar, pin pon maçları, bugün git yarın gelciler. Klişeler beni aşkın her formundan uzaklaştırıyor. Vazgeçmek kozmik eylem mi, kolektif yalnızlığımızın vardığı son nokta mı? Bir bilsem.”
Kahkaha atıyor Selen. Garson elinde tavuk tabaklarımızla geliyor. Yan masa, DVD kutuları içinde gelen hesaplarına göz atıp, cüzdanları çıkarıyor. Sıradan pazartesi. Monoton şıklığında.
Dedikodu bunlar deli olma
Sabırsızlık. Bir şeyin olmasını beklerken girdiğim ruh hali. Dakika içinde 5 kez facebook güncellemek, her 25 saniyede bir twitter okumak, bunlardan arta kalan zamanlarda gmail’de new, delicious’da son eklenenler, stumbleupon’da enter tuşlarına basmak, msn’de kimler online kontrollerini yapmak. Telefon bilgisayarın yanında duruyor. Çaldığı anda açabilmem için. Ama yok, ısrarla, ekranı aydınlanmıyor. Bir saniye şimdi ışık göründü. Beklenen değil. “Akşam ne yapacaksın” diyen kodadı Ahsen. Ben habere konsantre olmuşken, “bilemiyorum” diyorum, önce aradan çıkarmam gereken bir iş var.
Bu ruh hali hayatıma girdiği anda dakikalar geçmiyor. Kitap alıyorum elime, beni dünyadan kurtarsın diye. İki sayfa sonra aklım başka yerlerde. TV karıştırıyorum biraz. ShowPlus. Dizimax. Goldmax. Geç. Geç. Geç. Gardrop düzelt, komidin topla, çöpü at derken sonunda telefon. Cebimde zaten. “Hadi” diyor Mesela Mehmet, saat “21:00′de Galata Meyhanesi‘nde buluşuyoruz. Ayşe’ye haber vermeyi unutma.”
Masada çerkez tavuğu, muhammara, kabak salata, pazı sarma. Sonrasında Hünkar Beğendi ve irmik helvası. Menümüz fiks, gidişat belirsiz.
İstiklal Caddesi, Orhan Apaydın Sokak 11
Tel: 0212 293 11 39

