Archive for the ‘yüzük’ tag
Ben yalnızım
Kahve Dünyası’ndayım. Kapıdan girdim, yirmili yaşlarında bir oğlan yanıma yaklaştı: “Hoşgeldiniz. Kaç kişi olacaksınız?”. “Ben” dedim, “yalnızım. İnternetiniz var mı?” Çocuk şaşkınlıkla karışık küçümsemeyle bakıp, arkadaki masalardan birini işaret etti. Bomboş mekanda. “Yok” dedim. “Şu cam kenarındakilerden birini tercih edeceğim.”
Sinir oluyorum. Çift olma mecburiyeti mahalle baskısı yüzünden kapanan kadınların sayısını geçti. Rakı içmeye gidiyoruz, her kızın parmağında yüzük, adamların cüzdanında çocuklarının fotoğrafları. Pazar günü Tamirane’de bebek arabaları. Şampanya kadehinde nişan yüzükleri, Yataş’ta iki kişilik koltuklar, sinemeda çiftlere uygun fırsatlar. En son markete gidip beş litrelik Eriklileri ikili paketlerde görünce isyanı bastım. Bekar kalmak için noterden onay mı lazım? Yataktaki yastık, çorabımın sağ teki, kirazın tanesi, küpenin biri, çay tabağı bile özgürlüğünü ilan etti.
Oturuyorum. Önümde bilgisayarım. Yanımda kahvem. Mozaik pastamı bıçak kullanmadan yeme taraftarıyım. Çatalla, tek başına. Telefonum çalıyor. Akşam geliyor musun. Nereye diye soruyorum? Bayram yemeğiymiş. Ben, kocam, Selma, sevgilisi, Cem, karısı, Selim, köpeği. “Yok diyorum. Ben bu akşam evdeyim. İki kişilik yatağıma Heroes’la gireceğim.”
Sallantıda işler

Elbiseyi buldun, altına giyecek ayakkabıyı da. Bunlar zaten iki gün önce denenmiş, ütülenmiş, bir gün önce yeniden denenmiş, bugün bir kez daha ütülenmiş olarak askıda durmaktaydı. Ama asıl sorun bunun yanında takacağın küpe ve kolyede. Altınlar fazla zengin, bakırlar çok pespaye, taşlılar kokoş durdu, danteller hippiden vurdu. Alt tarafı bir doğumgünü partisi deme. Kızlar arası rekabet çok olur. Biri başına bakar, diğeri ayağına. Sonunda gecenin en konuşulan ismi olmak da var, en gülünen kızı da.
Bu yüzden modayı yakından takip eden arkadaşlarından birinin telefonunu buldun, İstanbul’da kimsede olmayan o takıları evine taşıması için talimatları verdin. Beş dakikada yanında. Miss Wax’ın 2009 sonbahar koleksiyonuyla. Kimseye aldırmıyor. Markanın imajı bu. Sağdan karikatür esintileri geliyor, soldan Andy Warhol dalgaları. İkisi tam ortada modern robot çağında yapacağını yapıp, Londra’dan sonra İstanbul sokaklarını da hakimiyetine sokuyor. Kulaklarında sallanan ister adam olsun, istemezsen harfler, çevrendeki bütün kızlardan aynı tepki geliyor. “Bu süper şeker / neşeli/ değişik/ eşi bulunmaz şeyleri nerden aldın?” İstemeye istemeye dilinden laf kaçıyor. “Miss Wax“
sun.day.sky’da neler yaptık?

sun.day.sky’a gittik, bilgisayarı takacak yer, kartları koyacak köşe bulduk. Tanıdıklarımıza “merhaba” diyip, tanımadıklarımızla gülümseştik.
Dükkanlarda dolaştık. Bugga‘daki “Hanım Bilir”, “Beyim Bilir” rozetlerine; Bagie‘de uğraşsan da kopmaz Nano teknolojik çantalara; Milk‘teki Pick Me bardak altlıklarına ve şeytan yüzüklere; Kömürlük‘teki şans bileziklerine; Boa Studio yapımı organik elbiselere hayran kaldık. Hepsininde alacak paramız olmadığından bu festivallik seçim yaptık. Kazanan Pick Me, şeytan yüzükleri.
Bir hotdog’un dörtte biriyle, iki karton bira içtik, patateslerden atıştırıp Uno diye bağırdık. Bu sırada tabii ki kendimize bir masa seçmiştik. Tam Vinyl satışlarının yanında sağda. Bol bol CD, plak bakıp hiçbirinden almadık. Çünkü dedim ya, günlük alışveriş kotamızı Sadi’yle doldurmuştuk. Pop Corn’la gelen arkadaşlarımıza hayır demedik.

Tamirhane’de oturan arkadaşlarımıza yamanıp muhteşem yemeklerin tadına baktık. Açık Radyo DJ’lerinden Ahmet Güneş‘in seti, sun.day.sky’ımızın dönüş noktası oldu. Dinlerken “bu adam kaçta çalıyor, radyoları ayarlayalım” diye konuştuk.
Akşamüştü çocuklar gibi şenlendik. Ayakkabılardan kurtulup voleybol oynadık, frizbi atışıp etraftakileri tehlikeye attık. Bu sırada peşimize takılan köpek alandaki fotoğrafçıların dikkatini çekti. Birden hepimiz ünlendik.
Kayanları, üç topçuları, çimlerde gazete okuyanları, yastıkta kitaba dalanları, kedili kızlarla, köpekli beyleri gördük. Gece de kokteyl bardan plastikte limonatalarımızı(!) aldıktan sonra Sattas izledik.
Eğlendik, bir daha olsun dedik, ama ne yazık ki Cumartesi gösterilen Peter Sellers “Party” filmini kaçırdık.
Beni seç!

İlk görüşte aşık oldum. Kedili kolyeye. Biraz etrafında dolanıp kuyruk salladım. Sonra utanmadan alıp boynuma taktım. Sanırsın benim için kesilmiş. O sırada yüzük kalbimi çaldı. Kırmızı şeytanla, hain balık. Onları da parmaklarıma takındım. Ve yanılmaktasınız elbette kolyeden vazgeçmedim.
Bu hikaye çarşamba öğleden sonrasında Milk Gallery’de geçiyor. Tünel’den Galata’ya inerken pilavcıları ve ananasçıları geç, solunda kalan aralıklardan birinde tabelasını göreceksin. Aşağıya, sokağın sonuna. Davetkar kapıdan içeri gir. Galerinin kendisi, getirdiği sanatçılar, tuğla duvarları hakkında yüzlerce paragraf yazılabilir ama şimdilik pleksiglastan imal edilmiş takılara odaklanalım. Sadi Tekin tasarımcının, Pick Me markanın adı. Koleksiyonunu kolye ve yüzüklerle sınırlı tutmuş. Kolaysa seçme!
Yüzükler iki ya da daha fazla renkli dairenin birbirini tamamlamasıyla bütünleşiyor, kolyeler seni ya melek ya köpek yapıyor. Oğlanın yaratıcılığına diyecek yok. 40 TL Milk’in kasasına giriyor, yüzük benim parmağıma.
PazArt’da pazar, fişte ne yazar?

Sübjektif ve acımasız olmak zorundayım. PazArt’taydım. Cihangir Sanatçılar Parkı’nda pazar günleri yapılan etkinlik. Her hafta değil, yüksek talep olmazsa bugün son. Üçte açılacağı duyuruldu ama gittiğimde tezgahların yarısı boştu. Önemli değil, açık olanlardan tura başladım. Kırmızı patikada paçalarım tozlanarak.
Ortam. Soğuk. Havadan değil, muhtemelen cumartesi tüketilen alkol miktarından. Kesinlikle fotoğraf çekemezsiniz diyen kızı, tezgahında dört kolye, iki küpe olan kadını, ne yapacağını şaşırmış Fransız aileyi geçtikten sonra ilk durağım sağdaki Bagie çantacısı. Kullandıkları madde kağıt, üzerine çizdikleri desenler eşsiz. Fiyatlar 49-69 TL arasında. Çevre dostu, şekilli, karizmatik. Bir çantadan beklediğiniz her şey onda. Bugünlük almadım, daha çok çeşit için Mecidiyeköy’deki ofislerine gitmek niyetindeyim.

Arada yakınlık kuramadığım iki üç tezgahı, bir iki de biblocuyu görmezden gelip Eser Özbek vitrinine takıldım. Dikdörtgen çantalar, ona buna benzemek istemeyen kadınların seçimi. Postişler ve çiçekler 2009 esintisi. Yakında Adam&Eve ve Ece Sükan Vintage’da satışlarına başlanacak koleksiyonun tanıtımına denk geldim. Ne mutlu. Fiyat 60 TL. Değer mi? Değer.
Taçlar, takılar, fularlar, kısırlar, konuşanlar, börek açanlar, turta satanlar, lambacılar arasında kaybolmuşken bana şunlar heyecan verdi:

1. Flamboyan defterleri. Çünkü deftere zaafım var. 10, 100, 1000 yetmez, bin birinciyi alırken tereddüt etmem. Hele bir de çizgisizse verin bana üç beş tane!
2. Milk Gallery standında görüp de aşık olduğum, aşık olup da Deniz’i aradığım, arayıp da on dakika kedilerin ve balıkların ne kadar sevimli olduğunu anlattığım Sadi Tekin’in Pick Me koleksiyonu. Oğlan gerçekten başarılı. Renklerin hastasıyım. Sadi hakkında bir yıllık yazısı: Cehennemden çıkmış dahi.
3. Zeynep Dilman‘ın kafa süsü niyetine yaptığı tokaları, küçük şapka konumundan hayatımıza giren tasarımları. %40 Audrey Hepburn, %60 Carrie Bradshaw. Nereden bakarsan bak, düğün ve nişanda tarzın var.
Yirmi iki dakika. PazArt’da kaldığım zaman. Memnuniyet ibresi yetmişleri zorladı. Üzülerek söylüyorum Londrada bunun aslı var.
Kelepir İstanbul malları

Gittim. Gördüm. 10 dakikada terk ettim. 2. Galata Tasarım Festivali ne yazık ki modanın pırıltısını yakalayamamış. Dükkanlar, tezgahlar fazlasıyla ıssız kalmış. Yine de şehirden sorumlu blog bakanı olarak görevimi yerine getiriyor ilgimi çeken bir iki detayı sizinle paylaşmak istiyorum.
Zeynep Aksungar büyük yüzükler, altın kaplama metaller, bir iki inci hilesiyle güzel işler çıkarmış. Eşsiz diyemem ama kesinlikle modern. http://avsargurpinar.com/ sitesine baktım ama inanın az önce gördüğüm işleri anımsayamadım. http://1000voltdesign.com/‘un bir süredir takipçisiyim. Yaptıklarını izlemekten asla bıkmıyorum. Ne yazık ki dünyaya ismini de haykırmıyorum. Ama mutlu haber Monocle dergisine haber olmuşlar. Derginin delisiyim. Tebrikler. http://www.bundesign.com/ her zamanki çizgisinde, gerekmese de alınan ev aksesuarları, son anda kapılan hediyelik kategorisinde. http://yumusakseyler.com/ sitesi muhteşem, işlevsellik konusunda sınıfı kanaatten geçer.
Dokuz dakikayı doldurdum. Utanarak söylüyorum sıkıldım, susadım. Yan sokaktaki Hammam’a zeytinyağlı sabun almaya giderken http://www.takeaway-istanbul.com/tezgahının önünden geçtim. İki adım ileri, bir adım geri, gözucuyla panodakilere baktım. Sonra 45 derece dönüp iPhonu’yla oynayan adamdan kart kaptım. Süper Kahraman yastıklar, I Love Çay Simit t-shirt’leri muhteşem. Mustafa Pin kahkahaya bedel. Cem Dinlenmiş’in mutfağında çalıştığı proje bence Tasarım Festivali’nin açıkara birincisi. Çantalar 18, lamba 55, rozetler 2, Boğaz yüzüğü 35 TL.
Hurdadan altın yaratma

Dünyanın çeşitli yerlerindeki pazarlardan topladığım küpe, kolye ve yüzükler ayakkabı kutusununun içinde kaynaşıyor. Bilezikler biraz daha uzaklarda, unutulmuş eşyalar diyarında alt sıralarda. “2 liraymış aliyim, sarı ayakkabıya kesin gider, düğünde takarım sükse yaparım,” diyerek aldığım takıların çoğu ikinci kez karşıma çıkmıyor. Bir dönem Simi adasındaki küçük dükkandan aldığım Babylon marka yüzüğüm, ertesi hafta H&M’den aldığım çakma tek taşım. Takı seçimimi ruhu haliyeme bıraktım.
Benim sorunum sıkılmak. Gece biraz uzadı mı, saçımı toplamakla başlayan rahatlama turlarına, cüzdanı boylayan yüzükle, çantaya atılan kolye eşlik ediyor. Son bir saati hafiflemiş olarak kapatıyorum. Aslında biliyorum takının da modası var. Uzun kolyeler çıkıyor altın zincirler boyna dolanıyor. Onlar işportaya düşünce meydan boncuklu iplere kalıyor. Tıpkı çoraplar gibi takılar da mayıs ayında on altı kez giymeği başardım kotumun çehresini değiştiriyor. Bu yüzden zaten sonunu bile bile, yine cüzdandan bir ellilik çıkarıyorum. http://ebrudanyal.com/‘da bahsi geçen kolyeye talip oluyorum. Site biraz karmaşık, çizimler fazla renkli gelse de fazla süslü bilezikleri geçince aradığımı buluyorum.
